<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085</id><updated>2012-03-01T01:20:11.970-08:00</updated><category term='eski ahit'/><category term='Kotor'/><category term='Yarış'/><category term='Acı'/><category term='Çanakkale'/><category term='samimiyet'/><category term='Yurtdışı'/><category term='Geleneksel Atlı Okçuluk'/><category term='Aladağlar'/><category term='Hırvatistan'/><category term='İçgüdü'/><category term='medcezir'/><category term='Şavtat'/><category term='Yedigöller'/><category term='Negatif'/><category term='Film'/><category term='Horon'/><category term='Tepe'/><category term='Savaş'/><category term='Budva'/><category term='Dağ'/><category term='Rize'/><category term='Raks'/><category term='Pokut'/><category term='Casablanca'/><category term='Kamp'/><category term='Müzik'/><category term='kayseri'/><category term='Bosna'/><category term='Sergi'/><category term='Kazım Koyuncu'/><category term='Karadağ'/><category term='proje fotoğrafçılığı'/><category term='şaban ok'/><category term='Sanat'/><category term='tren garı'/><category term='Old Cİty'/><category term='Kültür'/><category term='Mimari'/><category term='empati'/><category term='Katır'/><category term='Yarışma'/><category term='Karagöl'/><category term='yaşanmışlık'/><category term='Hikaye'/><category term='Yol'/><category term='emek'/><category term='Yayhalı'/><category term='Dubrovnik'/><category term='Schrödinger&apos;in Kedisi'/><category term='sunum'/><category term='Mutluluk'/><category term='ego'/><category term='Ufad'/><category term='Sinema'/><category term='Gezi'/><category term='Karadeniz'/><category term='Biyografi'/><category term='Sokak'/><category term='Kapuzbaşı'/><category term='Çadır'/><category term='Dağcı'/><category term='Kına'/><category term='Parkur'/><category term='Talas'/><category term='Sinemasalı'/><category term='Mostar'/><category term='seri fotoğraf'/><category term='Zirve'/><category term='Yayla'/><category term='Murat Ziya Öztürk'/><category term='Sam'/><category term='Balkanlar'/><category term='Ateş'/><category term='siyah beyaz ümran tunoğlu yaşam'/><category term='Biga'/><category term='Ayder'/><category term='Artvin'/><category term='Köroğlu'/><category term='Fotoğraf'/><title type='text'>UFAD</title><subtitle type='html'>Ulusal Fotoğraf Amatörleri Derneği</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ufadyaşam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04711665655965001456</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Hf8dBjx7mW8/TVI0kDizS1I/AAAAAAAAAAs/aExbS8szE0g/s220/41592_74491927019_9287_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>84</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8746201548932795235</id><published>2012-02-26T10:26:00.010-08:00</published><updated>2012-02-29T10:05:27.897-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='proje fotoğrafçılığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seri fotoğraf'/><title type='text'>Fotoğrafik Duygulanımlar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projeye nazır…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7rcMm1WNd3A/T0p51HgxofI/AAAAAAAAAeA/6XQ4XhZDKok/s1600/IMG_7067%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 609px; FLOAT: left; HEIGHT: 313px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5713513030729441778" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-7rcMm1WNd3A/T0p51HgxofI/AAAAAAAAAeA/6XQ4XhZDKok/s320/IMG_7067%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf tek başına düşündürür, güldürür, anlatır, ağlatır, durdurur, susturur… Fotoğraf pek çok duygu ve düşünceyi harekete geçirir. Nitekim duyuların en önemlisi olan görme duyusuna hitap etmektedir. Anlattığım karşıdakinin anladığı kadardır diye bir söz var. Bu söz, fotoğrafa uyarlandığında; fotoğrafı çeken, karşısına geçip seyrederken düşünür. Çektiği anı hatırlar, geçmişi, hayalleri aklına gelir. Seyirci de fotoğrafla geçmişe gitmenin yanı sıra hayallere dalar. Yani yaşadıklarıyla sınırlı değildir algısı. Tek bir fotoğrafla pek çok duygu, düşünce harekete geçer. Olan biten anlarla sınırlıdır. Ya da kalemi kağıdı aldırır insana, konuşur durur yarası kaşınan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf serisi, sergilemiş olsun sanatçı. Seyreden kişi, bu serideki hallere bürünür. Akar gider o anlarda. Yerinde olmak ister. Seri sunum, empatiye destek verir. Tek bir fotoğraf değildir. Öncesi ve sonrası vardır kendini bulduğu fotoğrafın. Artık seyredene bırakmaz sanatçı hayal kurmayı. Kendi hayaline yön vermiştir. ‘İşte bu benim hayalim. Ne dersin?’ der gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir gün, özel bir gün için, yalnız da değil, o gün için ortak özelliğinizin olduğu diğerleri ile çalışmak gerektiğinde işler değişir. Özel günü, örneğin kadınlar gününü yansıtmak gerektiğinde ve ahengi bozmamanız istendiğinde sadece siz değil, tüm proje çalışanlarının kafası karışır ve ne üretmesi gerektiği konusunda kendini tıkanmış hisseder. Gönüllüdür bu yolda sanatçı. Çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projedir, amaç bellidir. Süreç planlanmıştır. Görevler tanımlanmış, süre hesaplanmış, değerlendirme toplantı zamanlarına karar verilmiştir. Ama ya sanatçının duygulanımları, ruh halleri ilham zamanları… Bunlar nasıl harekete geçirilir. Feyz almak için örneklemeler havuzda paylaşılır, ilham gelsin diye sözler, şarkılar hediye edilir… Peki ne zaman gelirdi bu ilham? Peki ya gelmezse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalar başlar, zaman daralır, fotoğraf sanatçıları zamanla yarışamaz. Canı sıkılır. Durmaz çalışır. Bitime az kala proje çalışanlarından fotoğraf gelecektir. Asla tam sonuca ulaşılamayacaktır belki ama en iyi fotoğraf ya da her neyse işte en iyi sanat eseri diye de bir şey yoktur. Çabalamış olmak vardır. Süreçte daim olup nihayete ulaşmak vardır. Kendine dönmek vardır. Sonunda bir bardak demli çay eşliğinde dostlarla yorgunluk atarken, kadınların ne kadar güzel varlıklar olduğu üzerine konuşmak vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve o gün, özel bir gün için bir araya gelindiğinde, eserlerden önce yüzler vardır. Gülümseyen insan yüzleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye Ersoy&lt;br /&gt;UFAD XX&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8746201548932795235?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8746201548932795235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/fotografik-duygulanmlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8746201548932795235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8746201548932795235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/fotografik-duygulanmlar.html' title='Fotoğrafik Duygulanımlar'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-7rcMm1WNd3A/T0p51HgxofI/AAAAAAAAAeA/6XQ4XhZDKok/s72-c/IMG_7067%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-7961208005576207822</id><published>2012-02-17T14:51:00.000-08:00</published><updated>2012-02-17T22:21:28.507-08:00</updated><title type='text'>Renklerin Düğünü EBRU</title><content type='html'>‘&lt;em&gt;Zan etme ki bu eşgalin halikiyiz senle ben&lt;br /&gt;Gafil olup şirke dama bir faildir işgören &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fırça, çanak, boya, tekne vasıtadır bilmiş ol&lt;br /&gt;Hep suver-i ilmiyyedir mezahirde görünen’&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;Mustafa DÜNGÜNMAN&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hmMSTz8l7bg/Tz9C_MAykuI/AAAAAAAAAdw/wWZ8-2cCE7g/s1600/hgaran1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 212px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710356505852809954" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-hmMSTz8l7bg/Tz9C_MAykuI/AAAAAAAAAdw/wWZ8-2cCE7g/s320/hgaran1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Benzeri çok olan ama asla aynısı olmayan ebru, gelenekli sanatlarımız arasında hikmeti, içinde bulunduğumuz son yarım asırda saklı olup görebilen gözler için bir ümit çiçeğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hat, tezhip, minyatür vb. gelenekli sanatlarımız, Türk Medeniyeti içinde tekamülünü tamamlayıp klasik dönem dediğimiz sanatta zirve döneminin yetişen büyük sanatkarlarıyla yaşamış ve günümüze kadar da varlığını en güzel şekilde sürdürmüştür. Ebru ise gelenekli sanatlarımız arasında yüzyıllardır daha çok diğer sanatlara hat, ciltçilik vb. yardımcı olan ve onlarla birlikte varlığını sürdüren bir sanat olarak hep var olmuş, ancak müstakil bir sanat olarak varlığını tam anlamıyla göstermesi için sanki yaşadığımız asrı beklemesi gerekmiştir. Nasıl ki diğer geleneksel sanatlarımızın merkezi İstanbul olmuşsa ebrunun da bugün merkezi yine İstanbul olmuştur. Son yarım asırda yetişen ebru sanatçıları, bu sanatımıza bugün altın çağını yaşatmaktadırlar. Burada Üstad Mustafa Düzgünman’ın bu sanatımızın kaybolmaması için verdiği emeği ve ebru ile ilgili yazdığı ebruname isimli şiirden bir bölümü hatırlatmadan geçemeyeceğim :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Besmeleyle tezgah açıp, ebru yapan kişiyiz&lt;br /&gt;Fırça ile, su üstünde hüner satan kişiyiz&lt;br /&gt;Üstadımız Özbek Şeyhi hem Necmettin Hocadır&lt;br /&gt;Büyükleri boyun kesip, hakka tapan kişiyiz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebrunun diğer sanatlara göre farkılılığı su ile olan ilişkimizde saklı. Su insanın yaşaması için nasıl en temel ihtiyaç ise ebrunun yapılabilmesi için de gerekli ve en temel malzemedir. Ayrıca bütün renkleri, suyun renksizliğine göre belirliyoruz. Her türlü fiziksel, kimyasal olaydan etkilenen bir varlık olan SU, tabiatta üç halde bulunabiliyor. Katı, sıvı, gaz... İşte ebru sanatçısı ebru teknesinin başına geçtiği zaman, bir fizikçi gibi, bir kimyacı gibi herşeyi hesap ederek ebru yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta herkesin, bende yaparım düşencesine kapıldığı ebru sanatı ne var ki teknenin başına geçip fırçayı elimize alıp boyaları serpmeye başladığımızda bu sanatın ne kadar ince ve hassasiyet gerektirdiğini, tecrübe edeceksiniz. Ebruyu öğrenmek, bir uçağı piste indirmeyi öğrenmek gibidir diyebiliriz. Görünüşte basit ama uzun bir tecrübe ve emek gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ebru sanatçısı teknesini duayla açar ve tekenenin başında ebru yaparken, sabrı öğrenir, nefsini terbiye eder, gönlünü doyurur. “Yapılan her ebru ise sanatçısının kalbine tutulan bir ayna oluverir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın karmaşıklaştığı ve bilgi yığınları arasında sıkıştığımız bu günlerde, insaların stresten, sıkıntıdan kurtulmasının güzel yollarından biri olduğunu hatırlatarak gören gözler için bir ümit çiçeği olan ebru ile ebruli günler dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hüseyin Garan (nam-ı diğer Hiç)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-7961208005576207822?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/7961208005576207822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/renklerin-dugunu-ebru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7961208005576207822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7961208005576207822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/renklerin-dugunu-ebru.html' title='Renklerin Düğünü EBRU'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-hmMSTz8l7bg/Tz9C_MAykuI/AAAAAAAAAdw/wWZ8-2cCE7g/s72-c/hgaran1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-4515861441734285349</id><published>2012-02-11T13:24:00.000-08:00</published><updated>2012-02-17T03:37:24.101-08:00</updated><title type='text'>Sanat Eleştirisi</title><content type='html'>SANAT ELEŞTİRİSİ&lt;br /&gt;Eleştiri; bir eserin biçim, içerik, anlam, simgesel anlatım ve eserin verdiği mesajı ortaya koyarak, sanatçı ve yapıtı arasındaki ilişkiyi ve ‘neyi, nasıl anlatıyor?’ sorusuna cevap aramak için yapılan yargılama işidir.&lt;br /&gt;Sanat eleştirisi, asla bir karalama değildir. Yapıtın karşılaştırma yoluyla gerçek değerini ortaya çıkarmak, eserin eksik yönlerini söylerken sanatçının hatalarını görmesini sağlamanın yanı sıra eserin güzel/başarılı olan taraflarını da ekleyerek sanatçının kendini geliştirmesine katkı sağlamaktır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;FOTOĞRAF ELEŞTİRİSİ&lt;br /&gt;Fotoğrafta kesin okuma formülleri yoktur. Fotoğraf sübjektiftir. Fotoğrafı okumak için bilgi birikimi, tecrübe ve fotoğrafçıların eserlerinin ve fotoğraf akımlarının bilinmesi gerekir. Fotoğraf sanatı başta resim olmak üzere diğer sanat dallarına göndermeler yaptığından sanat tarihinin de bilinmesi gerekir. Sanat tarihindeki akımlardan yararlanılırsa fotoğraf daha kolay okunabilir. Sanat tarihi, resim, heykel, psikoloji, sosyoloji, estetik, felsefe, antropoloji vb. fotoğraf okumak için başvurulacak dallardır.&lt;br /&gt;Morris Weitz sanat eleştirisi için dört aşama önermiştir.&lt;br /&gt;Betimleme:&lt;br /&gt;Konu, form, üslup ve format betimlenir.&lt;br /&gt;- Sanatçının ismi nedir?&lt;br /&gt;- Bu sanat yapıtının yaratıldığı tarihsel dönemde yer alan bazı olaylar nelerdir?&lt;br /&gt;- Yapıttaki nesneler nelerdir?&lt;br /&gt;- Yapıtta var olan anlamlı sanatsal unsurlar incelenmelidir. Form konunun sunuluş şeklidir. Kompozisyon, ışık, renk, denge, zıtlık, makinenin konumu, bakış açısı, kadraj, bir merceğin odak uzaklığı, alan derinliği, keskinlik, gren vb.&lt;br /&gt;Nokta, çizgi, biçim, ışık (sert, yumuşak, doğrudan, yansıtarak, geliş açısı, etkisi vb.), renk doku (mermer, kaya, sıva, kumaş, kadife, ahşap, demir vb.), kütle, hacim, mekân (gerçek, dekor, iç, dış vb)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üslup:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok farklı sanat eserleri arasındaki benzerliktir. Üslup, zaman ve felsefe ile oluşur.&lt;br /&gt;Format: Hangi malzeme?, ne tür kâğıt?, film boyutu nedir?, siyah beyaz mı renkli mi olduğu, nasıl bir makine ile çekildiği, objektif ve alan derinliğinin etkileri nasıl, fotoğraf net mi flu mu? sorularının yanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Analiz:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu aşamada sanat yapıtında kullanılan en belirgin sanat ilkeleri ele alınır: denge, karşıtlık, öne çıkarma, uyum, çeşitlilik, birlik, derecelendirme, hareket, ritim, oran, derinlik, kompozisyon.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorumlama:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sanat yapıtı hakkında şimdiye kadar öğrendiklerimizi temellendirerek sanatçının ne söylemeye çalıştığını düşünüyorsunuz? Sanatçı bu sanat yapıtını neden yaratmıştır? Ne anlama geldiğini düşünüyorsunuz? Bu yapıta baktığınızda içinizde ne gibi duygular uyanıyor? Bu sanat yapıtında simgeler olduğunu düşünüyor musunuz? Fotoğraflanan kişi/nesne neyi çağrıştırıyor? Kurgu var mı? Hissediliyor mu? Konumu nedir? Giysileri neyi simgeliyor? Kullanılan aksesuar nedir? Fotoğrafın dışında neler olabilir? Görüntü neyin içinden soyutlanmış? Betimleme ile ortaya çıkan sübjektif gerçekler eleştirmenin yorumudur. Yorumlama betimlemenin üzerine oturmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yargı:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu sanat yapıtından hoşlanıyor musunuz? Onun iyi bir sanat yapıtı olduğunu düşünüyor musunuz? Onun önemli bir sanat yapıtı olduğunu düşünüyor musunuz? Bu sanat yapıtını evinize asmak ister misiniz? Bu sanat yapıtı müzeye konacak kadar iyi bir sanat yapıtı mı? Yargı bir takım gerçekler ve bilimsel bir temel üzerine oturmalı. İyi, kötü, yararlı, eksik, zayıf, güçlü, orijinal gibi belirttiğimiz iddiaların nedenleri ve kriterleri olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wnL2t7sF8so/Tzbec1hQDTI/AAAAAAAAAco/UQQ-4-dMIw4/s1600/1184969319_31bb656e0f_b.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 632px; FLOAT: left; HEIGHT: 328px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707994164722928946" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-wnL2t7sF8so/Tzbec1hQDTI/AAAAAAAAAco/UQQ-4-dMIw4/s400/1184969319_31bb656e0f_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oscar G.Rejlander, The Two Ways of Life, 1857.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğraf Rejlander tarafından 30 adet negatif filmden montajlanarak 31x16 inch boyutlarında iki parça kâğıt birleştirilerek basılmıştır. Fotoğrafta, şehri ve ülkeyi ayıran sınırı betimleyen kemerin ortasında görünen baba ve iki oğlu bulunmaktadır. Biri hayatın tembellik, kumar, şarap ve zevklerine yönelişi simgelemekte, diğeri ise dini, merhameti ve çalışmayı simgelemektedir. Ortada yüzü örtülü çıplak kadın pişmanlığı ve günahlarından arınmayı anlatmaktadır. Fotoğrafta göze çarpan en önemli nokta, farklı ahlaki seçimlerin yarattığı sonuçları ortaya koymasıdır. Fotoğrafa bakıldığında birbirinden tamamen zıt uç noktada hayatların aynı fotoğrafta olması izleyicilerin tüm fotoğrafı rahatsız edici bulmalarına neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BGf283RcJcs/TzbfUhyw3wI/AAAAAAAAAdA/QJcRkBUGnSg/s1600/P1981-80-3.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 146px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707995121500348162" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-BGf283RcJcs/TzbfUhyw3wI/AAAAAAAAAdA/QJcRkBUGnSg/s200/P1981-80-3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Lewis Hine, SteamFitter, U.S 1921&lt;br /&gt;Boyutlar: 42,1 x 30,9 cm (16 x 12 3/16 inç 9/16)&lt;br /&gt;Ford Motor Company Collection, Ford Motor Company ve John C. Waddell, 1987 Hediye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DmWfJV3B4Ls/TzbfsJfr0gI/AAAAAAAAAdM/i4apn8id92k/s1600/tumblr_lupneeCkrp1qzos2ro1_400.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 158px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707995527294734850" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-DmWfJV3B4Ls/TzbfsJfr0gI/AAAAAAAAAdM/i4apn8id92k/s200/tumblr_lupneeCkrp1qzos2ro1_400.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Alfred Stleglitz, Georgia O’Keeffe, 1918&lt;br /&gt;Stleglitz, O’Keeffe’nin sadece vurucu yüz ifadesini değil aynı zamanda resim yapan ellerini vurgulayan geometrik bir kompozisyon yaratmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meral İlgün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:&lt;br /&gt;• http://www.metmuseum.org/erişim tarihi: 10.02.2012.&lt;br /&gt;• TERZİ MU, Fotoğraf Okuma ve Eleştiri, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.&lt;br /&gt;• Niğde üniversitesi resim öğretmenliği bölümü sanat eleştirisi ve fotoğrafçılık ders notları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rKxmKWeYq6M/TzbfEgl5L9I/AAAAAAAAAc0/1UVYghFKOiI/s1600/P1981-80-3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-4515861441734285349?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/4515861441734285349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/sanat-elestirisi_11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4515861441734285349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4515861441734285349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/sanat-elestirisi_11.html' title='Sanat Eleştirisi'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wnL2t7sF8so/Tzbec1hQDTI/AAAAAAAAAco/UQQ-4-dMIw4/s72-c/1184969319_31bb656e0f_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8020286464688623037</id><published>2012-02-04T09:24:00.000-08:00</published><updated>2012-02-04T09:29:33.957-08:00</updated><title type='text'>9...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1U-a33SNCKw/Ty1qv2UXf7I/AAAAAAAAAb4/bhN9T4DPRvM/s1600/DSC_0092.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 268px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-1U-a33SNCKw/Ty1qv2UXf7I/AAAAAAAAAb4/bhN9T4DPRvM/s400/DSC_0092.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5705333673215623090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ulusal   &lt;br /&gt;Fotoğraf   &lt;br /&gt;Amatör    &lt;br /&gt;Dernek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu dört kelimenin bir araya gelip de yaşamımda önemli bir rol oynayacağı aklıma gelir miydi? Sanmam. Farklı bir dünya gibi UFAD. Normal olmayan insanların olduğu… Normal? Hayata herkes gibi bakmayan insanlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf çekmeyi bu kadar çok seven 30’a yakın insanı bir arada görmek garip gelmişti bana? Farklı meslek dallarında, çeşitli yaş aralıklarında birçok insan vardı. İlginçti… Zamanla sevdim, benimsedim… Cuma günü sevilir, Cumartesi daha çok sevilir. Ama günlerden en çok Salı sevilir… Salı akşamları anlamlıydı artık benim için. Bir nevi terapi görevi gördü. Güldük, öğrendik, eğlendik, yeri geldi zorlandık… Fotoğraf gezilerine gittik. ‘’Biz’’ olduk. Aynı amaç için bir araya geldik. Hep beraber hareket ettik… Yer, yol bilmeden farklı yaşam alanlarına gittik. Aynı havayı içimize çektik. ’’Çay’’ bile daha farklı artık. İnsanları birbirlerine bağlayan içeceğin adı ‘’Çay’’mış meğer. Yeni öğrendim. Eski evler anlam kazandı.., Renkli duvarlar, kırık camlar, insanlar… Sıcak insanlar tanıdım ben UFAD’da, karşılılık beklenmeden yapılan iyilikler gördüm, gülen gözler, samimiyet gördüm… Görünmeyen gerçekleri görmek. Sosyalleşmek. Düşünmek. Kıskanmak. Merak Etmek. Sevmek. Umutla hayata bakmak. Fotoğraf çekmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UFAD’dan sonra uğurlu sayım 9, uğurlu günüm Salı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizleri tanıdığım için mutluyum 9.sezon dostlarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seda TUFAN&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8020286464688623037?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8020286464688623037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/9.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8020286464688623037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8020286464688623037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/9.html' title='9...'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1U-a33SNCKw/Ty1qv2UXf7I/AAAAAAAAAb4/bhN9T4DPRvM/s72-c/DSC_0092.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8689995607672510978</id><published>2012-02-03T05:29:00.000-08:00</published><updated>2012-02-03T05:35:02.991-08:00</updated><title type='text'>Başlarken...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Evet UFAD... UFAD ne mi? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;'Ulusal Fotoğraf Amatörleri Derneği'&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu günlerde yoğunlaştığım, kendimi orda ve fotoğraf çekerken rahat hissettiğim yer…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlk başlarda sadece bir eğitimdi… Ama o eğitimdeki insanlarla tanışınca, bazı şeyleri paylaşınca oranın sadece bir eğitim yeri olmadığını anladım... Arkadaşlık, abi, abla, kardeş ilişkileri o kadar güzel ki!... UFAD'ın bana fotoğrafçılık bilgileri haricinde kattığı en önemli şey bu sıcak ilişkiler oldu sanırım. O yeşil sandalyelerde oturmak, hocalarımızı fotoğrafla alakalı konuları anlatırken pür dikkat dinlemek… Gülmek, eğlenmek, hafta sonraları gezilere gitmek. Gezilerimizde köy ahalisi ile konuşmak, onlarla ufak da olsa bazı şeyler paylaşmak, çoçukların yaşlı teyzelerin garip bakışları altında birkaç fotoğraf karesi yakalamak için birbirimizle mücadele içine girmek, karşımıza bir köpek çıktığında, dönüp arkamıza bile bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşmak… Gerçekten paha biçilemez şeyler… Fotoğraf çekmeye başlamadan önce, fotoğraf sanatıyla uğraşan kişileri her zaman entel, kendini beğenmiş, ego sahibi insanlar sanırdım ama yanılmışım. İçten ve sıcak davranışları, esprileri… Düşündüğümden çok ama çok farklı olduğunu anladım. Bilgi olarak da onlardan çok şey öğreneceğime eminim. UFAD çatısı altında toplandığımızda tüm sıkıntılarımızdan bir iki saatliğine de olsa uzaklaşıyoruz. Üzüntüler yok oluyor ve sadece fotoğrafa yoğunlaşıyor ona adepte oluyoruz. Diyafram ne demek? Estantene mi hiç duymadım. Ama artık biliyoruz. Ben ve birkaç arkadaşımın da zorlandığı ama başaracağımız kompozisyonlar. Molalardaki çay keyfimiz, yanında olmazsa olmaz muhabbetlerimiz, kahkahalarımız… Yapılan esprilerin havalarda uçuşması. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz bir bakmışız ki eve gitme vakti gelmiş. Bir sonraki haftayı ve Pazar gününün gelmesini iple çekiyoruz. Fotoğraf çekmek, başarılı karelerimizi paylaşmak… Hele paylaştığımız kareler, beğenilirse o zaman işte sevincimiz, heyecanımız hat safhalara doruk noktasına varıyor ve daha bir sıkı sarılıyoruz fotoğrafa, fotoğrafçılığa... Hani küçük çocuklar yeni yürümeye başlarken yürümenin verdiği keyifle ve başarabilmenin sevinciyle yüzünde gülücükler açar ya, bizim de fotoğraflarımız sevilince o duyguda oluyoruz. Değişik ve garip şekillerde kahkahalar, birden çığlık atmak, kendi kendimize alkış tutmak, yanımızda kim varsa ona sebepsiz yere sarılmak... İnşallah bu hevesimiz, heyecanımız, isteğimiz, çabamız körelmez. Her zaman doruk noktalarda olur. Başımıza aksilikler de gelse arabamız kara da saplansa, kaza da yapsak tekrardan hiçbir şey olmamış gibi ''Gelecek hafta nereye gidiyoruz?’’ sorusunu sorabilmektir aslında fotoğraf çekme isteği ve heyecanı… Bu isteklerimiz ve heyecanımızın yanı sıra arkadaşlıklarımızın da bitmemesi dileği ile… Işığınız bol, kadrajınız şenlikli olsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hüseyin Safa ARI&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;9.Sezon &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8689995607672510978?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8689995607672510978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/baslarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8689995607672510978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8689995607672510978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/02/baslarken.html' title='Başlarken...'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1083825537934136304</id><published>2012-01-12T02:37:00.000-08:00</published><updated>2012-01-12T02:44:59.101-08:00</updated><title type='text'>Hep yad edelim ...</title><content type='html'>Sana büyük bir sır söyleyeceğim "Korkuyorum senden"&lt;br /&gt;Korkuyorum yanın sıra gidenden&lt;br /&gt;Pencerelere doğru akşam üzeri&lt;br /&gt;El kol oynatışından, söylenmeyen sözlerden&lt;br /&gt;Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim "Kapat kapıları"&lt;br /&gt;Ölmek daha kolaydır sevmekten...&lt;br /&gt;Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam&lt;br /&gt;Sevgilim&lt;br /&gt;(ELSAya şiirler)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tunakahve.com/?attachment_id=730" rel="attachment wp-att-730" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar şair Aragon’la nedense aram çok iyi. Yazdığı dizeleri okudukça algı ayarlarımı yeniden yapılandırıyormuşum gibi geliyor bana... ve daha çok çıplanıyorum yaşama ve zamana ne de olsa ölmek daha kolaymış diyorum. Sonra bırakıyorum kendimi gündelik telaşlara ve yapıla gelmiş alışkanlıklara dalıp gidiyorum. Tabii ki bir fark oluşuyor benliğimde. Eskisinden daha çok şimdiki anlari duyumsamak ve dokunmak istiyorum.&lt;br /&gt;Yaşamın her anına yekvucüt sarılmak, varlığımı hissetmenin hazzını yaşamak istiyorum. Örneğin yanımda küçük çocuklar varsa kucaklıyorum, onlarla beş dakika da olsa oynuyorum, çevremde yaşı ilerlemiş olan insanları daha sık dinliyorum, dertleri ne ise çözemesemde ortak olursam belki de azalır diliyorum. Ailemi destekliyor ve güveniyorum. Dostlarıma sımsıkı tutunuyorum, aklıma takılanları, endişelerimi, sevinçlerimi paylaşıyorum. Sevdiklerimi ihmal etmiyor, seslerini duydukça ve onlarla sohbet ettikçe zamanın yumuşak terennümünü duymuş gibi oluyorum. İşimde daha iyi nasıl olabilirim diye arızalarımı kontrol ediyorum. Zaman zaman dinlediğim müziklerle dünya turuna çıkıyorum. Kendimi füzyon mutfağında zannedip farklı lezzetler deniyorum, genelde trafikte sıklıkla küfür de ediyorum... Velhasıl kelam yaşamın nabzına yakın olabilecek ne varsa onu yakalamaya çalışıyorum. Bu arada hayal dünyamı da aşkla, ışıkla bezemeye çalışarak yenilikleri takip etme gayretini de elden bırakmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafla içiçe olmak bu bağlamda beni çok motive ediyor, çalışmalarımda düşünmek, zorlanmak, öğrenmek, yapamamak ve sonra ''yaptık galiba'' diyebilmek hoşuma gidiyor. Bu çabaların içinde yeni insanlar tanımak ufkumu genişletiyor . &lt;br /&gt;Fotoğrafla olan bir bağım da yaşadığım şehirdeki üye olduğum dernekle ilgilidir. Her hafta yaptığımız toplantılar ve ara sıra düzenlenen gezilerle motivasyonumuzu daha canlı tutmaya çalışılmaktayız. Yine yaptığımız toplantılardan birinde yani geçen hafta; Şaban Ok arkadaşımın hazırladığı ”sahipsiz fotograflar” sunumundan çok etkilendim. Sunum sahipsiz, terk edilmiş fotoğraflardan oluşan 1920'li yıllara ait Heybeliada’daki yaşam kesitlerini aktaran bir fotoğraf sunumuydu. Belli ki nesiller sonra miras paylaşımında fotograflar sokaklara düşmüştü. Ve anların kıymetini bilen kemali hürmet sahibi bir insanın eline geçmişti de bizlerede o kıymetten nasibimize düşeni almak kalmıştı.&lt;br /&gt;Fotograflar da kimisi başka şehre göç eden aile fertlerinin birbirlerinin hasretlerini gidermek üzere çekilmiş ve arkasına hissiyatlarını yazmıştı. Kimisinde ise iş, görev dolayısıyla toplu hatıralar çekilmişti. Özellikle kadın portrelerinin kompozisyonları özenle yapılmış kurguyla bizlere kadar yapacağı yolculuktan habersiz çekilerek sevdiklerine hediye edilmişti. O gün sunumu izlerken kendi kendime içimden söylenip durdum ve ”neye, ne kadar sahipsen o kadar varsın ya da yoksun ” dedim. Kimbilir o fotoğraflar çekilirken insanlar neler düşlemişlerdi veya düşlememişlerdi... Nasıl heyecan yaşamışlardı ,zorlanmışlardı,saklanmışlardı kim bilebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz her başlangıcın sonu olduğu gibi, sahiplenmeninde bir yerlerde sonu olacaktı. Oysa o fotograflar, öykülerinin bittiğini zannederken, birileri tarafından sonlandırılmışken başka bir el tarafından yeniden yaşama katılmaları sağlanmıştı. Ne yazmıştı Şayeste Müfid hanım fotoğrafının arkasına;&lt;br /&gt;sevgili fotoğrafseverler yadınızdan uzak kalmamak için ……&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1083825537934136304?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1083825537934136304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/01/hep-yad-edelim.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1083825537934136304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1083825537934136304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/01/hep-yad-edelim.html' title='Hep yad edelim ...'/><author><name>tunakahve</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03208868497987434105</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-y4DJbjlxIbE/TVUpdbZ6efI/AAAAAAAAAAM/J7l0Kf1ZWbg/s220/avatar.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1637064551693837977</id><published>2012-01-02T06:20:00.000-08:00</published><updated>2012-01-05T05:06:56.726-08:00</updated><title type='text'>Siyam Balığı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fe4rxLvzekI/TwG-O5DpsII/AAAAAAAAAbA/zKTi0hOQ-Ww/s1600/rumble-fish-banner.jpg"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 199px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693040567016599682" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-fe4rxLvzekI/TwG-O5DpsII/AAAAAAAAAbA/zKTi0hOQ-Ww/s400/rumble-fish-banner.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başka bir yerde başka şartlarda olsaydı durumu bundan çok daha farklı olabilirdi… Babasının da dediği gibi zeki oğlunun içinde bulunduğu duruma baktıkça bu cümle film boyunca dönüyor beynimizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığı yeri başkalaştıran tek varlıktır insanoğlu. Aslında aslolan kurallar o kadar “doğal”dır ki… Bu doğallığı bozdukça bir zafer duygusu yaşar vahşice. Endüstriyelleşmenin verdiği hazla, haklıdır. Ne de olsa tüm insanlık içindir yaptıkları. Ama nerde bozulmamış bir doğallık görseler ona hayran olurlar. Issız bir ada, bebek, çocuk… tüm bunlar insan eli henüz değmemiş güzellikler olsa gerek ki beğeniriz saflıklarını içten içe. İşte bu doğal akışı bozması nedeniyle bize çok tuhaf gelen ama artık sık sık karşılaştığımız için “eskiden yoktu böyle şeyler…” diye başlayan analizlere yönlendirmiştir. İçinde o kadar fazla yaşayınca da bu olmayan şeylerin artık var olması normal hale gelmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim beta diye bildiğimiz “siyam balığı” dır sembolik kahramanımız. Onun sahip olduğu davranışların nedenini doğal yaşamından alıp bir kavanozun içinde yaşamaya mecbur edişimizden değil de yapısal bozukluğuna bağlarız ve “çoğunluğun haklı oluşu” yanılgısına ... Bu yüzyıl soğukta uyuyarak ölmesi gibidir insanlığın yokoluşu; siyam balığınınki ise; ha kavanozda ha karada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-SCGhEb4PPng/TwG_yH2msoI/AAAAAAAAAbM/gMilxLCTb1U/s1600/51221.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 320px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693042271795458690" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-SCGhEb4PPng/TwG_yH2msoI/AAAAAAAAAbM/gMilxLCTb1U/s400/51221.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Motorsikletli çocuk ve kardeşi Rusty James onun aramızdaki iz düşümlerinden sadece ikisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun ya da izleyicinin “bak şuna” derken işaret parmağıyla gösterdiği fakat aslında istemeden ve bilinç altından; serçe, yüzük ve orta parmaklarıyla kendilerini işaret ettiği sıkışmış durumlarda kendiyle kavga eden bir aynadır siyam balığı… Bu balık kendini tanıdıkça duyduğu kaygılardan mıdır, yoksa kendi başına dert ettiği farklılıklarını sağlıklı bir şekilde sindiremediğinden midir  (aslında tartışılıp bilinesi olan) kendine benzer diğer balıklarla ve (hatta içsel dünyalarında kendilerine) aynayla baktıklarında kendileriyle de iyi geçinemediklerinden midir bilinmez ???…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GHewti764yk/TwHAK-EM8aI/AAAAAAAAAbY/LHpH7cdT7OA/s1600/rumble-fish_131281.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 256px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693042698664866210" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-GHewti764yk/TwHAK-EM8aI/AAAAAAAAAbY/LHpH7cdT7OA/s400/rumble-fish_131281.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsane Motorsikletli Çocuk; aslında muğlak olan dünyayı diğerlerine göre daha net algılamasındandır belki de renklerden arınmış bir şekilde görmektedir. Bu renk körlüğü doğuştan değildir, ailesi ve yaşadığı yerdeki bir takım kader oyunları sonucunda tekamüle ermesini belirtmektedir aslında bizlere. Bu “artık dünyayı sizin gibi algılamıyorum” dur. Hatta bazı durumlarda bu dış dünyadan kendini yalıtma sağırlıkla da kendini göstermektedir. Bu yüzden yaşına göre çok daha olgun bir ifadesi vardır. Ne de olsa insanı tek olgunlaştıran şey acı çekmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyam balığı sıkışık bir ortamda ve baskı altında yaşamayı sevmez. Bu nedenle agresif hatta geçimsiz olarak nitelendirilir. Oysa bu onun yapısıdır. Suçlu olan onun özgürlüğüne engel olan toplum değildir tabii ki(!)… Motorsikletli Çocuk kardeşinin kendisi gibi değil daha iyi olmasını istemektedir tüm ebeveynler gibi. Ama bunu çoğu ebeveynin yaptığı gibi gözüne sokarak yapmaz. Bilir ki o yollardan geçerken sert rüzgarlar körpe fidanları ancak güçlendirir… Bazen bir polis gibi adım adım izlemektir toplumun ebeveyni olmak. Siyam balığının hata yapmasını beklemek, hata yapar yapmaz da onu yakalamayı başarmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusty James ise abisinin sokak serserisi gibi görünen fakat bilge duruşu ile kendi kanındaki barut arasında empati kurmakta zorlanmaktadır. Ona göre bu sakinlik anlamsızdır. Hani neredeyse çevresindekilerin biadını alsa kendi varlığını göstermeyi bildiği eski çete savaşları günlerine dönmek istemektedir. Ama hayatı pahasına da olsa bir mesaj verebilmek için siyam balığının kavanozdan çıkartılıp da nehire bırakılması gerektiğini bilen bir tek kişi vardır aramızda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara film “Batı Yakası Hikayesi”ni anımsatsa da bu cesur konu çok az ele alınabilmiştir. Baş rol&lt;br /&gt;oyuncuları Mickey Rourke ve Matt Dillon’ın üstün performası kadar, yönetmen Francis Ford Coppola’nın yeğeni Nicolas Cage'i de tanıdığımız filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Yazı: Murat Ziya Öztürk&lt;br /&gt;UFAD Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1637064551693837977?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1637064551693837977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/01/siyam-balg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1637064551693837977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1637064551693837977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2012/01/siyam-balg.html' title='Siyam Balığı'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fe4rxLvzekI/TwG-O5DpsII/AAAAAAAAAbA/zKTi0hOQ-Ww/s72-c/rumble-fish-banner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-4578649747647195646</id><published>2011-12-15T23:01:00.000-08:00</published><updated>2011-12-15T23:06:49.124-08:00</updated><title type='text'>Özlenilen İletişim: MEKTUP</title><content type='html'>Mektup serisi 2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Satırlar arasında dolaşırken gözlerimiz, yazan kişi konuşuyormuşçasına heyecanlanır, sevinirdik. Uzak adreslerdeki yakınlarımızı bize getirendi mektup…&lt;br /&gt;Arkadaş, sevgili, akraba hepsi içine sığardı o süslü zarfların. Özenilirdi; mektubu yazarken ve samimi, içten duygularımızı yazacağımız kağıdın seçimine… Mektubu yazdığımız kişiye verdiğimiz önemin göstergesiydi bu süslü kağıtlar, yazılar ve en önemlisi mektuba başlama cümlesiydi. Saatlerce süslü kağıda bakıp nasıl başlayacağına karar verirdiniz. Sevgili, sayın, canım arkadaşım, eskilerde hatunum ya da beyzadem gibi hislerinizi uzaktan yakına sıralardınız. Bu hitapların ardına gizlenmiş özlemler, anılar ve sevinçlerle ağırlaşırdı kaleminiz. Ağırlaşan yalnız kaleminiz değildi; aynı anda zaman da yavaşça ağırlaşır, durur ve gerilemeye başlardı. Film şeridi gibi denir ya işte öyle. Kendinizi mektup satırlarının arasında dolaşırken bulur, anılar satırlardan size yeniden el sallar. Kendinizi yeniden eski günlerde bulursunuz. Bu o kadar mutlu eder ki sizi baştan ve baştan okursunuz, bir de sevgiliden gelmişse mektup illa ki baştan ve baştan okursunuz, ezberleyene kadar… Eski günlerin hatırlamanın telaşı da karışınca daha sıcak, daha kendi satırlarla duygular sarılır, harmanlanır. Bir tatlı hayal kaplar içinizi, daha bir sıcak hissedersiniz kendinizi.&lt;br /&gt;Aylardan mektup yazma ayı, günlerden posta günü, saatlerden postaneye gitme zamanı olurdu. Törene gider gibi hazırlanılıp mektup postalanırdı. Belki de mektubu değerli kılan gönderenden izler taşımasıydı; parfüm sıkılırdı mesela sevgiliye gönderilecek mektuba aşk cümleleri sıralanırdı sevgilinin ardına… Bugün olduğu gibi bir tık! İle değildi duyguların ifadesi. Zahmetli, zahmet verdikçe değerli ve kıymetliydi. Şimdilerde çoğunlukla tercih edilen soğuk bir bilgisayar ekranında çoklu gönder tercihiyle anlamlarını kaybetmiş, kopyala, yapıştır abartısındaki cümlelerin söylemleri içimizi mektup satırları kadar ısıt(a)mıyor. Bir de çoklu gönder tercihiyle yapılan fotokopi benzerliği, insana değerini kaybettiğini duyumsatıyor. Bu karmaşık ve hızlı akan günlerde gönderilen mailler, mesajlar güncelin hızına ayak uydurduğunu düşündürse de, alışkanlığı olanlar için mektup vazgeçilmezdir. Özlemleri, umudu taşıyan iletişimimizdir. İletişimimiz aksamasın diye altına “not” eklerdik; “cevap bekliyorum…”&lt;br /&gt;Kimi sevgilisine, kimi askerine yazardı; şarkılar söylenirdi ardından; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;“Yine yakmış yar mektubun ucunu&lt;br /&gt;Askerlikte sevda çekmek zor diyor&lt;br /&gt;Yükleyip postanın bana suçunu&lt;br /&gt;Hatırımı tellerine sor diyor”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Asker mektubu yolu gözlenenlerin en önemlisiydi ve görülürdü mutlaka “er mektubu”, anlardınız siyah-beyaz damga izlerinden, bu mektup askerimizden…&lt;br /&gt;Şimdilerde yok olmaya yüz tutan mektuplaşma alışkanlığı ile iletişim bir tık’tan! daha zor ve uzak olsa da birlikteliği, sıcaklığı daha sağlam iletirdi. Bu yönüyle mektup her zaman tercih edilirdi. Mektubu yazan kişinin el yazısı okuyucuda sıcaklık hissi uyandırır, sessiz duygulara tercüman olurdu. Asla kesilemeyen, kopyalanamayan ve yapıştırılamayan duygulara aracılık eder satırlar, sevilenlerin umut kaynağı olur, gelecek güzel günlerin habercisi olarak mektubu getiren postacının da yollarda gözlenmesine neden olurdu.&lt;br /&gt;Çoklu gönderle gönderilen mesajları, mailleri gelen kutusunda görmek… devrin hızlı ama kuru iletişim aracı… sevsek de sevmesek de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Meral İLGÜN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-4578649747647195646?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/4578649747647195646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/ozlenilen-iletisim-mektup.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4578649747647195646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4578649747647195646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/ozlenilen-iletisim-mektup.html' title='Özlenilen İletişim: MEKTUP'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3162872586413938617</id><published>2011-12-15T10:52:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T01:31:24.404-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><title type='text'>İçimden Fotoğraf Geldi.</title><content type='html'>Dinle ki ; &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=C0ovSeh4Vvw"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=C0ovSeh4Vvw&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fotoğraf” dedi içimdeki ses ve sustu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;“Fotoğraf” dedi, “Fotoğraf ne ağaçta yetişir, ne de toprakta” diye devam etti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Durdum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Ve düşündüm azıcık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Nerde yetiştiriyordum ben fotoğraflarımı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Uzun bir sessizlik oldu içimde…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Sonra dedim ki ; “Fotoğraf benim içimde bir yerlerde yetişir”.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Her gün benimle uyanır, benimle durakta bekler, benimle otobüse biner, ayakta kalan amcaya yer verir fotoğraf.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Sonra benimle ineceğim yere kadar gelir, beni karşıdan karşıya geçirir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Okulumun kapısından girer, öğrencilerime “günaydın” der.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Resim yapar benimle fotoğraf, öğrencilerimle konuşur, muziplik yapar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Sonra çekilir bir köşeden bizi izler, dinlediğim güzel müzikleri dinler…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Yemek yer benimle, su içer.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Penceremin kenarındaki çiçeklerime bakar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Eline kalemi alır, benimle yazı yazar, kâğıtlar karalar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf ; yazılar okur benimle, kitaplar arar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Gökyüzüne bakar çok sıkılınca…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Arada saatine…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Akşam olunca paltosunu giyer benimle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Karanlığın içinde evime kadar gelir yine.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Ekmek alır benimle, yemek yapar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; BORDER-LEFT: medium none; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="MsoNormal"&gt;Benimle üşür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Benimle düşer, yine benimle kalkar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf içimde yeşerir benimle, yeni yeni çiçekler açar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Hayal kırıklıklarımı yaşar fotoğraf, hüsranlarıma tanık olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Benimle büyür, ufkumu açar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf en iyi bildiğim şeyi bilir,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;En iyi bildiğim şeyi anlatır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Benimle fotoğraf, ben gibi yaşar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Uzağıma düşmez fotoğraf.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Yanı başımda uyur, yanı başımda uyanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Kimi zaman bana kızar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Kimi zaman şarkılar söyler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Kimi zaman orası değil burası der, beni sinir eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf işte.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;Biliyorum ama&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;“Kalbime yakın bir yerlerde, benimle yaşar…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yazı : Arzu BULUT YÜCEL&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Fotoğraf : Gökhan YÜCEL&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; BORDER-LEFT: medium none; CLEAR: both; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none" class="separator"&gt;&lt;a style="WIDTH: 487px; HEIGHT: 281px; MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-L7FLIw6F3yE/Tuo_D0JNjmI/AAAAAAAAAGY/04SiZkPJsRo/s1600/IMG_9184.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-L7FLIw6F3yE/Tuo_D0JNjmI/AAAAAAAAAGY/04SiZkPJsRo/s640/IMG_9184.jpg" width="640" height="419" oda="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3162872586413938617?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3162872586413938617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/icimden-fotograf-geldi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3162872586413938617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3162872586413938617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/icimden-fotograf-geldi.html' title='İçimden Fotoğraf Geldi.'/><author><name>Arzu Bulut Yücel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05085587283412262486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/-18Ma-YG0iL4/Tplc2p0Bz9I/AAAAAAAAAEI/32LIdGFXD0A/s220/10121_1250301304530_1439420807_30713922_1952230_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-L7FLIw6F3yE/Tuo_D0JNjmI/AAAAAAAAAGY/04SiZkPJsRo/s72-c/IMG_9184.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1569834911834746500</id><published>2011-12-15T01:13:00.000-08:00</published><updated>2011-12-15T04:19:50.863-08:00</updated><title type='text'>Zoraki Bahar</title><content type='html'>&lt;div  style="text-align: center; font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-oBwVR_AbIMs/TunkN39n-GI/AAAAAAAAABU/qBEhCAVje9I/s1600/zoraki%2B%2Bbahar.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 592px; height: 393px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-oBwVR_AbIMs/TunkN39n-GI/AAAAAAAAABU/qBEhCAVje9I/s400/zoraki%2B%2Bbahar.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686326931543816290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;!--[if !mso]&gt; &lt;style&gt; v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:officedocumentsettings&gt;   &lt;o:relyonvml/&gt;   &lt;o:allowpng/&gt;  &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves&gt;false&lt;/w:TrackMoves&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:enableopentypekerning/&gt;    &lt;w:dontflipmirrorindents/&gt;    &lt;w:overridetablestylehps/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin-top:0cm;  mso-para-margin-right:0cm;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR;mso-no-proof:yesfont-size:85%;" &gt;                                                  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Hayatımın rengine…&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Zoraki &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bahar &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sonbahar gelir &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yapraklarını döker &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ağaçlarda dalların yalnızlığı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yapraklara dur gitme der&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;beyhudedir bakışlar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p face="verdana" style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;bakışmalar &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yapraklar da &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;insanlar gibi &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;düşmemek ister...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu sonbahar bizim sonbaharımızdı. Sonbahar ile halleştik.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes;font-size:85%;" &gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Net olmayan duygular yaşadık. Tarifini koyamadığımız uzaklık hislerinde kaybolduk. İçimiz sızladı mevsimdendir dedik geçtik. Ne de olsa bilim adamları sonbaharda insanların depresifleştiğini buyurmuştu çünkü. Şimdi UFAD ‘dan bir arkadaşım –“bir dakika Salih Murat bizim adımıza tanımsız duygu anaforlarına bizi dahil etme kendi adına konuş!!” diyebilir. Bunlar benim gözlemlediklerimdi. Sürç-i lisan ettiysek affola. Olmadı mı? Olduğu yerde bırakıla.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim sonbaharımı çekerken fotoğraflarıma isimler koydum. Çünkü hayatın bir anlamı kadar hayatımdaki güzel şeylerinde bir adı olmalı. Dolayısı ile sergideki fotoğraflarımın da bir adı var. Bu yazının ilham kaynağı olan fotoğrafın adı ise &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;Zoraki Bahar&lt;/b&gt;. Baharı zoraki de olsa yaşatmaya çalışmanın, tabiattaki her varlığın yaşama tutunma gayretinin sembolize edilişi bir nevi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hayatı yaşarken her daim hüzne dönük bir yüzüm oldu bunu inkar edemem. Anlamlı hüzünlerime de hep sahip çıktım vesselam. Ama yaşamaya dair azmim inancım hiç tükenmedi; bazen zorla da olsa ayakta kaldım, savrulmadım...&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes;font-size:85%;" &gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Zoraki Bahar bir savaşçının hikayesi gibi iddialı bir cümle kurmayacağım merak etmeyin. Zoraki Bahar insan olmaya çalışırken hüznüne sahip çıkanların, hüzünlerine arabesk hastalıkları bulaştırmadan herşeye rağmen gülümseyebilenlerin fotoğrafıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çocukluğumda sokakta çok oynadım. Şimdi olsa çok hastaneye götürelim aman bir çatlak kırık olmasın denilen badireleri anamın pişirdiği soğan ekmek bulamaçlarının sarılması ile atlattım. Çok düştüm, çok kalktım. Düştüğümde dizim kanadığında “-yok oğlum onda bişi hadi kalk!” diyen kara takım arkadaşlarım vardı. (şimdi neyşınılda bakteriler ve virüslerle ilgili izlediği belgeseli yarım yamalak anlayıp oğlum bak burası enfekte olursa dizini keserler diyen felaket tellalı zamane bebeleri gibi değildik anlayacağınız. Onlara da bu arada selam olsun hijyenik bebelere:)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Wingdings;mso-ascii-mso-ascii-theme-font: minor-latin;mso-hansi-mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-char-type:symbol;mso-symbol-font-family:Calibri;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol;mso-symbol-"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; ) Bu sonbaharda da düştüm, kanadım. Yine arkadaşlarım “-yok oğlum onda bişi hadi kalk!” dediler, kalktım. &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes;font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu düşüp kalkmalar arası yaşadığım gri tonlardaki hissiyatlarımı, tarifsizliğimi fotoğraflamaya çalıştım… Bazen fotoğraf çektim bazen fotoğraf beni, içimi çekti. Fotoğrafı okumayı öğrenmek kadar fotoğrafın da sizi okumasına izin vermenin de önemli olduğunu anladım bu sonbahar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sonuç kısmı konunun toparlandığı yazarın mesajını verdiği kısımdır geldik sonuca. Bazen hayatta her şeyi toparlayamazsın sadece yaşamak gerekir. Hüzünlerinizi tanımsız yalnızlıklarınızı paylaşabileceğiniz biri varsa hayatınızda güçlüsünüz. Mevsiminiz baharmış, sonbaharmış, kışmış fark etmez. &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes;font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ben kış göstermem sana ben hep baharım ne kadar iddialı ve ne kadar hayattan uzaksa. Seninle hüzne de varım diyen bir ses bir soluk sana o kadar yakın. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: verdana;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hayatının rengi nedir diye sorulduğunda, mavi demiştim. Şu an hayatım biraz kırmızı biraz beyaz…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" face="verdana" style="text-align: justify; font-family: verdana;"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;  font-style: italic;font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fotoğraf, şiir, yazı :Salih Murat GÜRBÜZ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1569834911834746500?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1569834911834746500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/zoraki-bahar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1569834911834746500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1569834911834746500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/zoraki-bahar.html' title='Zoraki Bahar'/><author><name>Salih Murat GÜRBÜZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02268802574847381616</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/-dCA9zouhTZQ/TuhlopPR0gI/AAAAAAAAAAQ/hiccoN5n-TM/s220/budabenim.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-oBwVR_AbIMs/TunkN39n-GI/AAAAAAAAABU/qBEhCAVje9I/s72-c/zoraki%2B%2Bbahar.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5210704502580212609</id><published>2011-12-14T01:51:00.000-08:00</published><updated>2011-12-14T01:51:13.525-08:00</updated><title type='text'>Obscura</title><content type='html'>İnsanın görüntü kullanarak kendini ifade etme tutkusu mağara resimlerine kadar uzandığı herkesçe bilinmekte ve görsel sanatlar ile ilgili yazılmış herhangi bir makalede, kitapta karşılaşabileceğiniz bir bilgidir. İnsanlığın temellerini, kültürel yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini ifade etmek için; resim, müzik, heykel, tiyatro, edebiyat gibi sanatları bir araç olarak kullanılmalarının yanı sıra, yaşanan ruhsal ve teknik krizin sonucunda fotoğrafı ve daha sonra kamerayı keşfetmesi sanat için yeni araçlar olmuştur. Resim sanatı kadar köklü bir geçmişe sahip olmayan bu yeni araçlar, kendi olanaklarını geliştirmeye, sınırlarını ve nasıl olması gerektiğini sorgulamaya yeni yeni başlıyordu. Kamera ve fotoğraf makinesi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de sınırlarını, sahip olduğu olanakları, teknoloji ve bilimin imkânlarını kullanarak gelişimini günbegün göstermektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Fotoğraf sanatının temel araçı olarak bilinen ve 17. yüzyılla birlikte ressamlar tarafından da kullanılan Camera Obscura'nın tarihini kesin bir şekilde belirtmenin imkânsız olduğu gibi, mucitliğini bir kişiye mal etmek de doğru değildir. Ama çok daha önce ressamlar tarafından geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Örnek verecek olursak; Leonardo da Vinci'nin Camera Obscura ile ilgili çizimleri ve onunla ilgili yazıları bulunmaktadır; karanlık bir odanın içinden ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümleri aksettirdiğini göstermiştir. Devam edecek olursak; Jan Vermeer (1632-1675), Antonio Canaletto (1697-1768), Carel Fabritius (1622-1654), Giuseppe Maria Crespi (1665-1747), Sir Joshua Reynolds (1723-1792) gibi bir çok ressam perspektif, kompozisyon, ışık kuramlarında daha iyi sonuçlar alabilmek için Camera Obscura'yı kullanmıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Ressamların girişimlerinin ardından kullanılan Camera Obscura yönteminin 1839'da icat edilen fotoğraf makinesinin habercisi olduğu bilinmektedir. 1839 yılına kadar insan, heykel, resim, baskı, mimarlık ve tiyatro sanatları ile ilgileniyordu. Endüstriyel alanındaki gelişmelerin etkisiyle icat edilen fotoğraf makinesinde kendinden önceki sanatların hiç birinde görülmeyen hızlı değişiklikler meydana geldi. Görülmeyen bir hızla değişik aşamalar geçiren fotoğraf, ardından hareketli görüntüyü var etti. Döneminde değer ve kişilik kazanan fotoğraf, daha sonraki zamanlarda bilinçli yapılan araştırmalar sonucunda gelişimini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Her yüzyılda toplumları, bireyi etkileyen değişim ve gelişme gösteren teknoloji kültürel yaşam içinde yadsınamaz bir rolü olduğu herkes tarafından kabul edilmiş bir görüştür. Fotoğraf tarihini yazarken sadece kronolojik olarak değil; toplumların, kişilerin kendine özgü düşünce biçimlerini nasıl etkilediğini, geçmişte ve günümüzde nasıl değişimler olduğu hakkında da sosyolojik bilgi vermektedir. Günümüzde fotoğrafın büyük bir hızla biçim değiştirmesi hem bireyi, hem de sanatı etkilemektedir. Analog fotoğrafların yerini sayısal fotoğraf makineleri, elektronik ve bilgisayar teknolojilerine bırakması sonucunda, dünya, hiç bu kadar yoğun görsel kuşatması altında kalmamıştır. Uğraş, yetenek gerektirmeden ve ucuz bir şekilde elde edilen bu görüntülerin günümüzdeki değeri nedir, ileriki çağlarda nasıl değerlenecek  ve sanat olup olmadığı tartışma konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. Vahhap Ayhan&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5210704502580212609?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5210704502580212609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/obscura.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5210704502580212609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5210704502580212609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/obscura.html' title='Obscura'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-6588682333139275916</id><published>2011-12-14T00:42:00.000-08:00</published><updated>2011-12-14T00:43:25.652-08:00</updated><title type='text'>Abdullah Usta</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nHEL4FqXbck/TuhhXlV7-RI/AAAAAAAAAU4/Hs5yt5nmXxg/s1600/393328_263785467013374_100001457683588_759219_283887117_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://1.bp.blogspot.com/-nHEL4FqXbck/TuhhXlV7-RI/AAAAAAAAAU4/Hs5yt5nmXxg/s640/393328_263785467013374_100001457683588_759219_283887117_n.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Germirli Abdulllah usta....Geçti yanımdan yolda..Baktı aynadan sonra.. Durdu dedi kardeş hayrola! Dedim amca hiç sorma... Ufad'dan çıktık yola.. Buldum kendimi sonra burda.. Bilmem akibetim ne ola...İstikamet iyi ola....Dedi oğlum anladım seni... Sen sakın üzme kendini... Benimle sen revan ol yola..Fotoğraf işini kolayla...Dedim amca çok yaşa... Sende olmasan kaldık bir başa...Yürü sen onde ben arkanda... Çekelim fotoları güzel kadrajla... Dedi oğlum kritik anı kaçırmayalım.. Güneş batmadan kiliseleri dolaşalım ... Dedim amca varollll! Dedi oglum sağol... Hadi başla sen çekmeye fotoları .. Atlama sakın altın kuralları.. Ufad'a selam soyle .. Gelirlerse ben hep gezdiririm onları boyle.. El hasılı Abdullah amca sagolsun bizi dolaştırdı mekanlarda ama vakit yetmedi, guneş battı,  eminim daha guzel pozlar yakalardık vakit olsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bilal Karakuş&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;9.Sezon &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-6588682333139275916?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/6588682333139275916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/germirli-abdulllah-usta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6588682333139275916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6588682333139275916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/germirli-abdulllah-usta.html' title='Abdullah Usta'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-nHEL4FqXbck/TuhhXlV7-RI/AAAAAAAAAU4/Hs5yt5nmXxg/s72-c/393328_263785467013374_100001457683588_759219_283887117_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2275614146853999590</id><published>2011-12-10T05:00:00.000-08:00</published><updated>2011-12-10T06:03:03.720-08:00</updated><title type='text'>Kendimi Keşfin Yolunda...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Dışarda milyonların kapladığı bir kalabalık, içimde ise bir yalnızlık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatları, yaşantıları hep anlamak istemişimdir. Belki de kendi hayatımda anlam veremediğim ama yaşamak zorunda olduğum olaylardan dolayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela; birileri arabamı hazırla derken birileri abi 25 kuruş eksik binebilir miyim diyor.. Bu ne kadar önemli ne kadar önemsiz tartışılır. Tartışılır derken ya bize ne parası yoksa arkadaş, çalışsaydı, okusaydı da kazansaydı gibi değil. Fotoğrafladığım veya karşılaştığım insanlarla muhabbetler sırasında kimi insanlar gördüm ki okumaya ihtiyacı olmadığını savunuyor. Asgari ücret'e tabii çalışan bir kişi evinin geçimini sağlamak için zorlansa da, kimi zaman ayın sonunu zor getirip bakkala, kahvehaneye yazdırsa da yediği içtiğini hayatından memnun, yapmak istediği ve onu mutlu eden işi yapıyor ve mutlu olduğunu savunuyor. Mutluluk... Ama zor bir yaşam sürüyor sonuç olarak... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 632px; DISPLAY: block; HEIGHT: 348px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684491499579792610" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/--FXiX73uzvQ/TuNe5rEuXOI/AAAAAAAAAak/eqTzKbFchSM/s400/IMG_2210%2Bcopy%2Bcopy.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde Ankaradaydım...&lt;br /&gt;Yollar, insanlar, hayatlar; hep koşuşturmaca, hep bir ağlaklık, hep bir hüzün...&lt;br /&gt;Çocuklar gördüm yaşları iki basamaklılara yeni ulaşmış,&lt;br /&gt;Bazılarınızın hiç girmediği yerlerde; İnşaatların içinde işçilerin arasında...&lt;br /&gt;Babası da orada çocuğun...&lt;br /&gt;Okumamış, okutmamış ve çalışmamış...&lt;br /&gt;Hayattan beklentileri kalmamışçasına amaçsızca yaşıyorlar...&lt;br /&gt;Yani, geleceği yok! ama umut var mı sizce ? Umut varsa herşey hallolur mu ?&lt;br /&gt;Sanmam ama belki, bi umut... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 628px; DISPLAY: block; HEIGHT: 363px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5684491900208718066" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-3BlDT4u8F_8/TuNfQ_iGoPI/AAAAAAAAAaw/Ph6WewS5O18/s400/IMG_0478.JPG" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;‎''Pek çok insan boşluğun farkındadır ama umutsuzluğu görmeye cesaret edemezler.''&lt;/em&gt; Revolutionary Road&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ve yaşamları fotoğraflamak; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İnsanların duygu hallerini; yüzlerindeki çizgilerde, sohbetlerindeki mimiklerinde, hüzünlerinde veya sevinçlerinde, duruşlarında bulmayı seviyorum. Kimi zaman dili başka konuşuyor bedeni başka konuşuyor insanın ve fotoğraf da bana bunu sağlıyor bir parça... Yani fotoğraf illa anı ölümsüzleştirmek için çekilmemeli, o anı fotoğrafta yaşamalı insan...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Belki şuan fotoğraflarımda kendimden başkasına bunları anlatamıyorumdur :)) ama zamanla bu hissettiklerimi fotoğraflarıma taşıyacağım, buna inanıyorum. Bir çok insanın kaybolmuş gücü, kırılmış hevesleri olabilir. Ancak hangi yaşta ve sınıfta olursa olsun, istenirse ve içinde varsa yüreği yeterse eğer kaybolmuş yaratıcı gücünü kırılmış heveslerini, duygularını onarabilecek güce sahiptir. İçimizde saklı bunlar ve bunlarla birlikte şevk ve heves artık kendi içinde sabahın ilk ışıkları gibi doğacaktır. Ben o kırılmış hevesleri onarılması gereken duyguları fotoğraf karelerine hapsediyorum.Fotoğraf bir sanat ve bizde sanatçı olmak istiyorsak eğer, fotoğrafla birşeyleri anlatmak gerekiyorsa madem... Önce eksikliklerden başlamak; insanları anlamak lazım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Yazı ve Fotoğraf: Ali Karanfil&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Sezon 8, Asker&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2275614146853999590?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2275614146853999590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/kendimi-kesfin-yolunda.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2275614146853999590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2275614146853999590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/kendimi-kesfin-yolunda.html' title='Kendimi Keşfin Yolunda...'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--FXiX73uzvQ/TuNe5rEuXOI/AAAAAAAAAak/eqTzKbFchSM/s72-c/IMG_2210%2Bcopy%2Bcopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2842400673919001686</id><published>2011-12-07T05:58:00.001-08:00</published><updated>2011-12-07T22:41:35.379-08:00</updated><title type='text'>Bunları siz mi çektiniz ?</title><content type='html'>&lt;div class="post-header"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Çok geriye gitmeden başlarsan eğer; UFAD’ın kapısından ilk giriş, ilk kez fıstık yeşili sandalyelere oturuş, kayıt işlemi, ilk ders, kompozisyon öğeleri, altın oran, objektifler, enstantane, diafram, iso ayarları, yazı ödevleri, çay araları, eğlenceli sohbetler, uzun pozlama, kritik an, Dokuzpınar köyü, ineklerin geçişi, gülmeler, eğlenmeler, samimi arkadaşlıklar, egosundan kurtulmuş insanlar, iple çekilen Pazartesi ve Cuma akşamları, Tarsus, gece sohbetleri, doğa manzarası ve balık keyfi, sonbahar projesi,yolculuklar, fotoğraflar vs.. derken &lt;b&gt;koskoca 2,5 ay geçmiş; 2.5 yıla sığdıramadığımız şeyleri sığdırmışız&lt;/b&gt;... Bu kısa sürede fotoğraf dünyasına neler kattık oturup tartışabiliriz eğrisiyle doğrusuyla ama biz hayatlarımıza ve fotoğraflarımıza çok şeyler kattık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; FLOAT: left" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683368134508566978" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-MGBC3LxMqso/Tt9hNOEoWcI/AAAAAAAAAHM/73NRl6bgBZU/s640/380778_10150419862019570_87414384569_8215946_629627740_n.jpg" width="640" height="426" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O &lt;span class="Apple-style-span"&gt;gece, &lt;b&gt;Ergün Karadağ&lt;/b&gt; söyleşisi ve 8. Sezon katılımcı belgelerinin verilmesinin ardından hepimizin yüzünde mutlu bir tebessüm, gözlerinde yorgunluğun mutlulukla harmanlanmış hali ve akıllarda hep “bizim sonbahar” vardı.&lt;b&gt; Eve gidip yatağa uzandığımda, bir şeyleri başarmış olmanın, insanlar tarafından beğenilen bir işe imza atmanın huzuru vardı içimde. Bunun herkes tarafından hissedildiğine eminim.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sergi yapmalı mıyız? Yapmasak da olur mu? Tartışmalarına son nokta konuluyor o gece&lt;b&gt; “bu çalışmalar sergiyi fazlasıyla hak ediyor”&lt;/b&gt;. Sevindik… Daha 2.5 ay önce fotoğraf çekmeye başlayan bizlerin fotoğrafları bir sergide insanların beğenilerine sunulacaktı. 1 haftamız vardı. 3 günde her şey organize edildi. Cuma akşamı tatlı bir koşuşturmaca vardı. Her şey hazırlandı. İşin mutfak kısmı çok meşakkatli ama eğlenceli idi. Şövaleler, fotoğraflar, masalar, bistrolar derken epey yük kaldırdık o gece. Hem soyut hem de somut anlamda. Ertesi gün yapılacak açılış için neredeyse her şey tamamdı. Son eksikler konuşuldu. Cumartesi 16.00 olduğunda yoğun bir kalabalık vardı. Herkesin gözünden heyecanı okunuyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-4c0DObD4UZM/Tt9rBUne_pI/AAAAAAAAAUw/EANQ0X7uA2A/s1600/388524_10150438605959570_87414384569_8273416_962872302_n.jpg"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-4c0DObD4UZM/Tt9rBUne_pI/AAAAAAAAAUw/EANQ0X7uA2A/s640/388524_10150438605959570_87414384569_8273416_962872302_n.jpg" width="640" height="426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Açılış gerçekleşti. Herkes alkışladı. &lt;b&gt;Buzlu viskilerin yudumlandığı samimiyetsiz açılışları bilirsiniz; öyle değildi. Meyve suyu yudumlayıp kurabiye yedik ama herkesin yüzünde samimi gülüşler vardı.&lt;/b&gt; Fotoğraflar gezildi. Özellikle kurgu fotoğrafları üzerinde yapılan yorumlar ve suratlardaki şaşkınlık ifadeleri görülmeye değerdi… &lt;b&gt;“şimdi bunu kalemle mi çizmiş yani?” ,“mandalla tutturmuş bak yaprakları” ,“nasıl yani bu gerçek mi”, “bunda montaj var mı” ,“bunu nasıl çekmiş” ,“çok yaratıcı” ,“ne kadar güzel”&lt;/b&gt; gibi yorumları çok duyduğumuz gibi; &lt;b&gt;“çok basit”, “sonbahar sadece yaprak mı”, “yaramaz”&lt;/b&gt; gibi yorumlar da duyduk ve güldük. Eserlerimizle gururlandık, söylenilenler hoşumuza gitti, ziyaretçi defterini onurlanarak okuduk ama hepsini bir kenara koyduğumuzda; kente farklı bir bakış açısı kazandırmanın, insanları fotoğrafa sevk etmenin gururunu yaşadık. Ziyaretçi defterine yazılan bir yoruma dikkat kesildik; &lt;b&gt;“ben sanattan anlamam ama sergiyi gezerken çok heyecanlandım”&lt;/b&gt; …&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Oluşturmak istediğimiz belki bir entelijansiya gibi görünse de, aslen; &lt;b&gt;fotoğrafın insanlara o kadar uzak olmadığı, herkesin fotoğraf çekebileceği gerçeğini, öncelikle genç beyinlere daha sonrasında ise “ben yaşlandım artık olmaz” diyenlere enjekte edebilmekti. Bunu bir Anadolu kentinde başarmanın zor olduğu tabularını da bir yandan yıkmaya çalıştık&lt;/b&gt;. Evet, kendi çapımızda bir şeyler başardık, belki bazılarına göre başarısızdık ama benim naçizane kısa hayatımda öğrendiğim doğrulardan biri var ki bizi destekler nitelikte; insanlar çıkarı olmayan konularda yalan söylemez… Ve ben %99 olumlu yorumlar yapılan bir sergide başarısızlıktan söz etmeyi uygun bulmuyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://3.bp.blogspot.com/-HFiO2-gnaho/Tt9qkRKqy7I/AAAAAAAAAUo/8QpONJHlTOw/s1600/382619_10150455082489904_640489903_8383631_1747003430_n.jpg"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-HFiO2-gnaho/Tt9qkRKqy7I/AAAAAAAAAUo/8QpONJHlTOw/s640/382619_10150455082489904_640489903_8383631_1747003430_n.jpg" width="640" height="425" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çok fazla lafı dolandırmadan, biraz klasik olacak ama birkaç teşekkürü, haddim olmayarak sezon arkadaşlarım adına borç biliyorum, şöyle ki;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Öncelikle bizi fotoğrafı sevdiren, fotoğrafın sanatsal yanlarını bize öğreten, bize kendi deyimi ile &lt;b&gt;“iyi fotoğraf çekmeyi değil, kötü fotoğraf çekmemeyi öğreten”&lt;/b&gt; güzel insan &lt;b&gt;Hüseyin Taşkın&lt;/b&gt;’ a, &lt;/span&gt;her “off” dediğimizde yanımızda olup fotoğrafa dair her şeyimizle ilgilenip bize çelikten kalkanlar giydiren kahkahası&lt;span style="TEXT-ALIGN: left" class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Saba Tümer’ den daha eğlenceli olan Özgür Guzay&lt;/b&gt;’ a, teknik altyapısı, yorumları ve samimiyetiyle bizi donatan &lt;b&gt;güler yüzlü Gökhan Yücel&lt;/b&gt;’ e, teknik &lt;b&gt;karmaşaların içinden kaybolmadan sıyrılmamızı sağlayan Ümit Özpolat&lt;/b&gt;’ a, UFAD’ ın, bizleri gerek bu safhada, gerekse sonrasında yalnız bırakmayan, bizleri onurlandıran, tebrik eden, bir güler yüzü eksik etmeyen &lt;b&gt;eski dönem üyelerine&lt;/b&gt;, 8. Sezondaki arkadaşlarıma ve ismini saymakla bitiremeyeceğim sergi ziyaretçilerine bizlere verdikleri destekler için sonsuz teşekkürler… Kısacası, &lt;b&gt;fotoğraf adına bozkırlaşan bir kenti, mis gibi çiçeklerle donatan tüm fotoğraf eşrafına sonsuz teşekkürler.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yazı : Arda AKSOY&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Fotoğraflar : Son fotoğraf Çiğdem Uzun Divkovacı, ilk iki fotoğraf çok da önemli değil :)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2842400673919001686?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2842400673919001686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/bunlar-siz-mi-cektiniz.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2842400673919001686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2842400673919001686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/bunlar-siz-mi-cektiniz.html' title='Bunları siz mi çektiniz ?'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-MGBC3LxMqso/Tt9hNOEoWcI/AAAAAAAAAHM/73NRl6bgBZU/s72-c/380778_10150419862019570_87414384569_8215946_629627740_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8794358765226612439</id><published>2011-12-06T12:55:00.000-08:00</published><updated>2011-12-06T22:04:59.000-08:00</updated><title type='text'>Terk Edilmiş Hayaller</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ino_AqDuJxg/Tt6BywEr_nI/AAAAAAAAAaY/3Qg8oXbqMAk/s1600/hayalet_ev.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="425" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683122488686149234" src="http://3.bp.blogspot.com/-ino_AqDuJxg/Tt6BywEr_nI/AAAAAAAAAaY/3Qg8oXbqMAk/s640/hayalet_ev.JPG" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul üçüncü sınıfa giderken resim dersinde öğretmenimiz ev ödevi olarak ”hayalinizdeki evi çizin gelin” demişti. O hafta sonu heyecanla renkli kalemlerimi hazırladım ve iki kategoride düzenlediğim evlerimin çizimini bitirmiştim. Birincisi şato şeklinde oldukça yüksek duvarları ve kuleleri olan bir evken, ikincisi yazlık olarak tasarladığım gemi şeklinde bir ev çizmiştim, hatta küçük oda pencerelerine kadar belirlemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman hayal kurmak benim için çok eğlenceli idi. O yüzden bu ödevi yaparken çok zorlanmamıştım. Ancak ders zamanı geldiğinde arkadaşlarımla resimlerimizi kıyasladığımda benim gibi tasarıma yönelik çalışan çok az kişi vardı. İçimde inceden bir sessizlik olmaya başlamıştı, öğretmen beğenmeyebilirdi. Dersimiz başladığında, herkes çizimini sırayla kara tahtanın önüne çıkıp gösteriyor ve tasarımını anlatıyordu, öğretmenimiz de sonra resmi inceliyor ve ona göre not veriyordu. Bana sıra geldiğinde iki evi resim defterimin yaprağını ortasından acarak tek tek anlattım, ilk önce öğretmenimde sessizlik oldu, sonra ”bu evler yapılabilir mi sence” dedi. ben de ”neden olmasın, belki bir gün yapabilirim ancak, hayal et dediniz ben de hayal ettim” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günkü en yüksek notu aldığımı şimdi dün gibi hatırlıyorum, nerden aklıma geldi bu anın diyebilirsiniz. Bir bayram ziyareti için gittiğim gezim sırasında gördüğüm hayalet ev beni çok düşündürdü. Kim bilir ne hayatlar yaşanmıştı o evde ve hangi hayatlar göçmen kuşlar olup uçup gitmişti. Çocuklar cıvıl cıvıl koşarken, ağaçlara tırmanırken o evde nasıl bayram telaşları yaşanmıştı kim bilir? şimdi sarmaşıklar sarmaya yüz tutmuşken, çatının saçları çıkmış , dikenleşmiş gibiydi. Yıllar geçip büyüdüğümde çalakalem çizdiğim eve ne kadar benziyordu. Oysa benim daha çocukken hayallerim daha güçlü, farklı, dinamik değil miydi? Benim, bizim bu renklerimizi solduran, sıradanlaştıran, yavaşlatan neydi? Karşımda duran bu evi ıssızlaştıran, yalnızlaştıran, terk ettiren nedenlerle iç içe sarılmış mıydık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda aklıma hücum eden bu çelişkilerden, beni ağırlaştıran sorulardan sıyrılmam için fotoğrafını çekmem gerekiyordu bu hayalet evin ve ben de çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;&lt;i&gt;Yazı ve Fotoğraf: Ümran Tunoğlu&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8794358765226612439?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8794358765226612439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/terk-edilmis-hayaller.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8794358765226612439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8794358765226612439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/terk-edilmis-hayaller.html' title='Terk Edilmiş Hayaller'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ino_AqDuJxg/Tt6BywEr_nI/AAAAAAAAAaY/3Qg8oXbqMAk/s72-c/hayalet_ev.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3362070844758457876</id><published>2011-12-01T11:37:00.000-08:00</published><updated>2011-12-07T22:43:05.603-08:00</updated><title type='text'>Sadeleştirmek</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xTVhPMtB62w/TtfYEs3h4sI/AAAAAAAAAaI/2dQOo3lZzuc/s1600/ayk%25C4%25B1r%25C4%25B1%252Bgi...JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 598px; DISPLAY: block; HEIGHT: 295px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5681247030226313922" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-xTVhPMtB62w/TtfYEs3h4sI/AAAAAAAAAaI/2dQOo3lZzuc/s400/ayk%25C4%25B1r%25C4%25B1%252Bgi...JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘&lt;em&gt;Lirik şiir en halis şairlerin elinde gayet sadedir’&lt;/em&gt; Yahya Kemal Beyatlı&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi bildik bileli, hep bir kalabalık içindeydik. Kalabalıklar güzeldi. Kendini kalabalıklara ait hissetmek güzeldi. Okul çağlarını düşününce, o zamanlardan kalma bir alışkanlık olsa gerek….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne mi oldu da istemez olduk ve içimize kaçtık? Sevmez olduk bizden olmayan diğerlerini? Bizden olmak neydi peki? Ötelediğimiz diğerleri kimdi? Bizim gibi olmayan yanları neydi de katlanamaz olduk. Zamanında, vakit geçirdiğimiz diğerlerinden alacağımızı aldık ve o yüzden mi uzak durduk? Kalabalıkları sadece lüzum halinde almak içeri, iş bitiminde kapıyı çekip çıkmak ve yürümek tek başına sırtı dönük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yalnızlık tercihi; yaşamı sadeleştirme çabası mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade yaşamak en aza indirgenmiş ihtiyaçlarımızı karşılamaktır. Çok karıştırmamaktır ne yiyip ne içiyorsak. Konuşulanlara çok kulak asmadan, az konuşmaktır, sade yaşamak. En yakınımızdakileri netleyip, kalanı fluya düşürmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunca kalabalığın olduğu yaşamlarımıza bunu yapmak ne kadar mümkün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alabildiğine süslü lirik şiir nasıl olur da sadeleşebilir? Bir gelin, günlerdir hazırlandığı o şatafatın içinde nasıl olur da sade görünebilir. Her rengi barındıran muhteşem sonbaharlar bir kadrajda nasıl tek renk olabilir ve bize sonbaharı tazecik sunabilir. İşte bunlar en kalabalıklarda sadeleştirebilmektir kafamızı, kafamızın içinde durmadan konuşup duranı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanmadığınız, gardrobunuzda yer kaplayan eşyalarınızı çıkarın, hiç oturmadığınız koltukları kaldırın ve kalanlara yer açın, bazalarınızda, sandıklarınızda, depo odalarınızda, garajınızda ‘belki bir gün’ diye tuttuğunuz onca eşyayı atın, sizden de eski aşklarınızı ve kırıntılarını çıkarın yastık altından ve yakın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadeleştirdiğiniz zihninizle, fotoğraf makinanızı alın ve çıkın. Gönderin bir arkadaşınızı yolun sonuna ve çekin. Varsın sırtı dönük olsun, varsın fotoğrafın adı yalnızlık olsun. (Bir ara kırarsınız klişeleri…) Şimdi yoldan çıkarın arkadaşınızı, yola odaklanın… Pek çok şey göreceksiniz daha önce farketmediğiniz. Sağda otların arasında gördüğünüz muhteşem örülmüş ağı fotoğraflayın. Zihninizin yalnızca orada olduğunu göreceksiniz, ne kafanızda konuşan karmakarışık sesler olacak ne de yıkık dökük yalnızlığınız. Tüm bu manzara sadece sizsiniz…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Yazı: Safiye Ersoy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: Arda Aksoy&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3362070844758457876?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3362070844758457876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/sadelestirmek.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3362070844758457876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3362070844758457876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/12/sadelestirmek.html' title='Sadeleştirmek'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xTVhPMtB62w/TtfYEs3h4sI/AAAAAAAAAaI/2dQOo3lZzuc/s72-c/ayk%25C4%25B1r%25C4%25B1%252Bgi...JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1310742239186604794</id><published>2011-11-26T14:45:00.000-08:00</published><updated>2011-12-15T23:10:01.850-08:00</updated><title type='text'>Mesaj kutunuzda mektubunuz var</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kEfj9vIP9hM/TtFs2ht9U4I/AAAAAAAAAZ8/RUNnmmhSnTc/s1600/DSC07881%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 630px; DISPLAY: block; HEIGHT: 357px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679440289110774658" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-kEfj9vIP9hM/TtFs2ht9U4I/AAAAAAAAAZ8/RUNnmmhSnTc/s400/DSC07881%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mektup Serisi 1.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yer: Posta kutusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zarfların arasından bana gelmiş olan mektupları seçer, okumak için rahat bir köşe arardım. Aceleci oluşuma inat, usul usul açardım mektuplarımı. Kağıdı çıkarır, bakardım. Yazıya geçmeden detaylarda takılırdım. Bir dal kıvrıla kıvrıla dolanırdı kağıdın dört bir yanında… Baskın olmazdı bu detayların renkleri. Yazıya izin verirdi. Kağıdın rengi genellikle beyaz olurdu, bazen de açık pembe tonlar ya da sarı….Zarfın içinden sürprizler çıkardı zaman zaman. Küçük şirin tebrik kartları, bir fotoğraf ya da bir gazete küpürü. Zarfın içine sığabilecek hoşluklar işte, bilirsiniz. Çok uzaklardakinin, önce düşünerek sonra dokunarak onu oraya koymuş olması hissinden hoşlanırdım. Her mektupta heyecanlanırdım. Bu mektuplar bende, özel bir günde verilmiş hediye hissi yaratırdı. Mutlu olurdum ve hep beklerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şimdi nerde o mektuplar ah’ mı diyeceğimi sanıyorsunuz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık taa kitapçılara gidip hangi tasarım kağıt takımını alsam diye düşünmüyorum, kalemin rengine, zarfın şekline kafa yormuyorum. Evden çıkmam gerekmiyor yollamak için mektubumu, dört duvarın tadını çıkarıyorum o sırada. Uzun cümleler kurmama bile gerek yok. Öncesinde düşünmüyorum nerden başlasam, nasıl anlatsam diye… &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=kpqu1D-mDN8&amp;amp;feature=related"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=kpqu1D-mDN8&amp;amp;feature=related&lt;/a&gt; Kısa cümleler kabul görüyor artık, hele içinde birkaç &lt;span style="font-size:130%;"&gt;majisküllü&lt;/span&gt; kelime varsa… Uzun cümlelerle, kimsenin zamanını almamış oluyorum, yazım kötü mü, okunabiliyor mu kaygısına kapılmıyorum. En fazla 160 harf kullanıp tüm derdimi, hasretimi, aşkımı, sevincimi yazıyorum ve gönderi tıklıyorum. Tabi ki istersem cümlemin sonuna duygu ifademi ekleyebiliyorum. Telefonuma dokunuyorum, keşke yazdıklarıma da dokunabilsem diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki teknoloji buna da bir çözüm bulur, kendisini her daim savunuyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Yazı ve Fotoğraf: &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Safiye Ersoy &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1310742239186604794?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1310742239186604794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/mesaj-kutunuzda-mektubunuz-var.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1310742239186604794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1310742239186604794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/mesaj-kutunuzda-mektubunuz-var.html' title='Mesaj kutunuzda mektubunuz var'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kEfj9vIP9hM/TtFs2ht9U4I/AAAAAAAAAZ8/RUNnmmhSnTc/s72-c/DSC07881%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8500788250101456657</id><published>2011-11-23T06:32:00.001-08:00</published><updated>2011-11-23T08:01:31.190-08:00</updated><title type='text'>Sanat Üzerine Bir Küçük Sohbet</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dehSe3wCgCw/Ts0D4HHNRGI/AAAAAAAAAUg/benSV8v_jXw/s1600/as.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="422" src="http://4.bp.blogspot.com/-dehSe3wCgCw/Ts0D4HHNRGI/AAAAAAAAAUg/benSV8v_jXw/s640/as.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:TR; mso-fareast-language:TR;}@page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;}div.Section1 {page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İnsan ne için ve de neyle yaşar? Bence sanatınsorması gereken iki temel soru budur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ama önce, insan kime denir? Bunu sorgulamakgerek. Her iki ayaklı insan mıdır? Resim galerilerine giden herkes sanatsever midir?Konser salonlarını tek bir ilham verici notayı duyabilmek için bir bir zahmetleyol katetmekden ziyade prestij ya da gösteriş için dolduran insanlar dürüst müdür?Beğendiği insanı sadece bedeni için arzulayıp, her fırsatta onu kendi egosununsınırları içine hapsetmeye çalışan kişi, aşık mıdır? Her şehirde yaşayan,şehirli midir? Ve yahut haritada şehir diye gösterilen her yer gerçekten şehirmidir? Medeniyetin ulaştığı ve yahut ulaşması gereken noktadan bakınca tümyerleşim birimleri medeni midir? İnsanların ihtiyaçlarını karşılayan, yaşanılıryerler midir? İnsanların ihtiyaçları nelerdir? Bedensel ihtiyaçları karşılamakhayatta kalmak için yeterli midir? Yoksa şiirsiz bir hayat, ölmekle eş midir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İnsan, öncelikle, kendi kendine buna benzersoruları soran, yani yaşadığı toplumu ve dünyayı sorgulayan kişidir. Hayvaniihtiyaçlarını karşılayıp, içinde yaşamak zorunda olduğu topluma karşı o anadeğin ister istemez edindiği bir takım savunma mekanizmaları vesilesiyle iyikötü sergilediği bazı davranış kalıpları sayesinde insanmış izlenimini verenher kişi, aslında insan değildir. Bana göre, toplumu oluşturan insanlardan birkısmı ancak, sıkıştığı yaşam rutini içinde sergilediği insiyatifsiz eylemlerçerçevesinde hayatını idame ettiren bir dekor, bir kısmı kendini tüm bukurgunun gerçek hakimi zanneden iktidar heveslisi ve aslında eylemlerinin etkilerizaman zaman çok yıkıcı olabilse de özde sadece egosunun esiri, bir kısmı daüretmekten ziyade üretileni tüketen kan emici yani asalak, yani toplumzararlısıdır. Peki tüm bu hengamenin içinde insan, kime denir? Bana göre insan,büyük bir çoğunluğu kendisi dışında gelişen tüm bu komedyayı anlamaya ve de anlamlandırmayaçalışan kişidir. Yani tanrının ona bahşettiği beyninin içinde yaşamın devamıiçin gerekli olan&amp;nbsp; ilkeldürtülerimizin var olduğu alt beynimizin üzerinde, gelişmeye müsait ve dedünyayı geliştirmeye ve de güzelleştirmeye yarayan bir mucize, yani bir de üstbeynimiz olduğunu keşfetmiş olan kişiye denir. Peki bu bakış açısından, yanidüşünebilen ve de anlamlandıran insanın bakış açısından bakarsak, günlükyaşantımızda sanat nerede duruyor ve de işlevi nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Asıl soru budur. Benim naçizane görüşüm ise, sanatınanlamaya çalışan insan için anlama giden yoldaki en görkemli anahtarlardanbirini oluşturduğudur. Ancak samimiyetle arandığı vakit, ve de &amp;nbsp;kendiliğinden geliveren ilhamın peşindensürüklenen insan ruhunun algılayabileceği bir anlamlar dünyasına geçit verirsanat. Sadece o büyülü dünyada kaldığımız süre boyunca olsa da, sorulara cevap,derde deva, ruha ilham olur. Ama sanatın şartları vardır. Tıpkı evrenioluşturan temel yasalar gibi, manaya yani anlama giden bu büyülü yoldailerleyebilmek için de bazı şartları yerine getirmek gerekir. Öncelikle, buyolda ilerlemek isteyen ruhların tevazu ve hüsniyetle yıkanmaları gerekir. Sanatgalerilerinde içeri sadece sanat için girmek, ve yapmacık, önceden hesaplanmış,dürüstlük ve erdemden uzak niyetleri önce galerinin kapısının dışında sonra davaroluşumuzun dışında bırakmak gerekir. Sanat bizim küçük hesaplarımızınoyununa gelmeyecek kadar büyük, görkemli ve de gerçektir çünkü. Biz onunkurallarına uymazsak eğer bize sadece güler ve biz de yaptığımız küçükhesapların içinde hapis ve de gerçeğin dışında kalmış oluruz. Yani kaybeden bizoluruz. Sanat bütün görkemiyle kendi mucizesini var etmeye devam ederken, bizmühebbet bir hapse, yani şekle hapsoluruz. Sanatın tüm davetine rağmen, içeriye,yani öze doğru adım atamayız. Şart budur. Cesaret gerektiren bir samimiyettir.Çevremizden onay görmemeyi göze alacak şekilde kendimize karşı dürüst olmayıgerektirir. Kendimize dürüst olmayı başaramadan kimseye karşı dürüst olamayızçünkü. Neyi, neden, ne niyetle yaptığımızı önce kendimize itiraf etmek gerekir.Dışarısı vahşi bir orman, hayatta kalmak ise zor bir oyun. Ama çare şekilde değil,&amp;nbsp; özdedir. Ama öze ilerleyebilmek içinşekilden geçmek gerekir. Hem onun içinden geçmeli, hem de ondan vaz geçmeli. İnsan&amp;nbsp; ancak o zaman mana boyutuna geçebilirve varoluşundaki yalnızlığın çaresi manaya, ancak bu şekilde ulaşabilir. Sanatda bu boyutun en inanılmaz, en mucizevi anahtarlarından biridir. Üftadediningözündeki yaştır. Aşktır. Aşkla geçen bir uğraştır. Ağlayarak yapılan birarayıştır. Her adımında ancak ve ancak kanla ve terle yol alınan bir yol alıştır.Ve insan bu yol boyunca doğduğu andan beri yaşadığı ayrılığa, koskoca dünyaüzerinde tek, biricik fakat ayrı oluşuna bir çare, zihnini kurcalayan onlarca soruyada cevap arar. Sonuç olarak, insan, terk edildiği bu yeryüzünde biçaredir.Tıpkı bülbül gibi. Ve eğer sanat, bu derde bir çare arıyorsa anlamlıdır. Yoksa,lafı güzaftır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Fotoğraf ve Yazı : Nermin Ayşim Kahveci&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;8.Sezon &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8500788250101456657?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8500788250101456657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/sanat-uzerine-bir-kucuk-sohbet.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8500788250101456657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8500788250101456657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/sanat-uzerine-bir-kucuk-sohbet.html' title='Sanat Üzerine Bir Küçük Sohbet'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dehSe3wCgCw/Ts0D4HHNRGI/AAAAAAAAAUg/benSV8v_jXw/s72-c/as.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1367482636120244557</id><published>2011-11-22T01:32:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T02:35:36.342-08:00</updated><title type='text'>Ayrılık bu kadar kolay, fotoğrafı sevmek bu kadar zor mu?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vLhPiuW8bss/TstseRlngVI/AAAAAAAAAUY/HttDt1h171E/s1600/hu%25CC%2588zu%25CC%2588nlu%25CC%2588+bekleyis%25CC%25A7.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="424" src="http://2.bp.blogspot.com/-vLhPiuW8bss/TstseRlngVI/AAAAAAAAAUY/HttDt1h171E/s640/hu%25CC%2588zu%25CC%2588nlu%25CC%2588+bekleyis%25CC%25A7.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yıllar önce İstanbul’da bir fotoğraf sergisine girmiştim. Beni şık giyimli fularlı bir abimiz karşıladı. Hoş geldiniz dedi beni hafiften süzdü. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;– “Ne için gelmiştiniz” dedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;-“ Fotoğrafları izlemek” için. Dedim ama şaşırmıştım da ...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;- “ Fotoğrafla olan ilişkiniz nedir?” dedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İçimden seviyeli bir birlikteliğimiz var diye geçse de –“Seviyorum fotoğraf izlemeyi” dedim. (O zaman fotoğraf okuması, teknik, kompozisyon bilgim hiç yok.) (Şimdi var mı? )&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;-“ O zaman bu fotoğraflardan birşey anlamazsınız...” dedi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;-“ Bana bişi anlatma kaygınız yoksa yazık” dedim ve devam edip fotoğraflara seyre daldım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bunu niye anlattım ben de bilmiyorum desem yazının bütünlüğü bozulacak. Tabiki biliyorum. O zaman fotoğraf makinam yoktu vefotoğraf çekmeyi gerçekleştiremediğim için en azından çekilmişlere bakmak anlamaya çalışmak mutlu ediyordu. Şimdi anlayamadığım fotoğrafları!!! çeker de oldum şükür. İç Anadolu eskiden tahıl ambarıydı da Karadeniz de fındık ve çay yetişirdi ya; Sanatın ve sanatçının bölgesi, kenti , bir iklimi yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;8. sezon bitti serüven devam ediyor. Üst perdeden bakmadan ama çok üst amaçlar hedefleyerek fotoğraf çekmeye devam etmek istiyorum. Anadolu’da Kayseri’li Salih Murat olarak. Fotoğrafı çekmek kadar fotoğrafla buluşan herkesi de kucaklayarak. Her fotoğraf karesi her kişiye hitap etmeyecek ilgisini çekmeyecek şüphesiz. Kimi makro severken kimi doğa fotoğraflarını sevecek kimi portrede kendini bulacak. Ama anlamaya dair talebi olan herkes saygıyı hak eden bir birey olarak kalmaya devam edecek. Bunu hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Hepimizi belki ilerde bekleyen birtehlike aslında bu. Belirli bir düzeyi yakaladıktan sonra geçmişini çömezliğini unutup o insanların haletinden merakından anlamaz hale gelmemeliyiz. 8. Sezon bitiminde ilk çektiğim fotolara bakıyorum gülümsüyorum. Şimdikilere bakıyorum ehh diyorum ve biliyorum ki bir zaman sonra onlara da gülümseyeceğim. Amatör olmayı bu yüzden seviyorum.Türk Dil Kurumu sözlüğünde amatör: “bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, hevesli, meraklı (kimse), özengen, profesyonel karşıtı.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ayrılıkların bu kadar kolay olduğu bu devirde fotoğrafı sevmek bu kadar zor olmamalı. Ama güzelolan kalıcı olan hiç bir sanatta hafife alınmamalı ve kolayca üretildiği düşünülmemeli. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Hevesimiz bol,merakımız devamlı olsun fotoğrafa karşı. Hayatı yaşarken ki göstereceğimiz özeni fotoğraflarımıza da gösterirsek hayata dair özenli karelerin sahibi olabiliriz. Her ne iklimde ve yörede olursak olalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Fotoğraf ve Yazı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt; : Salih Murat Gürbüz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=9203812598106011085" name="_GoBack"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1367482636120244557?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1367482636120244557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/ayrlk-bu-kadar-fotograf-sevmek-bu-kadar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1367482636120244557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1367482636120244557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/ayrlk-bu-kadar-fotograf-sevmek-bu-kadar.html' title='Ayrılık bu kadar kolay, fotoğrafı sevmek bu kadar zor mu?'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vLhPiuW8bss/TstseRlngVI/AAAAAAAAAUY/HttDt1h171E/s72-c/hu%25CC%2588zu%25CC%2588nlu%25CC%2588+bekleyis%25CC%25A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-84798066422395813</id><published>2011-11-20T23:38:00.001-08:00</published><updated>2011-11-20T23:45:36.790-08:00</updated><title type='text'>Mavi Issızlık</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BELU2FbBImo/TsoAVsBMoMI/AAAAAAAAAZw/1-nyr0aypy0/s1600/mavi%2Bissizlik%2Bcopy%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 603px; DISPLAY: block; HEIGHT: 376px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677350652847366338" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-BELU2FbBImo/TsoAVsBMoMI/AAAAAAAAAZw/1-nyr0aypy0/s400/mavi%2Bissizlik%2Bcopy%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EcInPmjHjZE/TsoAMohTnwI/AAAAAAAAAZk/CdQi1sMMV5w/s1600/mavi%2Bissizlik%2Bcopy%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;/a&gt;Dört arkadaş UFAD'ın düzenlediği fotoğraf gezisinden dönüyoruz. Hava da sisli mi sisli ve belli ki o gün hepimizin daha fotograf için gezmeye devam edesi var. ''Devam edelim mi ,hadi edelim diyoruz '' Erciyes'in eteklerine doğru, bildiğimiz ama sisin büyüsüyle bilemediğimiz yollarda kaybolmaya başlıyoruz. Bu büyülü atmosfer hepimizi çok heyecanlandırıyor ,makro çalışmayı seven Hakan Abi'yi bile:) kıvrımların bir yerinde Şaban Abi ''durun benim buralarda bir yerde evim olacaktı, karda çekmiştim ,bir de siste görebilsek'' diyor ve o evi arıyoruz, tabii ki o gün sihirbazlık oynayan doğa, hokus pokus yaparak evi kaybetmiş, bulamıyoruz ama ağaçlar bize el işareti yaparak durduruyor ve tanıdık fotograf kareleri bizi çağırıyor. Duruyoruz ,hatta surpriz olarak Buket arabadan ''şemsiyemiz bile var ama kırmızı değil mavi '' diye şemsiyesini çıkarıyor. Bu heyecan tetiklemesi ile ağaçlara doğru yürümeye başlayınca bizdeki kendimizden geçiş halleri görülmeye değerdi. Mavi şemsiye elimizde, iki ağaç arasında , sonra bir taş üzerinde olmadı, kırık bir dal üzerinde çalıştık, durduk, doğada o an sadece makinelerimizi ve kendi seslerimizi duyabiliyorduk, olabildiğince yalıtılmıştık zamandan ve yaşamdan ve hepimiz fotoğraf heyecanıyla tek nefestik belki de ... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Arabaya bindiğimizde hepimiz bu duyguyu yaşamanın hazzının yanı sıra bir nebze de olsun eksiklik hissediyorduk. Bir yandan kadrajlarımızı makinelerimizden incelerken ,bir yandan söyleniyorduk. Şaban Abi ''o evi bulacaktık, o güzeldi '' diye serzenişte bulunuyordu, arkasından ''ışık yok,ışık yok'' diyordu. Hakan Abi ''börtü böcek ne gezsin bu havada ,olmaz tabii'' derken Buket'le ben göz göze gelip ''niye değişik şeyler hayal edemiyoruz, ezberlenmiş kompozisyonlardan yola çıkıyoruz, nasıl kıracağız bu kalıplanmış göz tabakalarımızı'' diye birbirimizden çare soruyorduk. Sonra bu konuyu tartışarak evlerimize döndük.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sisler diyarında gecirdiğim o günü, mavi ıssızlığımızı hiç unutmayacağım, bir şeyler eksik olsa bile..:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazı ve Fotoğraf: Ümran Tunoğlu&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-84798066422395813?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/84798066422395813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/mavi-isszlk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/84798066422395813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/84798066422395813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/mavi-isszlk.html' title='Mavi Issızlık'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BELU2FbBImo/TsoAVsBMoMI/AAAAAAAAAZw/1-nyr0aypy0/s72-c/mavi%2Bissizlik%2Bcopy%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3042461746671606815</id><published>2011-11-15T23:30:00.001-08:00</published><updated>2011-11-15T23:54:51.885-08:00</updated><title type='text'>Dünya Gözüyle Kastamonu</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-6FdQwKqmOZk/TsNp5S3q_iI/AAAAAAAAAUE/9L1mIlhbtyw/s1600/_I9I0754.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="430" src="http://3.bp.blogspot.com/-6FdQwKqmOZk/TsNp5S3q_iI/AAAAAAAAAUE/9L1mIlhbtyw/s640/_I9I0754.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl yine bu zamanlarda ordan geçmiştim. Derneğimizin Bolu gezisinde rotadan saparak görmüştüm karların sonbahara yağışını. Bu kez daha farklı güzergahtan daha farklı renklerden geçtim. Kendimi bir manzara resminin figüranı gibi hissettim kıvrılan yollarda. Etraf olabildiğince sarı, turuncu,kırmızı,yeşil ve beyaz.. Bazen kendini gösteren güneş ile birlikte bütün mevsimler yol kenarında eşlik ediyor bana. Lapa lapa yağan kar, daha arabanın camlarına değmeden eriyor ve ben süpermencilik oynuyorum. Yüksek tepelerde kurulmuş yaşamlar, çok küçük gözüküyor baktığım yerlerden. Yaklaştıran objektfimi yanıma almamış olmama&amp;nbsp; kızıyorum biraz. Bana yakın olanları resmedip, uzaktakilerle de açlığımı gideriyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu yer&amp;nbsp; "bırak herşeyi, git bir dağ evine yerleş" cümlesinin icat sebebi sanki. &lt;a href="http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/doga-ve-insan-sevgisi.html"&gt;"Doğa ve İnsan Sevgisi"&lt;/a&gt; gibi heryer.. Hayatımın görsel ödevine en çok yaklaştığım yer.&amp;nbsp; Her evin bir bahçesi ve manzarası var. Her evin bahçesinde yapılacak bir iş var. Yarısı karla kaplanmış odunlar konmuş üst üste. Köpekler var ve buhar çıkıyor burunlarından.. Soğuk biraz. Hazırlığı çoktan yapılmış bir kış mevsiminin yaşam yerleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışardan şiir gibi duruyor her şey. Evler ve bahçeleri, emekliliğin romantik bir hayali gibi bizler için. Koşmadan&amp;nbsp; ve kuyruğa girmeden yaşanan yerler.. Herşey&amp;nbsp; tebessüm ediyor sanki. Empati kuruyorum doğayla ve bir tebessümle geçiyor saatler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/fotograf-ve-yolsuzluk.html"&gt;Yollar en sevdiğimden&lt;/a&gt;. Kıvrılıyor sürekli. Her kıvrımda yeni bir manzara. Bazı hücrelerim ilk defa çalışıyor sanki. Yaşayan bir sonbaharın içinden geçiyorum. Buralardan geçmeden yıl üç mevsimmiş meğerse. Benim bozkırımda bir duraklama ve bekleme&amp;nbsp; dönemi gibi sonbahar.. ve daha neler neler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence siz de gidin. Roma'da köprü ve&amp;nbsp; kilise önünde fotoğraf çektirmekten çok daha iyi olacaktır. Ultra limitisiz otel odalarından da iyi olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidin, ama oraya yerleşmeyin.. Sadece hayal edin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Yazı ve Fotoğraf&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Hüseyin Taşkın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Dünya Gözüyle Kastamonu'nun fotoğrafları için &lt;a href="http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150412310169904.377858.640489903&amp;amp;type=1"&gt;tıklayın..&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3042461746671606815?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3042461746671606815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/dunya-gozuyle-kastamonu.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3042461746671606815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3042461746671606815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/dunya-gozuyle-kastamonu.html' title='Dünya Gözüyle Kastamonu'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-6FdQwKqmOZk/TsNp5S3q_iI/AAAAAAAAAUE/9L1mIlhbtyw/s72-c/_I9I0754.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5638211778956886561</id><published>2011-11-14T04:01:00.000-08:00</published><updated>2011-11-14T04:19:14.707-08:00</updated><title type='text'>Yönler ve Gölgeler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zGHIvD-g2R4/TsEDQv5xWPI/AAAAAAAAAZQ/lAXdwqZoncM/s1600/150052_461166771682_806721682_5515998_7855686_n.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="480" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674820591735101682" src="http://3.bp.blogspot.com/-zGHIvD-g2R4/TsEDQv5xWPI/AAAAAAAAAZQ/lAXdwqZoncM/s640/150052_461166771682_806721682_5515998_7855686_n.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkes farklı yönde dursa da, aslında bu görüntü bir mahkeme anından... Fen bilirkişisi olarak bulunduğum bir tapu iptal davasında amcam hakimin sorularını yanıtlıyor bizler de yanyana dinliyoruz. Benim arada dikkatim dağılıyor hakim beyin ‘bu parsel eski nosu neymiş fenci !!!’ sorusuyla irkilip kayıp eşya dükkanı benzeri çantamdan evrak çıkarmaya çalışıyorum. Tabi bu arada tarağım düşüyor, güneş gözlüğüm ve telefon kulaklığım sarmaş dolaş bir türlü ayrılamıyor bende bir telaş. Daha bir panik oluyorum. Bu arada herkes bana kilitlenmiş acaba bu sefer ne çıkacak çantadan der gibi bakıyor, derken; benim evrak ne ara verdiysem hazine avukatının elinden bana uzatılıyor. Hafif bir rahatlamayla kırk kat katladığım evrağı sanki evrakla dövüşür gibi telaşla açıp işte bu no hakim bey toprak tevzi komisyonunca verilmiş demek istiyorum fakattttt !! komisyonu sözcüğünü dilim tutulmuş gibi ancak 3. denemde diyebiliyorum :(( Sonra kendime öfkeli ayağımla toprağı eşelemeye koyulmuşken konuşmalara dikkat kesiliyorum. Sürekli bir rüştü ismi geçiyor diyaloglarda... Hakim soruyor bu Rüştü kim? O ürüştü benim bacımın ürüştü... Bu Rüştü kim? O da dayımın oğlunun ürüştü... Bu arada amcanın eşi müdahele ediyor ‘yok Hakim bey o ürüştü o ürüştü değil’ hakim bey kızıyor ‘söz vermeden konuşma hanım’ hanım yarı mahçup susuyor ve saatler geçiyor biz hala ürüştülerin hangi Rüştü olduğunun içinden çıkmadan, camiden bir anons ‘alov alov hasan ağanın keçisi kaçmıştır görenlerin camiye getirmeleri alov alov...’ &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Yazı ve fotoğraf:Zülal Güngör&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5638211778956886561?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5638211778956886561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/yonler-ve-golgeler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5638211778956886561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5638211778956886561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/yonler-ve-golgeler.html' title='Yönler ve Gölgeler'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-zGHIvD-g2R4/TsEDQv5xWPI/AAAAAAAAAZQ/lAXdwqZoncM/s72-c/150052_461166771682_806721682_5515998_7855686_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1193392067563578906</id><published>2011-11-02T04:54:00.000-07:00</published><updated>2011-11-22T01:35:39.802-08:00</updated><title type='text'>Herkes acı çeker hissizler hariç</title><content type='html'>Araştırmalarım sonucu bazı gereksiz ve hayatınızda hiçbir işe yaramaması muhtemel bazı tespitler yaptım ama yine de paylaşmak istedim. Yeni yazım biraz uzun sürecek lakin söyleyeceklerim var toplanın, çay demledim, benden zarar gelmez. Çay veren insandan zarar gelir mi hiç? Hadi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle hayatımla başlayalım; 1983 yılında Kayseri’de doğdum. Ahahaha şaka yahu, kime ne benim hayatımdan, önemli olan fikirlerim&lt;br /&gt;Tabi ki önce musiki, bu aralar resmen seviyeli bir ilişki yaşadığım bir parça var, onu huzurlarınıza sunmak istedim. Bu parça tam anlamıyla ruh halimi anlatmaktadır, saygıdeğer fotoğraf üstadları ve amatörleri; &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=uevKxa6sjFA"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=uevKxa6sjFA&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani sonbahar gelince insanın içinde bir karamsarlık, bir “noluyo yeaa” ve bir “offfff” havası olur ya.. İşte yine o günlerin birinde yazıyorum bu yazıyı. Normalde bu yazıda aşırı depresif bir dil kullanacaktım ama daha önce yazdığım bazı yazılar yüzünden, bazı insanların ruh sağlığıyla oynadığım gerekçesi ile bu tür yazılar yazmamı yasakladı sansür üst kurulu bana. &lt;b&gt;Şimdi yazacaklarım fotoğraf-hisler ve müzik&lt;/b&gt; ile alakalı olacak. (aaaaaaaaa! diyenleri duyuyorum ama maalesef şimdilik yeni tanıştığım insanlara hayatın sırrını filan açıklamıyorum. Prensibim değil kusura bakmayın hihi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sırada bulaşmadan geçemeyeceğim bir konu var o da; Tarsus&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;… Yıllarca gelip geçtiğim ama tantuni yemek için bir durak olmaktan öteye gitmeyen bu tılsımlı yer. Tılsımlı diyorum çünkü cidden sonbaharın tüm depresifliğini 2 günde kaldırdı üzerimizden. &lt;b&gt;Bir tane neşesiz adam görmedim yahu gezi boyunca. Herkes mi güler, herkes mi güzel, herkes mi çiçek olur bir grupta&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Neyse, sparco yarış kemerlerini taktığınıza göre uçuşa geçebiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkı bitti değil mi? “Eveeeeet” ne kadar güzel evet dediniz. O zaman devam, biraz sonbahar; &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=xisZIxDHosc"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=xisZIxDHosc&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi; aranızda da benim gibi hayatının karmaşıklığını ve kaosunu fotoğraflarına yansıtmak isteyen yok mu? Bence vardır. Mesela canınız sıkkın olduğunda fotoğraflarınızda da bir yalnızlık, bir depresiflik, bir yıkım bir isyan teması oluyor mu? Benim oluyor şahsen. Peki hayatınızda zaten mutsuzluklar varsa ve bir de sonbaharsa ? İşte o zaman az önce verdiğim parçadaki gibi oluyoruz. &lt;/span&gt;“&lt;b&gt;Derdi ne bu sonbaharın&lt;/b&gt;” &lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;diyor ve düşünüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Liseli çocuklar gibi pencere önünde sigara içiyoruz.&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Dışarıyı izliyoruz. &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Yağmuru daha ıslak hissediyoruz, sesini daha gür, şarkılar daha anlamlı oluyor ve saatler çok uzun&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;.&lt;/b&gt; İşte bu parçayı dinlerken fotoğraf çekmeye çıkarsanız, çekecekleriniz genelde &lt;/span&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;ağlayan çocuklar, birbirini deli gibi seven ama nefretle bakan iki sevgili, çok uzaklarda sizi düşündüğünü sandığınız birisinin aklındakiler&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; (bunu benim kafamdaki gibi fotoğraflayana gazoz ısmarlıcam) &lt;/span&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;ya da yıkılmış bir duvar olur&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;. Bu parçayı dinlerken hiç “ellerhavaya” diye dans eden insanları çekmek ister misiniz? Hayır. Ya müziği kapatırsınız ya da başka mekana gidersiniz. Müzik nereye biz oraya aslında. O yüzden fotoğraf çekerken bence, yapılacak kurguların ve çekilmek istenenlerin ne olduğunu düşünüp ona göre kulağa bir kulaklık geçirilmeli ve öyle hareket edilmeli. Bu adam nereye getiriyor lafı diye soranlara “sakin ol şampiyon” edasıyla bakıyor ve sorularına cevap veriyorum; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;hisleriniz, duygu karmaşalarınız ve müzik ve fotoğraf çekmeye beraber gittiğiniz insanlar&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;, &lt;/span&gt;bence fotoğraf çekerken insanı en çok etkileyen olguların başında bunlar geliyor.&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Bunun denemesini yapmak için basit bir şekilde, ufak bir deney yaptım; aynı mekana bir house müzik dinleyerek gittim, bir de depresif bir müzik tarzıyla. İkisi de neredeyse uç noktalarda müzikler. House müzik dinlerken detaylara yoğunlaştım, mekanın neşeli kısımları ile ilgilendim ve fotoğraflarım hep pozitif yönlü oldu. Depresif müzik dinlerken ise ( ne kardeşim bu depresif müzik derseniz mesela (dikkat ağır izler bırakabilir parça) : &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Uxtv-YAn9Rw" style="font-size: small;"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=Uxtv-YAn9Rw&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;) genelde kırık bir cam, dökülmüş duvarlar, hüzünlü bir kadın, yaprakların ahenksiz duruşu gibi şeylere odaklandım ve diyorum ki; çekirgelik hayatımda gördüğüm önemli noktalardan biri, insan o anda kulağındaki tını ve ruhundaki çalkantılarla hareket ediyor. Bunu fark etmem tabi ki benim için çok güzel serüvenlerin başlangıcı oldu. Umarım okuyanlara da bir nebze yol göstermişolurum. Bu demek oluyor ki kısaca; misal; sonbahar çekiyorsanız, o duyguyu önce kafanızda edinin. &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Hüzün kelimesi ruhunuzu gıdıklamadıkça, fotoğraflarınıza o ruhu yansıtmakta başarılı olamazsınız&lt;/b&gt;.&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; Olursunuz ama bence kısmen.. Daha bir gün önce, tabipler gecesinde göbek atan, rakıya yumulan, “eller havaya vihuuuu arriba aribaaa” şeklinde naralar atan insan, öncelikle o ruh halinden bir sıyrılsın. Gerçi öylebir geceden sonra da kim fotoğraf çekmeye yeltenir bu da araştırmalarım arasında.. Ya da yapacağınız şey müzik dinlememek ve tüm bu yazdıklarımı umursamamak. O da bir tercihtir. &lt;/span&gt;“&lt;b&gt;Dingin kafa daha rahat fikir üretir&lt;/b&gt;”&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; kimilerine göre ama bana göre değil bu söyleyiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların yaşamlarında çok büyük dönüm noktaları olur. Hayatın neredeyse acımasız davranmadığı birey yoktur. &lt;/span&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;(Varsa beri gelsin de bir madalya filan takalım. Benden 10 lira çalışır) &lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Demek ki neymiş; acı çekmemiş insan yokmuşve işte tam burada, bu noktada devreye benim bir düşüncem giriyor, o da; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;hayatımızı yönlendiren sevinçlerimiz değil acılarımızdır&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mutlu bir adam düşünün, hayatında her şey yolunda, parası pulu sağlığı inanışı vb.. her şey yerli yerinde. İdeal bir hayatı var. EEEE? “&lt;b&gt;Bal yiyen baldan usanır&lt;/b&gt;” diyerek gereken mesajı veriyorum size. Bu adam için hayatında değiştirmesi gereken bir şey yoktur. Öylece yaşar gider. Evet belki uzun yaşar,belki çok mutlu olur ama asla “&lt;b&gt;annesini erken yaşta kaybetmiş bir çocuk” olgunluğuna erişemez ya da “aşık olduğu sevgilisini terk etmek zorunda bırakılmış” birinin hayat görüşüne sahip olamaz&lt;/b&gt;. O adama göre her şey çiçektir, mis kokar, komiktir, sevindiricidir... Ama yadiğerlerine göre? &lt;b&gt;Onlar acıya rezistanslı kişilerdir.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Fotoğraf da his olmadan olmaz. Olamaz&lt;/b&gt;. Özellikle insanları derinden yaralayan hisler, fotoğraf için ön fikir oluşturur. Zaten dikkatettiyseniz, ki bu doğrudur diye düşünüyorum, &lt;b&gt;hüzün, acı, yoksulluk, yalnızlık vb.. duygular içeren fotoğraflar herzaman çok beğenilmiştir&lt;/b&gt;. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Naçizane araştırmalarıma göre belli bir his ve yaş olgunluğuna ulaşmayan insanların iyibirer fotoğraf sanatçısı olması zormuş. &lt;b&gt;Yaşanmışlıklar, hayat kargaşaları ve yaş insanları sanatsal eylemlere yönlendirmiş, kendini ifade etmenin yollarını göstermiştir&lt;/b&gt;. O yüzden bu yazıyı genelde buolgunluğa ulaşmış insanlar okuduğu için pek sıkıntı yok bizim açımızdan eheh... Büyüdük ve her şey değişti diyoruz değil mi? &lt;b&gt;Ama ben bazen her şeye rağmen iyi ki büyümüşüz diyebilenlerdenim.&lt;/b&gt; Bu arada buraya cuk diye oturan bir alıntı var, söylemeden &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;edemeyeceğim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;''...ama yapamadım. Neden? Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşıyacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim.''&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz duygulandınız değil mi? Peki bu cümleyiyazan kişinin yaşadıklarını tahmin edebiliyor musunuz? Tahmin edebiliyorsunuz kısmen.. &lt;b&gt;ve işte HAYAT, HİSLER ve YAŞANMIŞLIKLAR... Ona merhaba diyin. O hep yanınızda olacak. Bir şekilde..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Şimdi farklı bir boyuta geçiyoruz. Bir soru soracağım ve bu sorunun cevabını arayacağım. İstemeyen aramasın ama benarayacağım ve biliyorum merak ediyorsunuz. Size karmaşık duygular ve garip bilinmezlikler hazırladım. Önce müzik,&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=18jc99g4YWI"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=18jc99g4YWI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ne tarz fotoğraf çekiyorsunuz?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: small;"&gt; Sorusu kült olmuş bir sorudur. Cevapları aşikardır; &lt;i&gt;manzara çekiyorum, portre çekiyorum, mekan olgusu yüksek fotoğraflar çekiyorum falan filan.&lt;/i&gt; Bu cevapları herkes veriyor zaten. Gelin bir farklılık yaratalım ve bizim cevaplarımız farklı olsun. &lt;b&gt;“Ben birşeyin fotoğrafını çekmiyorum. Benim asıl amacım hisleri görsellikle insanlara sunmak desek eminim” &lt;i&gt;“yahu bırak bu enteldantel işleri”&lt;/i&gt; &lt;/b&gt;diyenler olacak. Duygu ile his sizce de farklı kavramlar değil mi? Bir çocuk gözü yaşlı ise o fotoğrafda duygu vardır ama eğer bir fotoğrafta sadece sizin ve sizin gibi düşünenlerin anladığı duygular varsa o fotoğrafta his vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abicim bence bizim asıl durumumuz şu aslında, durumumuzdan ziyade yapmak istediğimiz şey şu olmalı; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;bir ağacın duygusunu fotoğrafa yansıtabilmektir esas olan misal&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;. Bir ağacın ne duygusu olur ki? Bir çınar ağacı düşünün&lt;/span&gt;&lt;i style="font-size: small;"&gt;. &lt;b&gt;100 yıldır o topraklara hakim, altında neler yaşandı kim bilir. Kökleri yer altında nelerle karşılaştı. Kaç sevgili altında göz göze baktı, kimlerin yaşamına tanık oldu kim bilir. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;“Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde&lt;/b&gt;”&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;derken şarkıda, kalbinin tanık olduğu duyguları anlatmaya çalışmıyor mu bize? Cevabı yok aslında. Sadece biraz düşünün. &lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bir fotoğraf çekmek; portre, manzara, mekan olarak mı tasvir edilmeli&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;?&lt;/b&gt; Şahsen ben bir yere fotoğraf yüklerken eğer seçenek isterse &lt;/span&gt;&lt;b&gt;ruh ve his&lt;/b&gt; &lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;gibi seçenekler varsa hep oları işaretlemek istiyorum ama herkes benim gibi düşünmüyor olsa gerek ki böyle şıklar yok ehehe. Bunu biraz düşünün. Nefotoğrafı çekmek istiyorsunuz? Siz elle tutulur duyguların mı fotoğrafçısısınız, yoksa sadece kendi hislerinizin mi? Ya da nesiniz? Var mı başka fikri olan? Var mı çay içen? Düşünün sadece. Bunlar benim fikirlerim. Doğru demiyorum ama sadece aklınızın bir köşesinde dursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitiriyorum biraz daha sabır; bir şarkı daha verip sizleri bir soru ile baş başa bırakıyorum;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=xBcMKwbMEcQ"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=xBcMKwbMEcQ&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sizce aşağıdaki fotoğrafı “iki kelime” ile betimleyecek olsaydınız ne derdiniz? Bakalım kimler ne düşünüyor;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rGWsYb-yr2I/TrEvO7WrlrI/AAAAAAAAAO0/QV1_hQXk05Q/s1600/Screen+shot+2011-11-02+at++copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="424" src="http://4.bp.blogspot.com/-rGWsYb-yr2I/TrEvO7WrlrI/AAAAAAAAAO0/QV1_hQXk05Q/s640/Screen+shot+2011-11-02+at++copy.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="TR" style="background: none repeat scroll 0% 0% white; color: black;"&gt;Şarkının fotoğraftaki düşüncelerinize etkilerini fark ediyor musunuz? Hehehe. Evet artık siz de anladınız yukarda söylediklerimi. Şarkıyı dinlemeyerek bakanla, dinleyerek bakan hiçbir olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmadan; “&lt;b&gt;hayat nefes aldığınızanlardan değil nefesinizi kesen anlardan oluşur&lt;/b&gt;” demiş Alex Hitch Hitchens&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm, hisleri ile fotoğraf çekenlere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Arda AKSOY&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;UFAD 8. Sezon Çekirge&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1193392067563578906?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1193392067563578906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/hisler-ve-fotograf.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1193392067563578906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1193392067563578906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/11/hisler-ve-fotograf.html' title='Herkes acı çeker hissizler hariç'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rGWsYb-yr2I/TrEvO7WrlrI/AAAAAAAAAO0/QV1_hQXk05Q/s72-c/Screen+shot+2011-11-02+at++copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8532127436245648445</id><published>2011-10-30T14:33:00.000-07:00</published><updated>2011-10-30T15:18:12.754-07:00</updated><title type='text'>Fotoğrafa Dair Sıkça Sorulan Sorular</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-T9Uafhk0BZs/Tq3LeWmZUbI/AAAAAAAAAZE/ucXm2hfC50w/s1600/DSC00200%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 455px; DISPLAY: block; HEIGHT: 325px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669411228252459442" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-T9Uafhk0BZs/Tq3LeWmZUbI/AAAAAAAAAZE/ucXm2hfC50w/s400/DSC00200%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Boşlukta mı hissediyorsun?&lt;br /&gt;Tarzını bulamıyor musun?&lt;br /&gt;Ne çekeceğini bilemiyor musun?&lt;br /&gt;Çektiklerini, diğerlerinin çektiklerinden ayırt mı edemiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Öyleyse;&lt;br /&gt;‘Ben kimim?’den başlayabilirsin mesela …&lt;br /&gt;Manzara mı seviyorsun?&lt;br /&gt;Şekilden şekle giren yüz hatlarını mı,&lt;br /&gt;Yoksa bu suratlarda yaşanmışlıkları bulmayı mı ?&lt;br /&gt;Çektiğim fotoğrafı herkes kendisi yorumlasın, soyut çekeyim mi diyorsun?&lt;br /&gt;Kuytularda yaşayan alemleri mi merak ediyorsun?&lt;br /&gt;Kurguyu mu, olağanı mı,&lt;br /&gt;İç mekanları mı, dış dünyayı mı fotoğraflamak istiyorsun?&lt;br /&gt;Tüm bu soruların cevabını merak mı ediyorsun?&lt;br /&gt;Söyleyeyim o halde;&lt;br /&gt;Bilemiyorum.&lt;br /&gt;Öğrenme süreci bu, öğreneyim de tarzımı ortaya koyarım nasılsa diyorsan,&lt;br /&gt;Bu süreç ne zaman biteri düşündün mü hiç?&lt;br /&gt;Hiç bitmeyebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p.s.Hey! Seni merak ediyoruz…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Yazı ve fotoğraf: Safiye Ersoy&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8532127436245648445?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8532127436245648445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/fotografa-dair-skca-sorulan-sorular.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8532127436245648445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8532127436245648445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/fotografa-dair-skca-sorulan-sorular.html' title='Fotoğrafa Dair Sıkça Sorulan Sorular'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-T9Uafhk0BZs/Tq3LeWmZUbI/AAAAAAAAAZE/ucXm2hfC50w/s72-c/DSC00200%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8537223202084224655</id><published>2011-10-30T03:45:00.000-07:00</published><updated>2011-10-30T04:07:30.118-07:00</updated><title type='text'>Bir gün (One Day '11)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8GAlm95ZPuA/Tq0vpVLCWII/AAAAAAAAAY4/nJtpr_HkNSs/s1600/one-day-original.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669239893033900162" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-8GAlm95ZPuA/Tq0vpVLCWII/AAAAAAAAAY4/nJtpr_HkNSs/s400/one-day-original.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mezuniyet gecesinde tanışan esas kız ve esas oğlanın ilk buluşmaları umdukları gibi gitmez. Sanki birşeyler yanlışmış gibi gelir ve ilişkilerinin daha başlamadan bittiğini düşünürler.Fakat uzun soluklu bir ilişkiyi bir geceye sığdıracaklarını sanmanın yanılsamasından kaynaklanan puzzle’ın parçalarının uyuşmazlığıdır bu. Arada bir görüşmeler baslar fakat ille de tanıştıkları yıldönümünde "senede bir gün"... birbirinin hayatlarına şahitlik ederler, birlikte bir yaşamı paylaşmanın gizli hasretiyle... Karşılıklı iki ayrı salıncakta sallanır gibi tam uzaklaştıkları anda hızla kavuşurlar birbirlerine. Ama kavuşma anında bir adım kalan mesafe ikisi tarafından da ürkek gecikmelerden ötürü hayat tekrar ayrı makaslara alır kızla oğlanı. Ayrı ayrı ama özel bir ilgiyle büyümektedirler... ve birbirlerine olan çekim gücünü ıskalamaları yanlış seçimlere neden olmuştur... Geç kalınan makaslar kendilerini aslında hiçte beklemeyen yolculara kavuşturmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oğlan fütursuz bir zenginlik ve şöhret yakalamıştı. Bunu mutluluk zannetse de herşeye rağmen geceleri ısınmadığının farkına daha sonra varacaktır. Tv programı sunucusu olmak keyifli ama penisilini bulmak kadar kutsal değildir çünkü. Kız ise oldukça sakın ve içe kapanık bir hayatı bir gün birşeyler daha iyi olur umuduyla geçirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zaman geçmekte ve ne ayrı ne de birlikte olabilen bu iki insan birbirlerinin hayatına sanki diğerinin mutluluğu için kendi mutluluğunu feda eder gibi ve aslında feda ettiği ikisinin de mutluluğu olduğunu bilmeden yaşamaktadırlar. En yakın anlarda hep bir adım mesafe kala…Zaman değiştikçe, şartlar da değişmekte, herşeye sahip olan oğlan gerçeğe sahip olamadığından, sahip olduğu şöhret ve para iki kenarı keskin bir bıçak gibi kendisine de zarar vermektedir. Şan ve şöhret, zararlı ne varsa getirir oğlanın hayatına ve biriktirmeye baslar gençlik hatalarıyla, pişmanlıklarını. An be an sahip oldukları sahiplerini adeta eritiyordu ... Kız ise hayatın akışında umduklarını toplamaya çalışmaktadır her genç kızın rüyası gibi. Ama o da umduğuyla bulduğu arasındaki tezada aldırmadan başka bir erkekle kendi seçimini yapmıştır. Her secimin bir kaybediş olduğu donemde ikisi de birbirinden vazgeçememektedir aslında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ws3xUycpXMQ/Tq0uLcVXL0I/AAAAAAAAAYs/11Dwmxpccus/s1600/One-Day-620x242.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 125px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669238280048553794" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ws3xUycpXMQ/Tq0uLcVXL0I/AAAAAAAAAYs/11Dwmxpccus/s320/One-Day-620x242.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ve... Bir gün hararetli ilişkilerin yerine sıcak bir sevginin herşeyden daha önemli olduğunun anlaşılır ve bunun verdiği cesaretle kaçınılmaz son adım atılır. Ve hem uzak hem de yakin olan o efsane tamamlanmışcasına yaşanan günlerden sonra bir gün, tam da herşeyin yoluna girdiğinde TV dizileriyle beynini uyuşturma rehabilitasyonu başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Yazı: Murat Ziya Öztürk&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Kültür&amp;amp;Sanat Güncel&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8537223202084224655?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8537223202084224655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bir-gun-one-day-11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8537223202084224655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8537223202084224655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bir-gun-one-day-11.html' title='Bir gün (One Day &apos;11)'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-8GAlm95ZPuA/Tq0vpVLCWII/AAAAAAAAAY4/nJtpr_HkNSs/s72-c/one-day-original.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3850442783730013080</id><published>2011-10-27T04:48:00.000-07:00</published><updated>2011-10-27T04:49:30.260-07:00</updated><title type='text'>Öncesi ve Sonrası</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:TR; mso-fareast-language:TR;}@page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;}div.Section1 {page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; margin-left: 35.4pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Aslına bakarsanızçok uzun uzun anlatacak bir şey yok. Biz, yedi göbek usta fotoğrafçıyız.Sülalemin % 99’u dünya çapında ses getiren eserlere imza atmıştır. Bu, bizdebir ‘gen’ meselesidir. Yazının sonundaki soyadıma baktığınızda aileminasaletini ve durumun ciddiyetini gayet iyi anlayacaksınız…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ama yine de siziniçin serüvenimi, bir zahmet anlatacağım. : )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ben çocukluktan buyana fotoğrafa meraklıyım. Her zaman, her yerde fotoğrafları ben çekmeliyim.İnsanlar dağınık, alakasız pozlar vermemeli; bulunulan duruma uygun, doğalpozlar vermelidir. Hatta yolda yürüyorken fotoğraf çektiren birilerinigördüğümde, onların öyle bir arayışı olmasa dahi yanlarına gidip ‘’ıııı şeyyyyani isterseniz ben çekebilirim’’ şeklinde cümleler sarf ederdim.&amp;nbsp; Genelde önce garip bakışlarlakarşılaşır; sonra makineyi ele geçirip ‘’evet biraz sağa, biraz sola; sizikiniz hadi bi yer değiştirin...’’ türünden komutlarıma maruz kalan insanlar,sonuçları görünce ve makineyi elimden aldıklarında rahat bir nefes alırlardı!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&amp;nbsp;Ki, tam da bu noktada Fotoğrafçılığınkatmanlarından sorumlu devlet bakanı Sayın Hüseyin Taşkın’a seslenmekistiyorum: O katmanlara &lt;b&gt;‘Ufukta fotoğrafmakinesi görünce saldıranlar (yer: Bakırköy)’ &lt;/b&gt;kategorisinin de eklenmesinişiddetle talep ediyoruz! Siz bilmezsiniz Sayın Taşkın, en kötüsü yoksayılmaktır… &lt;u&gt;Ya bizi de ekleyin ya da tenhalarda kendinize dikkat edin!!!&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ben isterim ki; herinsanın öncelikle adam akıllı fotoğrafları olsun, daha sonra her insanın olağanhali dışında ya şöyle bi poz versem, şu şekilde bir fotoğrafım olsa diyedüşlediği şekilde fotoğrafları olsun &lt;b&gt;vesadede gelirsek her insanın kontrolü tamamen bana bırakıp sonunda kendisininbile şaşıracağı düzeyde ‘’pür kendisi olduğu yahut bazen kendisine tamamen yabancıolduğu’’&lt;/b&gt; fotoğrafları olsun… Evet, anlaşıldığı üzere; porte fotoğraflarıbenim aklımı çelen fotoğraflar… Bunda benim psikolojiye olan ilgim; insanlarınefkarları ve coşkularının peşinde koşuşum çok etkili. &lt;b&gt;Aslında; ben kendi efkarımı ve coşkumu başkalarını kullanarak ortayakoymak peşindeyim.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;UFAD ile tanışmamise hayatımın olağan hali olan yine bir koşuşturma anında gerçekleşti. Ben,mesela; boş zamanlarımda dünyayı kurtarırım(!); günlerden bir gün yıllardan2011, yine hararetli bir toplantı çıkışı; üyesi olduğum Kayseri BarosuFotoğrafçılık Kulübünün ilk dersine bir gram enerjimle girerken aklımda sadece‘’ fotoğraf makineleri hakkında hocaya birkaç şey sorup çıkarım’’ düşüncesivarken; Hocamız Hüseyin Taşkın ‘’fotoğraf okumayı’’ anlatıyordu. Tabi ki;çıkamadım o dersten… O dönem yoğunluklu olarak dünyayı kurtardığım için dederslere pek devam edemedim ama ilk açılacak UFAD Eğitim Seminerine katılmayakarar verdim. Ve ben, 8. Dönem çekirgesi oldum : ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ve şu acı gerçeklerle karşılaştım;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Öncelikle hiçbirşey bilmediğimi anladım; en acısı buydu! &lt;i&gt;Halaağlıyorummm…&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sonra, çok çalışmamgerektiğini anladım; bu da sanki ilkinden daha kötüydü! &lt;i&gt;Yıkıldım, ama çok şükür toparlandım az birazzzz…&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Daha sonra; artıkfotoğrafları ve fotoğraf çekmeyi daha da ciddiye aldığımı fark ettim; &lt;i&gt;üff ya hayatımda ciddiye almam gerekenmilyonlarca şeye bir de bu eklenmişti! Kasıl kasıl bir gün orta yerimdençatlayacağım, sizlerden ricam o anı mutlaka ölümsüzleştirmenizdir!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ama en sonunda fotoğraf çekmekiçin içimdeki aşkın daha da büyüdüğünü&amp;nbsp;hissettim; pür coşku oldum!!! :DDD&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sonra gittimDokuzpınarlar Köyü’ndeki UFAD ağacına, çingene pembesi bir çaput bağladım; ilerideçok güzel portre fotoğrafları çekebileyim diye, o şimdi coşkulu rüzgârlarla dalgalanıyor…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Aaa! Bu aradafotoğraf makinemin bi ismi var, Zalım, ‘i’ ile yazılmıyor aynen Zalım; lütfenona makine demeyin!!!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: right; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ŞirinYARIMÇAM ‘ÇEKİRGEZADEGİL’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: right; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; adacayi.adacayi@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3850442783730013080?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3850442783730013080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/oncesi-ve-sonras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3850442783730013080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3850442783730013080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/oncesi-ve-sonras.html' title='Öncesi ve Sonrası'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5693408393215804188</id><published>2011-10-27T04:42:00.000-07:00</published><updated>2011-10-27T04:42:51.855-07:00</updated><title type='text'>Bir yazım olacaktı..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8RljEphqamI/TqlDPSbN-CI/AAAAAAAAAOM/fyBAYO5D5W4/s1600/313348_10150347242407986_635967985_8337374_776274857_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="427" src="http://4.bp.blogspot.com/-8RljEphqamI/TqlDPSbN-CI/AAAAAAAAAOM/fyBAYO5D5W4/s640/313348_10150347242407986_635967985_8337374_776274857_n.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;En bilindik tabirdir, “bakmak ile görmek” in farklı şeyler olduğu. Tabiatta milyarlarca nesne varken ve biz bunların birçoğuna sadece bakarken, detayında neler barındırdığı gerçeğini hep göz ardı ederiz. Kendi hayat telaşelerimiz içerisinde, çoğu görüş alanımıza girse dahi, gözümüze ilişmez. Sıradanlaştırılmış hayatlarımız nazarında pek önem arz etmese de, hayatımızın seyrini biraz daha bunların üzerinde şekillendirdiğimizde, aslında birçok güzellikten mahrum kaldığımız gerçeğiyle yüzleşiriz. Hepsi başlı başına ilgiye ve dikkate ihtiyaç duyan bu milyarlarca nesnenin özüne inmek, onların barındırdığı güzellikleri alıcı gözüyle görmek başlı başına bir sanattır. Benim nazarımda bu sanatın adı da fotoğrafçılıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık hızının bilimsel tanımı bir yana, her insan ömrü, varoluştan bu yana bir andır aslında. O anı donduran ve o anı, içinde bulunduğu andan soyutlayan bir uğraştır fotoğrafçılık. Herkesin baktığını ama göremediğini görmek ve bu güzelliklerden yoksun yaşayanlara bunu göstermektir bir yerde. Hani Türk filmlerinde kör olan kahramanlar vardır. Hissederler ama hissettiklerinin nemenem bir şey olduğunun ayırdında değildirler. İşte biz bu işin amatörleri de, ilkin görecek bir şeyler olduğuna dair hisler taşırız. Ve sonrasında, o filmlerdeki gibi, tehlikeli (!) bir operasyonla, gözümüzdeki bandajlar açıldığı andan itibaren görmeye başlarız. Ve o sahnelerde ilk görülen, genelde o operasyona öncülük edendir. Ben de gözümü açtığımda, ilk gördüğüm sizler oldunuz. (Her ne kadar “görüyorum” nidalarımı duyamasanız da…)&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırların akabinde, girişimci yazımı, gelişmeye müsait bir hale getirdim zannedersem.:) O halde geliştirelim. Kompozisyon eğitimlerimiz heba olmasın değil mi?;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözün gördüğü her şey, bakmaktan öte görmek eylemine tekabül ederse, işte o an yüreğe nüfuz eder. Yüreğe nüfuz eden şeyler ise, her zaman anımsanmaya ve anımsandıkça mutlu olmaya yeter sebeptir, mutluluğun formülünü arayanların çokça mevcut olduğu dünyamızda... Ve mutluluğu sadece kendi gözlerinle görüp kendi yüreğinle duyumsamak değil; başka yüreklerde de duyumsamaktır fotoğrafçılık… Yani özetle, mutluluğu paylaşmaktır. Mutluluğa başkalarının gözüyle bakmaktır. Kendi mutluluğunu başkalarına görsel olarak anlatmaktır. Şairin umarıyla belki sil baştan bir mutluluk resmi çizmek değil ama, çizilmiş bir tablodan mutluluk çıkarmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Güzel bir kapıdan içeri girip, renkli bir dünyayla karşılaşan bir çocuk gibiyim bu dünyada. Her şey, sadece varoluşuyla bile mutlu etmeye yeter. Üzerine bir de çabalarınız eklendi mi, tadından yenmez oluyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf&amp;amp;Yazı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Betül KAYHAN&lt;br /&gt;8. Dönem Ufader&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5693408393215804188?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5693408393215804188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bir-yazm-olacakt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5693408393215804188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5693408393215804188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bir-yazm-olacakt.html' title='Bir yazım olacaktı..'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8RljEphqamI/TqlDPSbN-CI/AAAAAAAAAOM/fyBAYO5D5W4/s72-c/313348_10150347242407986_635967985_8337374_776274857_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1261902362640780080</id><published>2011-10-20T15:50:00.000-07:00</published><updated>2011-10-27T04:50:09.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Savaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çanakkale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köroğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geleneksel Atlı Okçuluk'/><title type='text'>Biga’da Bir Gelenek Canlandı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #336666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qk0LUKMnAu0/TqCl-HIomAI/AAAAAAAAAVg/PUaUhgPOVtc/s1600/DSC_9097.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="426" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5665710817717819394" src="http://3.bp.blogspot.com/-qk0LUKMnAu0/TqCl-HIomAI/AAAAAAAAAVg/PUaUhgPOVtc/s640/DSC_9097.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neresine giderseniz gidin Anadolu’dur yurdumuz. İnsanlarımız, ana kadar sıcak kanlıdır misafirine. Biga da öyle bir yer… zannedersiniz ki; dilini bilsem dahi gurbetteyim, insanları yabancı. İnsan bilmediğinden korkar hesabı bir selam veriyorum; cevap çok sıcak ve dostane… sanki kaç zamandır gelmedik de özletmişiz gibi bir karşılama. Sıcacık ısıtan güneş kadar, samimiyet ve muhabbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneksel Atlı Okçuluk Turnuvaları için buradayız. Ama ilk fırsatta daha ayağımızın tozuyla Çanakkale Şehitliği’ne gitmek istiyoruz. Yol yorgunluğu o heyecanla umrumuzda bile değil. Çünkü yüreğimizde, her fırsatta ziyaret edilerek vatan sevgisini ve şehitlere şükran duygusunu bir kez daha yaşayarak ruhlarını şad etme arzusu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-nf3oeZ6ERKI/TqHOiIiQuVI/AAAAAAAAAV4/YhshOKNHnTg/s1600/foto%25C4%259Fraf.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5666036892010854738" src="http://4.bp.blogspot.com/-nf3oeZ6ERKI/TqHOiIiQuVI/AAAAAAAAAV4/YhshOKNHnTg/s320/foto%25C4%259Fraf.JPG" style="cursor: hand; float: left; height: 320px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 214px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;''Dur yolcu bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir” yazısı karşılarken bizleri coşku seline kapılıyoruz. Memleketin her bir köşesinden gelip orda şehit olan nice atalarımız, bizi bize yaklaştırıyor. Bu duygu yoğunluğuyla bütün olabilmeyi anlıyoruz… Hatta karşı cephelerden açılan ateşten birbiri içine girmiş kurşunları görünce her iki tarafın cesaret duyguları bizleri etkiliyor. Belki de bu yüzden başkomutan, ‘Burada ölen çocuklarınız artık bizim de çocuklarımız’ diyor. Çanakkale şehitleri konusu öyle derin ve etkileyici ki ne söylesek az. Bu konudaki en güzel sözleri şair Mehmet Akif’in mısralarından okuyor, bize de geriye bir Fatiha okumak kalıyor… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geliş amacımız; “geleneklerimiz, boynumuzun borcu” diyerek Uluslar Arası Geleneksel Okçuluk Turnuvasına katılmaktı. Bu turnuvaya iştirak etme şansına sahip olmak zaten bir mutluluktu benim için. Hafızın düzünde; geleneksel kıyafetlerimizi kuşanıp bir cenge gider edasıyla “bin atlı o gün çocuklar gibi şendik”…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yurdun içinden ve dışından gelen her yarışmacı kendi kıyafetiyle ve silahıyla memleketini temsil ediyordu. Bir savaş meydanında böyle bir sosyalleşme ancak olimpiyat stadında olurdu ki oradaki kazanmaya odaklı hırs buradaki amatör ruhla karşılaştırıldığında o da yetersizdi… Her bir sporcu bir diğerini hayranlık ve şefkatle inceleyerek aynı havayı solumaktan müthiş zevk alıyordu. Er meydanı dostlukla kucaklaşmış, unutulmaya yüz tutmuş ve dünya genelinde söz sahibi olduğumuz bu sporun vefa borcunu ödemeye gelmiştik biz ve bizim gibi nice yiğitler. Bu bayram havası aynı zamanda yiğitliğin ve yiğitlerin geleneksel duruşuydu. Orakla, tırpanla karşı koyan dedelerimiz gibi, her şartta er meydanında hazırız demesiydi meydandaki kalabalık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tam bir gönüllülük esasıyla verilen bu emekte, sanat camiasına bu tür etkinliklerde örnek olan Cüneyt Arkın, Cemal Hünal, Serdar Çelik gibi sanatçıların olması gerçek sanatçının örnek insan da olması gerektiğini vurgular nitelikteydi. Okların ıslıkları ve atların kişnemesinin arasında; dansıyla, hat yazılarıyla, musiki sazı ney üstadıyla ve çeşitli sanatçılarıyla donatılmış bu kültür panayırında savaşçı ve sanatçı bir toplum olduğumuzu resmeden, hikayelerinden aşina olduğumuz, bize bizi anlatan bir dünyadaydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbiriyle yaptıkları şakalarla çocuklar gibi ahbap, silahlarıyla da kardeş olmuş her birimiz, Köroğlu’nun çetesindeki ayvazından ayıboğanına savaşçılardık. Büyük küçük her birimizin bir diğerine olan saygısı ve hürmeti tıpkı derviş düzenindeki gibi sarsılmaz ve kıyaslanamazdı. Tasavvuf düşüncesini ince ince nakşeden hat, alemler üstüne sürükleyen ney olsun, mehter marşındaki düşmandan bile nefret ettirmeyen ama yüreklendiren, aslına ve nesline layık olma mesuliyetini taşıyan bir milletin çocuklarıydık.&lt;br /&gt;O gün Çanakkale’de; bin atlı o gün yine dev gibi bir orduyu yenerdik.&lt;br /&gt;Kahramanlıklarımızı oklar ve atlar, aşkımızı hat ve ney anlatsın biz geri duralım…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;i&gt;Yazı: Murat Ziya Öztürk&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1261902362640780080?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1261902362640780080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bigada-bir-gelenek-canland_20.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1261902362640780080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1261902362640780080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/bigada-bir-gelenek-canland_20.html' title='Biga’da Bir Gelenek Canlandı'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qk0LUKMnAu0/TqCl-HIomAI/AAAAAAAAAVg/PUaUhgPOVtc/s72-c/DSC_9097.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5858428032325381751</id><published>2011-10-14T23:32:00.000-07:00</published><updated>2011-10-16T07:14:51.038-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ufad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşanmışlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sunum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='samimiyet'/><title type='text'>UFAD: Perşembe Söyleşisi üzerine...</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-FEgwUr_m59E/TpkokAaKL9I/AAAAAAAAANg/Z64D0V5A17o/s1600/261101_74491927019_903188_n.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-FEgwUr_m59E/TpkokAaKL9I/AAAAAAAAANg/Z64D0V5A17o/s1600/261101_74491927019_903188_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; Dün akşam 18:00, çalışmaktan yorulmuş akşam sinemaya gitmeyi planlıyorum. Benim işlerim ilginçtir. Sinemaya gitmeyi planlarken, Ceyhan abi, “&lt;i&gt;Akşam UFAD’a geliyor musun?”&lt;/i&gt; diyor, demesi ile de UFAD’da perşembe söyleşilerinin olduğunu öğrenmem ve heyecanlı bir çekirge hesabı zıplamam bir oluyor. (Allah razı olsun ortasından mı kalktı bilemem ama davet edildim diye hemen gidelim denir mi? O ayrı konu...) Dizüstünü topla, cüzdanını al, cebini unutma derken toplanıp çıkıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Derneğe adımımı atıyorum. İçerisi kabalalık. Kısa bir süre önce sanal alemde UFAD gurubunda gördüğüm kişiler. UFAD üyesi olunca da insan merak etmeden duramıyor bunlar kimdir? Ne yer? Ne içer? Nasıl düşünürler? Merak ediyordum ne yalan söyleyeyim. (Su böreği, kuru pasta, yulaflı bisküvi yediler ve hayatımın vazgeçilmezi çaydan bolca içtiler.) Diğer yandan ne yiyip içtiklerinin tarifi bu kadar kolayken nedüşündüklerini bu kadar kolay ifade edemiyorum. Samimiyet ve emek verilmiş sunumlarını büyük bir zevkle izledim. Tebessüm ettim, iç çektim, çok hoşben neden düşünemedim dediğim şeyler oldu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Üyeleri tanımak konusundaki açgözlülüğüm, tanışmak noktasında yoktu. Sessiz sakin uslu bir öğrencikıvamında çayımı içtim, (Mahmut yine harika bir çay demlemişsin) kimse ile tanışmadım, kimse de benimle tanışmaya ölmüyordu zaten. Sunumları ve uğraşları ölçüsünde o insanları tanımaya çalıştım. Söyleşinin başlangıcı UFAD’dan saygıdeğer bir hanım ablamızın sunumlar öncesinde; sunumları dinleme ciddiyetini anlatan gösterisi ile doğaçlama (yada ben öyle sanıyorum) çalışması idi. Bence harikaydı. (Allah razı olsun Allah ne muradı varsa versin) Uzun uzadıya sizlere sonra şunu sundular, bakın var ya bir de şuvardı keşke olsaydınız tarzında sizi sıkıp, gıcık edecek şeyler yazmayacağım. (Nedense bu yazıyı orda olmayan ve o anı yaşamayanlar için yazıyormuşum gibi hissettim. Belkide öyledir, belki de değil) Bunu söylemezsem ölürüm inanmazsınız Essah oğlan Essah kızın olduğu birhikayeyi de bizzat izledim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Şimdi acele etmeden yavaş yavaş düşünüyorum. Gün gelir o UFAD üyelerinin içinde o masada ben de su böreği ve kuru pasta yerken böyle güzel şeyler üretebilir miyim, hak ettiğim şan şöhrete kavuşur muyum? diye soruyorum kendime. Belki... Belki de ansız sansız bir nefer olmak daha fiyakalıdır bu alemde, kim bilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ben Eminönü’nde balık ekmek yediğim gibi hesapsız mekanları seviyorum. “&lt;i&gt;Arda nasılsın&lt;/i&gt;” dediğimde; “&lt;i&gt;Ne olsun bee abi iyilik, sen&lt;/i&gt;?” denilenortamları seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:small;"&gt; &lt;span class="ecxs7"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;UFAD; Nişantaşı’ndasushi yemek gibi değil (Sushi ayrıca Uzakdoğudayenir ), Eminönü’nde balık yemekten zevk alanlara göre birmekan.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="ecxs21"&gt; Tavla oynayıp yenebileceğiniz arkadaşlarınızın olduğu, sanatçılık oynamak isteyenlere kapalı bir mekan. Umarım hep öyle de kalır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“&lt;i&gt;Sushi yemek isteyenler,&lt;/i&gt; &lt;i&gt;bekleme yapma devamettt&lt;/i&gt;!”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bir yeri birmekanı değerli kılan şey, sadece size verdikleri hissettirdikleri değildir. Biriktirdiğiniz yaşanmışlıklarınızı paylaşabiliyor ve bu mekanı nasıl daha anlamlı kılabilirim diyorsanız o yer iyi yerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span class="ecxs21"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ez cümle, perşembe iyiydi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="ecxs21"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;14.10.2011&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" class="ecxs5"&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="ecxs21"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Salih Murat GÜRBÜZ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5858428032325381751?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5858428032325381751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/ufad-persembe-soylesisi-uzerine_14.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5858428032325381751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5858428032325381751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/ufad-persembe-soylesisi-uzerine_14.html' title='UFAD: Perşembe Söyleşisi üzerine...'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-FEgwUr_m59E/TpkokAaKL9I/AAAAAAAAANg/Z64D0V5A17o/s72-c/261101_74491927019_903188_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-4790236206612892547</id><published>2011-10-13T23:57:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T07:54:56.352-07:00</updated><title type='text'>Laf-ı Güzaf</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://3.bp.blogspot.com/-ebqLMPwXjLQ/TpfaPx2H84I/AAAAAAAAANQ/H1kRnAsRUZk/s1600/318585_113090392132922_100002958862938_90594_683853300_n.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-ebqLMPwXjLQ/TpfaPx2H84I/AAAAAAAAANQ/H1kRnAsRUZk/s320/318585_113090392132922_100002958862938_90594_683853300_n.jpg" width="212" height="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;i&gt;Fotograf nedir? - “Dört boyutlu bir mekanın (en, boy, yükseklik ve zaman) iki boyutlu bir düzlem üzerindeki izdüşümüdür.” - “Daha önce hiç olmamış sonra da tekrarlanmayacak bir anın görüntülenmesidir.” Sabit Kalfagil &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Ustalardan özür dileyerek içimdeki yansımaları aktarmak istedim. Bu yüzden o derya deniz üstadların var olduğu bu koca camiada paylaştıklarım belki koca bir hiç. Ve belkide Laf-ı Güzaf... &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Önemli Not: &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xkp0me_ahmet-%20%20enes-cennet_music"&gt;Ahmet Enes’ten Cennet &lt;/a&gt;dinleyerek okumanız Zeneat Terbiye Talim Kurulu tarafından tavsiye edilmektedir. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafı çekerken ruhunu katma işi zor vesselam. Güzel fotoğrafın doğru teknikle çekilmiş fotoğraflardan öte, doğru ruhun yansıtıldığı kareler olduğunu düşünüyorum. Bu, teknik eksikliğimize ruh kattım kılıfı ile kapama kolaylıcılığı ya da ben yaptım olduculuk anlamına gelmesin. Ama sadece teknik bilgide kalırsak fotoğraf sadece teknik olarak doğru çekilmiş bir fotoğraf olur. Baktığımızda içimizi acıtmayan, tebessüm ettirmeyen, içimizi kıpır kıpır bir bahara, aşka, ayrılığa götürmeyen fotograf bence yok gibidir. (Hüseyin Hocam kulakların çınlasın. Fotoğraf bir karede geçmiş - geleceği yanıbaşımıza getirmez, bize içimizdeki yaşanmışları-yaşanmamışlıkları göstermezse fotoğraf değildir ki.) O yüzden fotoğraf çekmek zor işmiş vesselam; her ne kadar son 2 haftada 3000 kare fotoğraf çekmiş olsam da :) cidden zor iş. Yaşamın güzeliklerini görmeyi unuttuğumuz bir zamanda; güzel bakmak ve görmek, doğru kadrajı teknikle buluşturmak ve benden nameleri fotoğrafa yansıtmak ne zor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Benim açımdan bu eğitim fotoğraf ufkumun pozlamasının uzun ama fotoğraf çekiyorum pozunun kısa olduğu bir dönemdi. Bu dönemi paylaştığım kendi ile barışık, güler yüzlü, şakacı Ufad 8.dönem arkadaşlarıma teşekkürler. Siz daha çekirgesiniz o yüzden teşekkür burda bitti, arkadaşlık baki. Ve tabiki o güzel çayları demleyen görünmez kahramanımız Mahmut’a da teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yazılar yazdığımda neden bilmem ama hayatımın son anlarında birilerine veda ediyormuşum ve veda ederken de hayatla dalga geçiyormuşum gibi hissediyorum. –“Ölecek miyim doktor?” desem –“ birgün herkes ölecek” yada –“bilemen ki” sözlerinizi duyar gibiyim:) Ama ölmeden yaşamak, yaşarken yaşadığını hissetmek lazım. Tezimi bitirirsem bilimsel bir eserim olacak. Ruhumu katarak fotoğraf çekmeye devam edersem de &lt;b&gt;“Ruhumun O Anları”&lt;/b&gt; o karelerde hep yaşacak. Ruhum ölümsüz olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;'ölüm gelecek ve senin gözlerinin içine bakacak.&lt;/b&gt;' &lt;b&gt;-C. Pavese- &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anı yakalasak ne güzel fotoğraf olurdu bee abi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Fotoğraf ve Yazı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Salih Murat GÜRBÜZ &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;8.Sezon &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-4790236206612892547?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/4790236206612892547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/la-f-guzaf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4790236206612892547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4790236206612892547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/la-f-guzaf.html' title='Laf-ı Güzaf'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ebqLMPwXjLQ/TpfaPx2H84I/AAAAAAAAANQ/H1kRnAsRUZk/s72-c/318585_113090392132922_100002958862938_90594_683853300_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2783510345195862742</id><published>2011-10-13T22:18:00.000-07:00</published><updated>2011-10-13T22:38:36.082-07:00</updated><title type='text'>“MAVİ &amp; BEYAZ” BİR YOLCULUK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bernard Shaw derki; 'Siz var olan şeyleri görür şöyle dersiniz; Neden? Ama ben olmayan şeyleri hayal ederim ve derim ki; Neden olmasın?'. Ben hep bu sözle yola çıkarım kendimi bildim bileli. Hep hayal edip onu gerçekleştirmek için hayal kurmuşumdur. Görünmezi görünür kılmak, hayalleri gerçek yapmak o kadar değerli ki… Bu nedenle, eşime ne kadar teşekkür etsem azdır. Hayallerimi gerçek kıldığı için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NmbwRCvcPwQ/TpfGfJAOxEI/AAAAAAAAAUY/lqMIKOFkJAU/s1600/clip_image002.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="187" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663213294736819266" src="http://4.bp.blogspot.com/-NmbwRCvcPwQ/TpfGfJAOxEI/AAAAAAAAAUY/lqMIKOFkJAU/s320/clip_image002.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Nereden duymuştum, nasıl okumuştum hatırlayamıyorum ama adının Santorini, şeklinin uzaydan bakıldığında kocaman bir ay parçasına benzetildiği maviliğin içindeki o adanın güzelliğine şahit olmuştum… Dertler, sıkıntılar üst üste geldiği her zamanda bilgisayarımın arama motoruna “Santorini” adını girip fotoğraflarını izlerken bulurdum kendimi… Hayaller kurar, her şeyden uzaklaşır ona yaklaşırdım… İçimdeki ses, dünyanın dört bir yanında farklı hayatlar, farklı insanlar diye seslenirdi bana, dünyanın dört bir yanında aynı hayatlar, aynı insanlar diye devam ederdi… Dünyanın dört bir yanında süre giden bir kaos bir curcuna… O karmaşaların içine saklanmış dingin sade hayatlar, farklı görülen aynılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuk ikimizin de ilk yolculuğu idi… Artık iki kişi idik ama tek bir valizimiz vardı… Ayrı olan sadece fotoğraf makinelerimiz… İnsanlar adına “balayı” diyorlardı, oysa bizim için mavinin dinginliğine, beyazın diyarına bir yolculuktan başkası değildi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sabah Kayseri Havalimanına telaş içinde yetişmiştik. Neyse ki dakikalar içinde her şey akış hızına geri dönmüştü. Bekleme salonunda çantamdan “Zorba” adlı kitabımı çıkarıp okumaya başlamıştım, özellikle seçtiğim bir kitaptı gideceğimiz diyarların içinde geçiyordu çünkü hikâyesi, eşimin elinde fotoğraf makinesi an’ı yakalama peşindeydi. Durdum, “çıkar hadi yüzüğünü” dedim, parmağımdaki yüzüğü de çıkararak kitabımın üzerine koydum; “Çekebilirsin şimdi...” İşte yolculuğumuzun o en başını hapsettik kara kutumuzun içine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Uçağımız İzmir Havalimanına gelmiş bulunmaktadır, şimdi inişe geçiyoruz, arkanıza yaslanın ve ikaz ışıkları sönene dek kemerlerinizi kapalı konumda bulundurun” uyarısıyla eşim uyanmış, ben ise küçücük camdan İzmir’i görebilmenin merakıyla cama yapışmıştım. Artık adım adım ilerliyorduk hayalimize... Hayal, her bir adımda gerçeğe daha da yaklaşıyordu artık…“Mavi” ve “Beyaz” bir yolculuğun başlangıç noktasıydı, İzmir Alsancak Limanı… Mavinin kucağında bembeyaz gemiler salınıyor, küfür küfür esen rüzgâr saçlarımı dağıtıyordu… Ayaklarım yere basıyordu basmasına ya ben bunu hiç hissetmiyordum, bilmiyordum eşim de aynı duyguları mı yaşıyordu benimle? Yoksa çoktan uçuşa mı geçmişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 15.00 sularında gemimiz, “işte demir aldığım limandan kalkıyorum” diye haykırırcasına ardında bembeyaz köpükler bırakarak hissettirmeden bırakıverdi kendini sulara… Onunla ben de her şeyimi ama her şeyimi bırakıverdim sulara… Elimde onun sıcaklığından başka hiçbir şey yoktu… Hayal, bizim gerçeğimizdi artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük pencereli odamıza yerleştik… Ve kapısına hemen kilit vurarak kendimizi güverteye attık… Nerede ne vardı, hangi balkonu diğerinden güzeldi… Bunları düşünüyordum ya, kapısını açıp da yüzüme çarpan o rüzgârdan sonra o kokudan sonra; yaşamaya başladım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rotamız Yunanistan’ın kalbine, Atina’ya idi… O gece sabaha kadar gemimiz yol alacak, gece kendini gündüzün kollarına bıraktığı bir anda Atina Limanı’na demir atacaktı…&lt;br /&gt;Yarab!, diye geçirdim içimden gündüzü ayrı güzel gecesi ayrı bu beyaz geminin…Bir ben vardım şimdi, bir gökyüzü,bir de deniz... Elimde hep aynı sıcaklık… Güneş nasıl batıyor Yarab! Sanki içimde sakladığım bastırdığım ne kadar ses varsa, söz varsa söylenmemiş, deniz duymamı sağlıyor, rüzgâr ona çanak tutuyordu… Gündüz geceye dönüyordu… Gecenin içinde, denizin ortasında, rüzgârın diyarında, sevdiğim adamla bir beyaz geminin güvertesindeydim şimdi… Bunun tarifi yok, fotoğrafı da… Ama iliğinize kadar sizi saran ve varlığını hissettiren bir yanı var… Yaşamadan bilinemeyen... Yıldızların, denizin, gecenin, ayın, rüzgârın, benim ve onun şahit olduğu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük şeylerden mutlu olan bir yapım vardır, yolculuğumuzun o ilk gecesinde denizin ortasında, karanlığın içinde, gemimizin ışıklarının yanışıyla çocuklar gibi mutlu olmuştum. Unutamadığım anlardan biri idi. Bir tel üzerinde sayamayacağınız kadar çok küçücük armut lambalar asılıyordu ve en sevdiğim sarı ışıktan saçıyorlardı güvertemize.&lt;br /&gt;O an Eyüboğlu’nun kulaklarını çınlattık biz ikimiz;&lt;br /&gt;“Penceremin önünde deliklerden ışık boşanan&lt;br /&gt;Kocaman bir gemi durdu&lt;br /&gt;Yarab! Benim de içimde bu kadar ışık yansa&lt;br /&gt;Dünyalar benim olurdu.&lt;br /&gt;Senin en karanlık göklerinde salkım salkım yıldızların var&lt;br /&gt;Benim içimde insan ayağı değmemiş karanlıklar”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın ilk ışıkları… Penceremden bakıyorum. Mavi beyaz çizgili bir bayrak, sayısız beyaz gemi… Atina Limanı’ndayız. Karınca misali insanlar boşalıyordu gemilerden, beyaz şapkaları, siyah gözlükleri olan… Her birini kendime benzettim, ne çok insan vardı hayal kuran… Yoksa ne işleri olurdu dillerine yabancı, yüzlerine yabancı kaç deniz mili uzaktaki sahillerde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlandık, Atina sokakları bizi bekliyordu… Her defasında kontrol ettiğimiz fotoğraf makinelerimiz, kartlarımız ve şarjımız, yine her zamanki titizlikle gözden geçirildi. Atina! Haberlerde tanık olduğumuz görüntülerden hiç de uzak değildi artık… Konvoy halinde grev yapan taksiciler, korna sesleri ile tam da gündemin nabzını tutan gazeteciler gibi objektiflerimizi onlara doğrulttuk… İlk Foto muhabirlik deneyimimi böylece Atina’da yaşamış olmuştum :) Bu kaosu ardımızda bırakarak, Atina’nın kalbine yürüyorduk… Yüzler yabancı değildi, bakışlar yorgun, işinden evine dönenler, çantanıza dikkat edin diye samimi uyarıda bulunanlar, bildiği kadar İngilizcisiyle yol tarif etmeye çalışanlar, selam verenler… Atina’da bulunduğumuz kısıtlı zamanımızda Akropolis’e doğru dar Arnavut kaldırımlardan, taş evlerin aralarından, duvar resimleriyle dopdolu sokaklardan geçtik… Her bir resme hayran oldum, söylemeliyim, Anadolu’nun güzelliğini hiçbir diyar ile kıyaslamadım ama kıskandım sokaklarını ne yalan söyleyeyim… Dönüş yolumuzda, balıkhanelerine karakutumuzu çevirdik, her bir yanı hediyelik eşyalarla dolu meydanlarına, güvercinlerine, bir köşede içkisini yudumlayan Dimitris’e…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemimiz rüzgârı arkasına almış, yönünü bu defa Mykonos’a çevirmişti… Gökyüzü kızıllaşıyor, biz Mykonos’a yaklaşıyorduk… Yaklaştıkça şahit olduğum o legoyu anımsatan beyaz evler, gençliklerinde rüzgârla yarışan şimdilerde kendilerini inzivaya çekmiş yel değirmenleri... Lacivert bir deniz… Ve dalga sesleri… Denizin kıyısı boyunca yürüyoruz, beyaz kutucuk evleri mavinin hemen yanı başında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün kızıllığından kaybededursun biz maviyi sağımıza beyazı solumuza alıp ilerliyoruz Mykonos sahillerinde… Bu yaşıma kadar gördüğüm en güzel mekânları görüyorum, nasıl anlatılır bilemeden… Hayal edin sadece, her şey ahşap, küçük kare masalar, ahşap sandalyeler, her biri uçuk bir maviye boyalı ama… Sandalyelerin üzerinde turuncu masa örtüleri, üzerinizde sizi aydınlatan sayısız armut lambalar, sağınızda hep deniz var, arkanızda emektar bir kırmızı kayıkçık, sahile vurmuşçasına ama denize hep âşık... Öyle sessiz… Kayıkçığın gövdesinde asılı onca ahtapot kolları… Artık hayal miydi yaşadığım gerçek mi karıştırıyordum… Gözlerim görüyor, kulaklarım tüm o sesleri işitiyordu da, aklım bir türlü almıyordu… Güzellik başımı mı döndürmüştü ne? Ada için çok söylentiler vardı. Kıyaslayanlar… Mykonos mu, Santorini mi? diye… Ne derlerse desinler, herkes kendi alacağını alır uğradığı diyarlardan, herkes göreceğini görür... Küçücük sokak aralarında, deniz kıyılarında öyle yerler yaratmışlar ki, öyle mağazalar… Hayran hayran izlemekten başka bir şey gelmiyor elinizden… Bir sokak bir diğerine benzemiyor, yan yana hiç aynı dükkân yok… Ve o küçücük adalarda hiçbir çöp kovası olmamasına rağmen her yer pırıl pırıl… Hem de bunu geceleyin seçebilecek kadar… O kadar çok dolaştık ki, girebildiğimiz tüm sokaklarına, tüm kıyılarına kuytularına, tepedeki yel değirmenlerine, oradan görülen adına “Küçük Venedik” denilen evlerine… Her yere ama her yere… Aklımızda kalırsa içimiz rahat etmeyecekti ne benim ne sevgili eşimin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nFLqIpmnbvs/TpfIJzPl3RI/AAAAAAAAAUk/AKEBPW9QWDw/s1600/clip_image002.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="187" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5663215127141670162" src="http://2.bp.blogspot.com/-nFLqIpmnbvs/TpfIJzPl3RI/AAAAAAAAAUk/AKEBPW9QWDw/s320/clip_image002.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi ise güzel bir yemeği hak etmiştik… O birbirinden güzel mekânlardan birine girdik… Artık hayalimden şöyle keyifli keyifli tatmanın zamanı gelmişti… Ayaklarımızın altında deniz vardı, masalarımız, sandalyelerimiz beyaza boyalı ahşap, üzerinde kavanozlar içinde yanan mumlar… Kulağınıza gelen Yunan ezgileri… Kömürde pişmiş kalamar, bol yeşilli Akdeniz salatası, bize hiç de yabancı olmayan adına “cacıki” denilen mezemiz ve rakının kardeşi Uzo… Ve sağlığınıza, böyle güzel günlere diye başlayan, sonu kahkahalara varan sesler… O gecenin sonunda bir geminin kucağında denizin ortasında, yıldızların altında salınarak uyumak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah… Ve “Santorini Limanı…” Kendimi bilgisayar başında fotoğraflarını izlerken bulduğum güzeller güzeli ada… Bizim kaybettiğimiz meşhur 12 Adadan biri ve bence en güzel olanı… Botlarla adaya çıkma vakti… Adanın merkezi yerden 270 m yukarıda olduğundan yukarı çıkmakta iki seçeneğimiz var… Biri eşekler diğeri teleferik… Biz teleferiği tercih ediyoruz, malum zamanı etkin kullanmak :) (Önerim, teleferik ile çıkıp, eşekle inmeniz ama teleferik sırası çok uzunsa yürüyerek de çıkmayı tercih edebilirsiniz. Çıktığınız andan itibaren her noktada fotoğraf çekmek istiyorsunuz, ama en güzel fotoğraflar için Oia (ia)’ya gitmeniz). Zaman değerliydi, boşa harcanamazdı. Bu nedenle sevgili eşim hem eğlence olsun hem adanın altını üstüne getirelim diye atv kiralamamızı önermişti, bu hemen onaylandı… Artık 270 m yükseklikte özgürlüğün sınırında idik… İlk çıktığınız nokta Santori’nin merkezi olan “Fira”; burada kısa bir şehir turu yaparak hepsi deniz manzarasına sahip kafelerden birinde soluklanılabilir. Eğer zamanınız darsa vakit kaybetmeden Santorini’nin en güzel sokağına gitmemiz lazım; “Agiou Mina”. Bu sokak size güneyde bulunan “Agiou Mina” kilisesine ulaştıracak, beyaz çan kulesi ve mavi kubbesiyle sizi bekleyen… Atv’miz ve biz iyice uyum sağlamıştık birbirimize, yönümüz, “Oia” diye yazılıp “İa” diye okunan o güzeller güzeli köye idi artık…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Santorini, milattan önce ikinci yüzyılda gerçekleşen bir volkanik patlama sonucu oluşmuş, bu yüzden uzaydan bakıldığında ortada sanki bir yıldız ve etrafında hilal şeklinde bir ay var; yerleşim bu ay diyebileceğimiz kısımda bulunuyor. Adada en son 1956 yılında çok büyük bir deprem yaşanmış ve her yer yerle bir olmuş, şuan ki ada yapıları bu tarihten sonra oluşturulmuş. Santorini’nin Oia Köyü’nde, kraterin etrafına, yani uçurumun dibine, bembeyaz evler, oteller yapmışlar. Kayaların üstüne, içine, sağına, soluna… Hani bizler için herkesin kendi kapısını süpürmesi nasıl bir gelenekse, Yunanlılar için de boyamak… Sanırım zor günler için sakladıkları “Mavi” ve “Beyaz” birer kutu boyaları var :) Ahşap pencereleri mavi, içlerine bembeyaz danteller asmışlar… Saksılarını maviye boyamış, içlerine beyaz çiçekler dikmişler… Mavi kubbeli beyaz kiliseleri yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santorini’de artık güneş benden bugünlük bu kadar diyeceği kıvama gelirken, en güzel ışığını salıyor mavi beyaz evlerinin üzerine… Dünyanın en güzel gün batımının yaşandığı noktadayım, romantizmi arayıp bulmak isteyenlerin, arama motorundan karşıma çıkan o görüntülerin içindeyim artık… Sevgili eşim, o anlarımızı öyle güzel sakladı ki…&lt;br /&gt;Ömrümce unutmadığım…&lt;br /&gt;Unutamayacağım…&lt;br /&gt;Hayalimin fotoğrafını çekti ellerime verdi... İçine beni, bizi koyarak…&lt;br /&gt;Hayali düşündüm bu yazıyı yazarken…&lt;br /&gt;Hayallerin gerçek olmasını dileyerek…&lt;br /&gt;Ve hayallerime yeni hayaller katarak…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Unutmadan, eklemek istedim, hani derler ya “çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” Diye… Ben bu yazıyı çok okusunlar, çok gezsinler diye, sizlere armağan ediyorum… :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Yazı: Arzu BULUT YÜCEL&lt;br /&gt;Fotoğraf: Gökhan YÜCEL&lt;br /&gt;Okurken dinlenilebilir müzik:&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=eBKYuBvraGU"&gt;Dinleyin..&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2783510345195862742?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2783510345195862742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/mavi-beyaz-bir-yolculuk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2783510345195862742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2783510345195862742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/mavi-beyaz-bir-yolculuk.html' title='“MAVİ &amp; BEYAZ” BİR YOLCULUK'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-NmbwRCvcPwQ/TpfGfJAOxEI/AAAAAAAAAUY/lqMIKOFkJAU/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2474898717288605374</id><published>2011-10-13T03:49:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T11:26:31.397-07:00</updated><title type='text'>Eyvallah</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-Ann9qLdYwB8/TpbBK4gvDvI/AAAAAAAAANA/7hQb6GgFy10/s1600/314636_10150325203457336_758677335_8492526_335569515_n.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ann9qLdYwB8/TpbBK4gvDvI/AAAAAAAAANA/7hQb6GgFy10/s640/314636_10150325203457336_758677335_8492526_335569515_n.jpg" width="640" height="415" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;UFAD ile fark ettiklerim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Fotoğraf makinesinin önünde değil arkasında olmaktan keyif aldığımı,&lt;br /&gt;2. Makinalarin, objektiflerin, markaların önemli olmadığını fotoğrafın önemli olduğunu,&lt;br /&gt;3. Fotoğraf çekmek ile tavada kalan son sucuğun tadının aynı olduğunu, ikisinin de fark edilmesi gerektiğini,&lt;br /&gt;4. Hatta üzerine çikolata sosu dökülmüş profiterol kadar gizemli olduğunu, tadının en az onun kadar güzel olduğunu,&lt;br /&gt;5. Ayrıca eti puf paketinin açılmayışındaki zorluğunun da fotoğraf çekmeye benzediğini,&lt;br /&gt;6. Fotoğraf çekmenin öyle rastgele olmadığını, düşünsel altyapısını gördüğümde farkettim.&lt;br /&gt;7. Fotoğrafın belli bir sadelikte olması gerektiğini, işe yaramayanın hiç olmaması gerektiğini, bunu yaparken de “ VAY ARKADAŞ “ şu ağaç niye oradaki diye söylenmek yerine“ ÇÖMEL – SAĞA SOLA İLERİ GERİ “ yaparak SADELEŞTİRMEK gerektiğini,&lt;br /&gt;8. Bu sadeleştirmenin matematikteki ile benzer olduğunu, ikisinde de azaltma olduğunu,&lt;br /&gt;9. Molalarda çaya attığım şekerlerin ambalajlı olduğuna kızdığımı, buna istinaden 2. çayı bu yüzden içmediğimi,&lt;br /&gt;10. Söylenmek istenilen şeylerin bağıra bağıra, illa uzun uzun yazarak değil de bir fotoğraf kadrajına sığabileceğini,&lt;br /&gt;11. Bu kadar madde oluşturarak 10. madde ile çeliştiğimi fark ettim.&lt;br /&gt;12. Fotoğraf çekerken vizörden bakmadan ilk önce oradaki havayı içine çekmen gerektiğini&lt;br /&gt;13. İlk gezimizde 1. Grupla 2. Grubun Tellioğulları ile Seferoğulları olmadığını, aslında hepimizin oradaki yeşil vadide ehilleştiğimizi fark ettim.&lt;br /&gt;14. Ayrıca camızlarla karşı karşıya kalındığında dik dik bakmak yerine yan yan kaçmam gerektiğini fark ettim..&lt;br /&gt;15. Hüseyin hocanın fotoğrafçılığın (amatör) başında iken bir şeyler yazın merak ediyorum demesiyle bunları yazdığımı , ama sevgili ARDA'nın yazısını gördüğümde gençlerin bizden hızlı olduğunu,&lt;br /&gt;16. Yine de içimde bir yerlerde gençlere yetişme hevesinin olduğunu fark ettim.&lt;br /&gt;17. Fotoğrafa sadece gönül vermenin yetmediğini ona gerçekten zaman ayırdığımda farkettim…&lt;br /&gt;18. Ayrıca katılamayacağım diğer gezinin üzüntüsünün, “ yeter artık eve gel akşam oldu “diye sokaktan eve çağrılan çocuğun üzüntüsüne eş değer olduğunu fark ettim..&lt;br /&gt;19.Ne güzel çoğu şeyi burada özetlemiş seminere gitmeye gerek yok diyenlere "olmaz ki öyle" demek istediğimi,&lt;br /&gt;20.Ülker Fenerbahçe – Galatasaray maçında Galatasaraylı olmanın keyfini çıkaracağıma kenardaki fotoğrafçılara gözümün kaydığında, fotoğrafa olan eğilimimi fark ettim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu farkındalıklarıma ve öğrendiklerime katkıda bulunan başta HÜSEYİN TAŞKIN, sonra ÖZGÜR GUZAY, GÖKHAN YÜCEL ve 8. Sezon üyelerine teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca EYVALLAH …&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yazı ve fotoğraf: Seçil Torun&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: left" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2474898717288605374?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2474898717288605374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/eyvallah.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2474898717288605374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2474898717288605374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/eyvallah.html' title='Eyvallah'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ann9qLdYwB8/TpbBK4gvDvI/AAAAAAAAANA/7hQb6GgFy10/s72-c/314636_10150325203457336_758677335_8492526_335569515_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5062154242595914230</id><published>2011-10-12T06:20:00.000-07:00</published><updated>2011-10-12T07:10:09.248-07:00</updated><title type='text'>3haftadaUFAD</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Öncelikle interaktif etkileşimli bir yazı yazmaya karar verdim. Aslında uzun uzun duygu yüklü bir yazı yazmayı düşünmüştüm ama gerek sürükleyicilik, gerekse yoruculuğu açısından vazgeçtim. Öncelikle yazımı okuma lütfunda bulunan herkese teşekkürler. Yazıya başlamadan önce yazı boyunca aralarda vereceğim parçaları, önizinlemeleri, hareketli görselleri yeri geldiğinde açıp izleyip, öyle okumaya devam etmenizi tavsiye ediyorum. Başlamadan önce yazımıza hazırlık ve ruh hali bütünlemesi açısından (hepimiz aynı ruh halinde olamayız ama en azından bir sinerji yaratalım diyerekten) alakasız da olsa &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=vSkb0kDacjs"&gt;burdaki&lt;/a&gt; ilgili videoyu izleyelim. Şimdi bazılarınız bu ne alaka, neden bunu izliyoruz diyebilir. Böyle diyenlerden &lt;b&gt;erkeklere Burcu Esmersoy, bayanlara da Kıvanç Tatlıtuğ bakışı ile “lütfen izleyin” &lt;/b&gt;diyor ve kaçarak uzaklaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar Ufad, selamlar fotoğraf amatörleri derneği, selamlar Anadolu’ nun en samimi şehrinin seçilmiş insanları…&lt;br /&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: right; MARGIN-LEFT: 1em; CLEAR: right" href="http://1.bp.blogspot.com/-jCxyuq3scJY/TpWQb8u0HAI/AAAAAAAAAM4/9MEmQsuT5xk/s1600/tumblr_krmprdjFFk1qzz0qzo1_400.png" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-jCxyuq3scJY/TpWQb8u0HAI/AAAAAAAAAM4/9MEmQsuT5xk/s320/tumblr_krmprdjFFk1qzz0qzo1_400.png" width="320" height="227" /&gt;&lt;/a&gt;Seçilmiş insan dediğimde yüzlerinizde oluşan tebessümü ve heyecanı sezebiliyorum. Evet saklamanıza gerek yok, ben görüyorum. İnsanlar özel olarak betimlenmeyi her zaman severler. O yüzden sizler, seçilmiş insanlarsınız. Seçilmiş diyorum çünkü burada &lt;b&gt;bu yazıyı okuyan kişilerin facebook veya twitter profil fotoğrafı çekinmek için bu ortamda bulunmadığını biliyorum&lt;/b&gt;. Yani aramızda; &lt;b&gt;“Burcucum çok güsel çıkmışın yhaa”&lt;/b&gt; cılar yok . Bunda hemfikiriz. Eğer böyle birileri varsa, yazıya başlamadan burayı terk edebilirler. İnanın kızmayacağız ve onları dışlamayacağız. &lt;b&gt;Mangallar yapıp onları fener alayları eşliğinde yolcu edeceğiz, halaylar çekeceğiz, yek pare top atışı desteği bile isteyebilirim sizler için.&lt;/b&gt;. Yalnız, unutmadan; halaylarımız bile bir kaide içerisinde olacak çünkü bizler artık birer fotoğraf amatörü, birer sanat gönüllüsü ve her şeyden önce güzel insanlarız. &lt;b&gt;Aramızda şemmame şemmamme lilililili lilillilil diyerek halay çekenler olacağını sanmıyorum. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzatmadan lafa başlamak istiyorum. Sesini çok açmadan 1-2 dakika dinledikten sonra arka planda &lt;a href="http://fizy.com/#s/16uksg"&gt;şu&lt;/a&gt; parça ile siz okumaya ben de yazmaya başlayabilirim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir zamanlar ozon tabakası delinmişti. Sonra, yıllardır ozon tabakası delinmesinden kimse bahsetmedi. &lt;b&gt;“Tanıdık terzi bulup diktirmişler sanırım”&lt;/b&gt; dedi bir arkadaş, ben de güldüm geçtim. Cidden öyle oldu sanırım. &lt;b&gt;Çünkü gündemler hep değişti ve bir daha ne Müslüm Gündüz lafı duyduk, ne su bitiyor Türkiye’ de diye haberler izledik, ne de ozan tabakasının delindiğinden dem vurduk.&lt;/b&gt; İşte hayatımızdaki suni gündemler misali bir sürü gündem var. Okul-iş-evlilik-çocuk vs.. Bunlar hayatımızın değişmez gündemleri. &lt;b&gt;Bunların arasına fotoğrafçılığı da yerleştirebilirsek ve fotoğrafçılık suni gündem olmazsa o zaman işte bir şeyler değişmiş olur hayatımızda. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi.. Gel gelelim konumuza. “Necmi abi ver alttan müziği yansın ortalık anasını satıyım başlıyoruz” (Az önceki müzik bittiyse yeniden açalım Handel – Sarabande) Hepimiz elimize yeni fotoğraf makinelerimizi aldığımızda, hayatında ilk defa iPad görmüş köylü masumluğu ve cahilliği ile yaklaştık. Biliyorum çünkü ben de &lt;b&gt;automatic modunda deklanşöre basmaktan ve manuel modda saçma sapan odaklanmamış fotoğraflar çekmekten sıkılmıştım.&lt;/b&gt; Güzelim fotoğraf makinemden soğumaya bile başlamıştım. Hemen de bir yafta yakıştırdım kendime &lt;b&gt;“nikoncu olmak zor iş,canoncular gibi basit değil bu işleri yapmak abi Nikon bu yani hehe”.&lt;/b&gt; Gülmeye gerek yok, hayatta herkes kendini kandırır; en iyilerimiz bile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam kendimizi sıkmayalım gülebiliriz yahu, böyle bir kanun olmadığına göre hadi kahkahalar atarak gülelim ehehe mehehe..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-pxhnKNL0x9g/TpWO1c2KffI/AAAAAAAAAMo/egOhFQW2rPI/s1600/DSC_0132.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-pxhnKNL0x9g/TpWO1c2KffI/AAAAAAAAAMo/egOhFQW2rPI/s400/DSC_0132.jpg" width="264" height="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;“Ufad ile tanışmanız nasıl oldu” &lt;/b&gt;diye bir soru sorulsa ünlü birisi olduğumda (ünlü olmayacağım ama neden ünlü biri olduğumda böyle bir soru yöneltilir onu da kestiremiyorum ve söylemiş bulunduk bir kere devam ettirelim bari, çevir kazı yanmasın) ; “&lt;b&gt;UFAD, benim için kaybolmuş Anadolu Medeniyetinde sosyalleşmeye çalışan, beton gökdelenler arasına sıkışmış, gri karpuz kokan bir kentin, kalbi kocaman sevimli insanlarının toplanma platformu olarak, İngiliz Lordu ve Düşesinin de bulunduğu bir kokteylde karşıma çıktı”&lt;/b&gt; demem tabiî ki. Böyle entelektüel ve ağdalı cümleleri, samimiyetten uzak insanlar yazar. &lt;b&gt;Ufad benim için; fotoğrafa gönül vermek amacı ile internette rastladığım bir dernek. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer parça bitmedi ise; ki 2 paragrafı 5 dakikada okuyamayacak birisi olmadığına emin olduğum için o şarkıyı kapatıp bu şarkıyı açıp sesini hafif açalım, ama çok hafif. Tabiri caizse “alttan &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=IFDV-TkbRI8"&gt;dıngırdasın”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarda tabi ki hepimiz için böyle. İçine girildiğinde ise, eğer bir kalıba uydurmak gerekirse, “fotoğraf çeken bir aile” tanımını yaparsak sanırım kimse için bir sakıncası olmaz. Evet biz bir aileyiz. (gözlerim doldu ehehe mehehe) Hem de büyük bir aile. İçinde; küçüğü-büyüğü, ustası-amatörü, bayanı-erkeği bulunan bir aile. Sanki uzun zamandır beraber olan büyük bir aile. Çıkarsız ilişkiler, ortak bir amaç, eğlenceli eğitimler, sevimli insanlar, iş hayatındaki egolarından kurtulmuş kişilikler. &lt;b&gt;REKLAMLARBuradan, bu yazıyı okuyan ama UFAD ile tanışmamış herkesi buraya davet ediyorum. Ortam çok güzel. Bedava kahve ve çay var. Muhabbet var, ihtiyarlar için güzel dostluklar, ufaklıklar için bol eğlence, entelektüeller için sabah akşam politika, yani kısacası herkes için bir şeyler var. Ayrıca facebook ve twitter profilleriniz için, fotoğraftan anlayan bir sürü insan var.&lt;/b&gt; Uzatmaya gerek yok. Fotoğraftaki sinerjiye bakın yeterli;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator" align="justify"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://2.bp.blogspot.com/-6m8dhrBUnvU/TpWPn2teCaI/AAAAAAAAAMw/9VGNw_x-Ha0/s1600/62ysoh9.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-6m8dhrBUnvU/TpWPn2teCaI/AAAAAAAAAMw/9VGNw_x-Ha0/s640/62ysoh9.jpg" width="640" height="426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Beğendiniz değil mi? Beğenmeyen varsa isim versin, kızılcık sopasını ıslattım geliyorum adresine doğru ahaha. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önceki şarkıyı durduralım ama kapatmayalım. Yeni paragraftan önce &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=qtQWOihxRs4"&gt;şu&lt;/a&gt; parçayı videosu ile beraber izleyelim;sonra az önce durduğumuz parçaya devam edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf daha önce ne idi benim için? Saçma sapan ve komik kareleri yakalama çabası idi sadece. Ha bir de gittiğimiz yerlerde, &lt;b&gt;“biz buralara da gittik, ona göre yaaaani”&lt;/b&gt; havası yaratmak için bir araç idi. Peki şimdi ne? Biraz açık konuşalım. Ben fotoğrafçılığı bir amaç olarak benimsememiştim başlarken. Benim aklımdaki hep hareketli videolar çekmek, bu işin sanatına girebilmek, senaryolarla uğraşmak vs.. Kısacası aklımın bir köşesinde hep senaristlik ve yönetmenlik vardı. Gerek okuduğum fakülte, gerekse para kazanma zorunluluğundan dolayı o işlere bir türlü giremedim. Belki de giremediğim iyi olmuş çünkü fotoğrafın ne kadar özel bir anlatım tekniği olduğunu fark ettim. &lt;b&gt;”Bir kareye ne sığabilir ki?”&lt;/b&gt; birçok şey sığabileceğini gördüm. &lt;b&gt;İnsanların duygularını, kişiliklerini, umutlarını bir fotoğraf karesine sığdırabildiklerini gördüm &lt;/b&gt;ve işin ilginç tarafı; daha ilk denemelerim olmasına rağmen, benim bile bazı duygularımı ve karmaşalarımı fotoğrafa yansıtabildiğimi gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi akıllarınızdaki &lt;b&gt;“e ama başkaları anlamıyor bu kargaşayı ve duyguyu?”&lt;/b&gt; sorusunu, “o da bizim eksikliğimiz sanırım zamanla gideririz” diyip geçiştiriyorum. İşin aslı ben de emin değilim. &lt;b&gt;Hocaya sorun hocaya ehehe mehehe&lt;/b&gt;. Fotoğrafa yansıttığımız şeyler başkaları tarafından anlaşılmak zorunda mı? Belki evet belki hayır. Zamanla göreceğiz. Bu arada birkaç cümle önce bahsettiğim aklımın köşesindeki şeyler hala duruyor. Onu kaybetmiş değilim. Kısmet olursa aynı amaçlar uğrunda çabalamaya devam edeceğim. Bunu neden söyledim? Çünkü fotoğrafa giriş yapmanız, bu konuda ilerlemeniz, güzel fotoğraflar çekmeniz filan bunlar değil anlatmak istediğim. Bunlar zaten zamanla belki olacak belki de vazgeçilecek şeyler. Fotoğraf çekmek ve bu işi az çok anlayarak yapmak, insanın kendini ifade etmesinin çok ince ve naif bir yolu. Hafif metafor demiyorum, ciddi ciddi metaforik bir anlatım var fotoğrafta. Emin olun düşündüğümüz kadar basit bir iş değil. (buralarda şarkı bitmiş olabilir, bitmediyse bile yazıyı yazan kişi olarak bitirmenizi emrediyorum eheh. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=JSAd3NpDi6Q"&gt;Burdan &lt;/a&gt;devam edelim lütfen;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamlı masa başında çalışan, gün içinde hep işi ile haşır-neşir olan, ailesi ile zaman geçiren, kısacası hayatını idame ettirmeye çalışan herkes için fotoğraf çekmek farklı bir boyuta geçmek gibi. Ya da en azından ben böyle hissediyorum. Çünkü fotoğraf ile ilgilenirken her şeyden bir anda uzaklaşıyorsunuz. Hani diyoruz ya; &lt;b&gt;“abi beni çek arka flu çıksın”&lt;/b&gt; . Hah işte tam demek istediğim bu. &lt;b&gt;Fotoğraf çekerken hayat bir anda flu oluyor. Aklınızdaki gereksiz kaygılarınızdan sıyrılıyorsunuz. Her deklanşöre dokunduğunuzda içinizde bir umut beliriyor. Acılarımız, hüzünlerimiz, mutluluklarımız ve umutlarımız bir anda havaya uçup, Osmanlı ordusundaki deliler gibi sağa sola amaçsızca koşturmaya başlıyorlar ve biz bunu yüzümüzde tebessümle izliyoruz. &lt;/b&gt;(ağlayanlar varsa mendil verebilirim ehehe mehehe ) Bu cümlelerden sonra &lt;b&gt;“bu da kendini Murat Germen gibi hissetmeye başlamış&lt;/b&gt; “ diyenler varsa, “&lt;b&gt;hayır abicim, yok öyle bir şey, hepimiz kuru fasülyenin yanında kuru soğan seven insanlarız.”&lt;/b&gt; Kasılmanın manası yok işte, az kuru az pilav..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf çekmenin güzelliğini, grupça gittiğimiz eğitim gezisinde zaten hepimiz aldık. O kokuyu içimize çektik ve çok hoşumuza gitti eminim. &lt;b&gt;Belki bir ineğin milyonlarca fotoğrafı çekilmiştir ama bizim için, bizim çektiğimiz özeldi.&lt;/b&gt; Belki bir insan portresi binlerce kez aynı tarzda çekilmiştir ama bizim için özel olan, bizim çektiğimiz portre idi. &lt;b&gt;Eğitim sırasındaki sıcak ortam, herkesin bir şeyler öğrenme çabası, hocalarımızın yılanı deliğinden çıkaran tatlı dilli anlatımları, yapılan espriler, gülünen mevzular, bakılan ağaçlar, çekilen fotoğraflar, içine eklenen umutlar, hafif ve tatlı yorgunluk, yol boyunca edilen muhabbetler ve güneş buluttan sıyrılıp batmaya doğru yola çıkarken başlattığımız geri dönüş yolu.&lt;/b&gt; Hepsi bir daha asla unutulmayacak hatıralarla dolu bir gündü ve bu gezi için öncelikle; &lt;b&gt;Almanya’da yaşayan 6. Göbek kuzenlerime, daha sonra bize büyük bir miras bırakan Bob Marley’ e, azınlıkların adı olan Che Guevara’ ya, rap kliplerinde sanatçıyı onaylarcasına arkadan kafasını sallayan sıska insanlara, uzay yolu dizisindeki Kaptan Kirk’ e, şarkıları ile gönüllerimizi feth eden Pilli Bebek grubuna, fotoğrafçılık tarihini başlatan insana, altın oranı bulan amcalara, Nikon’ un sahiplerine, Hüseyin Taşkın’ a, Canoncu Gökhan hocamıza (ehehe mehehe), lüle saçlı dingin insan Özgür hocamıza ve ekibimizdeki tüm arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim(z). Speyşıl tenks to; gezide fotoğrafımı çekip, çok havalı bir profil fotoğrafı sahibi olmamı sağlayan Nurdan hanıma ahaha. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeni bir gezi için kendimizi hazırlıyoruz. Eminim çok eğlenceli 1-2 gün geçireceğiz. Gelmeyenler için cidden üzülüyorum, çünkü çok verimli ve dolu dolu zaman geçiriyoruz. İşkembeden sallamıyorum, isteyen seminere katılan diğer arkadaşlara da sorabilir. Eminim onlar da ne kadar eğlenceli, ne kadar faydalı olduğundan bahsetmeye başlayıp sizi esir edecek ve gelmediğinize pişman edecektir. Bu pişmanlığı yaşamak için gidin ve sorun.&lt;br /&gt;Aslında sinema sektörü ile fotoğrafçılık arasındaki bağlantı ile ilgili bir şeyler de karalamak istiyordum ama konuyu fazla dağıtmamak için vazgeçtim. Onu da imkan olursa başka bir yazıda yaşar ve paylaşırız. Söyleyeceğim çok şey var o konuda.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Sadete gel, değerli zamanımızı çok çaldın” &lt;/b&gt;diyenler olduğunu duyuyorum arka sıralardan. &lt;b&gt;“Kendi aranızda konuşmayın” &lt;/b&gt;diyor ve bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördük ki; fotoğraf çekmek, makineyi tanıdıktan sonra, o kadar da zor bir olay değil. Evet, çok eksiklerimiz vardır, birçok çekim tekniği, ekipman vs.. ile ilgili fikrimiz bile yoktur, belki bildiğimiz bilmediğimizin %10’ u bile değildir; ama fotoğraf çekmek zevkli ve insanı, ufak bir karede büyük bir mutluluğa ulaştırabilecek bir durum. Eninde sonunda hepimiz doğduğumuzdan beri bir takım duyguların, düşüncelerin, ideolojilerin, karmaşıklığın, hüzünlerin ve sevinçlerin mümessili olmuşuzdur. Fotoğraf çekmek güzel bir uğraş. Valla bak. Ben denedim %100 çalışıyor.&lt;br /&gt;Umarım hepimiz, bu işe gönül veren herkes, engellerle karşılaşmadan, hayatının bir kısmına fotoğrafı veya fotoğrafçılığın getirilerini yerleştirebilir. Hayata bakış açınızın, bir fotoğraf penceresindeki gibi yalın ve egolardan uzak olması dileği ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir fotoğraf ne kadar etkili olabilir acaba?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=rLBZlTWqNbA%20"&gt;İyi Seyirler&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;Yazı ve Fotoğraf (ağaç olanı)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;Arda AKSOY &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;8. dönem çekirgesi &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5062154242595914230?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5062154242595914230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/3haftadaufad.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5062154242595914230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5062154242595914230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/3haftadaufad.html' title='3haftadaUFAD'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jCxyuq3scJY/TpWQb8u0HAI/AAAAAAAAAM4/9MEmQsuT5xk/s72-c/tumblr_krmprdjFFk1qzz0qzo1_400.png' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-6165896656336866949</id><published>2011-10-11T01:08:00.000-07:00</published><updated>2011-10-11T08:27:37.506-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçgüdü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ego'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='empati'/><title type='text'>Sanat ve Ego</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-v_YE0ZzDRmI/TpQDTKX97uI/AAAAAAAAAT4/Sd7BP4pD_pU/s1600/clip_image002.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="320" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5662154259248836322" src="http://4.bp.blogspot.com/-v_YE0ZzDRmI/TpQDTKX97uI/AAAAAAAAAT4/Sd7BP4pD_pU/s320/clip_image002.jpg" style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt;" width="211" /&gt;&lt;/a&gt; Sanat ve Ego, adına "Hayat" dedi&lt;b&gt;ğ&lt;/b&gt;imiz kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rüyaolan olgunun içinde bizi tanımlayan, geli&lt;b&gt;ş&lt;/b&gt;tiren , bütünleyen köşetaşlarından ikisidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ego, duygulara giydirilmiş bir kılıftır. Sevmek istediğimiz halde, çeşitli kısıtlamalar nedeniyle duygularımızı gösteremeyiz, üzülmek istediğimiz halde saklamak zorunda kalırız, paylaşmak istediğimiz halde paylaşamayız... Sanat göstermek isteyip de gösteremediğimiz duyguların bir şekilde dışavurumudur. Egonun hakimiyetinin kırıldığı noktadır. Egonun baskın geldiği yerde sanat yokolur, yerine egonun getirdiği beğenilme kaygısı, kazanma hırsı gibi duygular alır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sanat saf cevherdir, saf duygular vardır, içgüdüseldir, dürüsttür, olduğu gibidir… Egolarımızın kıran kırana çarpıştığı bir gerçeklik dünyasında, nefes aldığımız, rahatladığımız bir çıkış noktasıdır… Fotoğrafçının gözünden anlatmak gerekirse; sanat, dondurulmuş o anların içinde, doğanın, hayvanların ve insanların mucizesine tanık oluştur… Empati yapmaktır… Sevinci, üzüntüyü, varoluşu, yokoluşu hissetmektir… Egonun olduğu yerde bir kaygı vardır, beğenilme kaygısı, kazanma kaygısı. Duyguların üstüne giydirilmiş bir kılıftır. Dolayısıyla arada ince bir sınır vardır, bunun farkında olmak lazım…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sanatın hakim olduğu yerde müzisyenler, şarkıcılar, ressamlar gibi kimlikler yok olur, hepsi birleşip sanatçı ünvanını alır… Burda bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Sanat iyidir, ego kötüdür gibi bir anlam çıkmasın. İyi veya kötü diye birşey yok. Olaya nasıl bakarsanız öyledir. Bazıları sanat için yaşar, bazılarının egosu ağır basar. Bu ayrı bir konudur. Sadece sanat ve ego arasındaki ince sınırı kendimce anlatmak istedim. Umarım anlatabilmişimdir? Siz acaba hangi sınıftasınız? Sanatçı mı yoksa fotoğrafçı mı ? :)..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kucak dolusu sevgiler…. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Yazı ve fotoğraf: Aslı Azman&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-6165896656336866949?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/6165896656336866949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/sanat-ve-ego.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6165896656336866949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6165896656336866949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/sanat-ve-ego.html' title='Sanat ve Ego'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-v_YE0ZzDRmI/TpQDTKX97uI/AAAAAAAAAT4/Sd7BP4pD_pU/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1297452182918392674</id><published>2011-10-09T06:53:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T08:50:36.327-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şavtat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karadeniz'/><title type='text'>Divane Aşık Gibi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Acx1tDs6TTk/TpGrj4ccwRI/AAAAAAAAATU/kNTybVFkVIM/s1600/DSC05365%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-R-ChRUnXL6I/TpGqaQNvqhI/AAAAAAAAATM/v8HJ_4Eo-Ro/s1600/DSC05430%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 624px; DISPLAY: block; HEIGHT: 395px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661493574587361810" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-R-ChRUnXL6I/TpGqaQNvqhI/AAAAAAAAATM/v8HJ_4Eo-Ro/s400/DSC05430%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Doğu'da Karadeniz'de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Uzaklara gittik. Karanlıktı, yola çıktık, sabaha varamadık.&lt;br /&gt;Çok kitap okuduk yol boyu, çok müzik dinledik, yola nazır düşünceler gırla…&lt;br /&gt;Molalarda daha bir birlikteydik, binemedik bir türlü aracımıza. Yollar uzadı gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bildik bir yol üstü lokantasında, aç’tık. Henüz tanışmamıştık Muhlamayla, (Pokut’ta daha homojenini bulacağımız ama Meryem teyzenin yaptığının tadını unutamayacağımız Muhlama), bildiklerimizden yedik Allah ne verdiyse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon sabahında toprağın görünmediği orman alanlarını aradı uykulu gözlerimiz. Karadeniz dedin mi yeşilin her tonuydu ya mevzu. Acele etmiştik. Sadece kayalarda bitemiyordu yeşillik. Pek çok tonunu görecektik, ve hatta yaylalarda, sislere fon olacaktı bu orman alanlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Ayder yaylası;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LAN3N92UeR8/TpGsQqvD64I/AAAAAAAAATk/7bjT6ni8Yw0/s1600/DSC05365%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 214px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661495608930986882" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-LAN3N92UeR8/TpGsQqvD64I/AAAAAAAAATk/7bjT6ni8Yw0/s320/DSC05365%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindik turizm anlam değiştiriyordu burada. Bakımlı olmak, bas seslerin geldiği bar kapılarından kolunuzdan bacağınızdan içeri çekilme tehlikesinden dolayı uzak geçmek, güneş, deniz, bunlar yoktu, Meryem teyze vardı, horon vardı, tulum vardı, Dursun Rehber vardı, boz ayı söylentileri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meryem teyze bize Türk turizminde yeni bir kapı açmıştı. İçten, misafirperver, eğlenmeyi seven… Nesi değişik diyeceksiniz, değişik işte ,bir kere 50 yaşını devirmişti, barda çekilen horonun başını çekiyordu, horonun düzenini bozanları yarı şaka yarı ciddi atıyordu horondan, bize kıyamıyordu ya da biz hemen uyum sağlamıştık. Gece yarısını geçmişti, yaramaz ergenlerini bardan otele götürüyor gibi, anne tavırlarıyla bize odalarımıza kadar eşlik ediyordu. Oteli o çekip çevirir gibiydi. Sabah ayrılırken hepimizle tek tek vedalaştı, eşyalarımızı kimseye elletmedi, araca yerleştirdi.&lt;br /&gt;Karadeniz insanı sıcakkanlı, yeri geldiğinde sert ve çalışkan diyemeyeceğim. Ama Karadeniz kadını için bunları söyleyebilirim. Allahaısmarladık MEYREM Teyze( o sorunca öyle diyor). Yine geliriz inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez de kuzey doğu yollarında yukarı doğru, sis ve dallar arasındaki patika yollarda yağmur eşliğinde, yorgun, nemli, basık, bunaltılı ilerlerken, geç saatte vardığımız Artvin Şavşat bize sürprizler hazırlamıştı. Boz ayı hikayeleri dinleyecektik ateş başında ikram edilen Cağ kebabını yerken, arkamızdaki uçsuz bucaksız ormanı fark ettiğimizde anlayacaktık bu boz ayı hikayelerinin şehir efsanesi olmadığını ve atmosferden etkilendiğimizden midir nedir ateş böceklerini görecektik (toplu halüsinasyon).&lt;br /&gt;Mis gibi bir havaya uyandık Şavşat’ta.&lt;br /&gt;Geceki tüm hastalar iyi olmuştu,&lt;br /&gt;Bozayı görmemiştik,&lt;br /&gt;Cağ kebabı gerçekti.&lt;br /&gt;Ha, ateş böceklerini mi? gördük tabi ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p.s.1.Gezide bir arkadaşım şöyle demişti; tulum sesini bilirim ama Karadeniz’de sevdim&lt;br /&gt;p.s.2.Bu bir fotoğraf gezisiydi, yaylalarda yerel yaşam bulduk, kadrajı ne yöne çevirdiysek aynı karede yeşilin her tonunu. Sis bizi hayrete düşürdü, fotoğrafa değer katan bu sis, bizde yaşama dair yeni hissiyatlar oluşturdu.&lt;br /&gt;p.s.3.Karadeniz’de araç yolları şehirde insan için düzenlenmiş yürüyüş ve koşu parkurlarıyla yarışır ve mutlaka kazanır. İnsan o araç yollarında arabayla seyahat etmeye kıyamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;i&gt;Yazı ve fotoğraf : Safiye Ersoy&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1297452182918392674?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1297452182918392674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/uzaklara-gittik.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1297452182918392674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1297452182918392674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/uzaklara-gittik.html' title='Divane Aşık Gibi'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-R-ChRUnXL6I/TpGqaQNvqhI/AAAAAAAAATM/v8HJ_4Eo-Ro/s72-c/DSC05430%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-861178706568731346</id><published>2011-10-07T16:33:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T08:52:53.999-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Schrödinger&apos;in Kedisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eski ahit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><title type='text'>Schrödinger'in Kedisi Öldüyse,</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GITyblfg4PM/To-QWgOu45I/AAAAAAAAAS8/iQDV8-Hhmoo/s1600/DSC01269%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 176px; FLOAT: left; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660901972911252370" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-GITyblfg4PM/To-QWgOu45I/AAAAAAAAAS8/iQDV8-Hhmoo/s400/DSC01269%2Bcopy.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt; Fotoğraf sanatı görsel belgeleme sanatıdır. Bugün yaşanan ne varsa, istenen anın dondurulması, saklanmasıdır. Deklanşöre basmadan da görürüz ve hafızamıza kaydederiz ancak bu görüntüler üçüncül hafızamızda bile kalmaz, bizimle birlikte ölür. Fotoğrafı çekeriz, bir kenara koyarız. Ölmüş olmamız engel teşkil etmez bu görsellerin ileriye taşınmasına ya da zamanın o ana geri sarılmasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan zamanın belgelenmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat yaşanıyor. Ne durdurulabiliyor ne de geri sardırılabiliyor. Fotoğraf çekmek; yani yaşanan sonsuz an ve boyutların belgelenmesi durumu olmasaydı, birileri deklanşöre basmasaydı, yerkürenin varlığı ile kıyaslandığında kısa denebilecek zamanlardaki varoluşumuzda, tüm bu görselliklere nasıl sahip olacaktık. Hep %50 olasılıklarla düşünecektik. Oldu ya da olmadı. Yaşandı ya da yaşanmadı. Düzenek kuruldu. Zehir ihtiva eden şişe kutuya yerleştirildi, kedi zehirlendi ya da yaşıyor. Schrödinger'in kutusu* açılsa da açılmasa da bir tek geçmiş vardı. Biz bunu fotoğrafladıysak gördük ve aktardık, fotoğraflamadıysak yaşam hep muallak. Yaşananı ve sonucu görmemiş olmamız, ne yaşananı ne de sonucu değiştirmeyecek elbet. Ama eğer o kutuda bir kayıt sistemi olsaydı ve % 50 olasılıkla her ne gerçekleşiyorsa biz, olanı görebilseydik emin olurduk olan bitenden. Tabi bu, kuantum fizik deneyi olmasaydı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Eski ahitte hazreti Süleyman'a gönderildiği gibi&lt;em&gt;,("What has been is what will be, and what has been done is what will be done; there is nothing new under the sun") ne olduğu ne olacağını, ne yapıldığı ne yapılacağını gösterir, güneş altında hiçbirşey yeni değildir'&lt;/em&gt; böyle ise eğer, geçmişi bugüne aktarmamız karmaşık yaşamlarımızı ve karışık kafalarımızı sadeleştirmeye yarayacaktır. Geçmişte yaşananlardan haberdar olmak, onları bugüne uyarlamak bizi büyük bir yükten kurtaracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle düşünün teknoloji hep kaldığı yerden gelişerek devam etmektedir, eğer herkes hep bakir bir doğaya doğsaydı ve herşeye sıfırdan başlaması gerekseydi insanlığın vay haline… Bu şu demek değil; kişi hayatına diğerlerinin birikimiyle devam etsin, düşünmesin, yorumlamasın, yaşanmışlarla yaşasın. Yaşanmışı bilsin, ders alsın ki yeni bir hayatı kurgulayabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf, bugün ve yarın yaşayan diğerlerine faydalı olması kaygısı ile çekilmemeli elbet. Fotoğraflamak yaşatmaktır, aktarmaktır, ders vermektir ve almaktır kare kare, harekete geçmeye teşviktir, anlatmaktır olanı biteni anlamaktır, kıyıyı köşeyi fark ettirmektir, duyguları harekete geçirmek ve tüm bunları yaparken de iyi hissetmektir kendini, ifade yoluna duyduğun güvenle. Ya da sadece deklanşör basmak arşivlemektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;fotoğraf ve yazı: Safiye Ersoy&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;*Schrödinger'in Kedisi, Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılmış, kuantum fiziğiyle ilgili olan düşünce deneyi. Deneyde kapalı bir kutunun içinde bir düzenek ve başlangıçta canlı olan bir kedi vardır. Önemli nokta kutunun içinin hiçbir şekilde gözlemlenememesidir. Düzeneğin içeriği şöyledir: Bozunma olasılığı %50 olan bir parçacık, bu parçacığın bozunmasıyla ortama yayılacak olan zehirli gazdır. Sonuç olarak kedi, kutu açıldığında ya zehirlenip ölmüş bir şekilde görülecektir, ya da parçacık bozunmadıysa diri olarak görülecektir. Ancak deneyin paradoks olarak tanımlanmasının nedeni sonuç değil, gözlemlenmeyen deney aşamasıdır. Önemli kısım, gözlem yapılmadan önce kutunun içinde neler olduğudur. Kutu açılmadan, gözlem yapılmadan önce kedi ne durumdaydı? Ölü müydü, diri miydi? Kuantum fiziğine göre hem ölü, hem diridir. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-861178706568731346?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/861178706568731346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/schrodingerin-kedisi-olduyse.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/861178706568731346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/861178706568731346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/schrodingerin-kedisi-olduyse.html' title='Schrödinger&apos;in Kedisi Öldüyse,'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-GITyblfg4PM/To-QWgOu45I/AAAAAAAAAS8/iQDV8-Hhmoo/s72-c/DSC01269%2Bcopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-6282010489418083067</id><published>2011-10-04T11:59:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T03:36:59.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sokak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mimari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><title type='text'>Fotoğraf da Mimariydi Aslında</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7Q-EbXfBoLo/TotTH5bG-aI/AAAAAAAAADE/OFrNyFKjdE8/s1600/DSC_0106+copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="428" kca="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-7Q-EbXfBoLo/TotTH5bG-aI/AAAAAAAAADE/OFrNyFKjdE8/s640/DSC_0106+copy.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yorgun bir günün ardından , odasındaki kırmızı koltuğuna kendini usulca bırakırken siyah-beyaz fotoğraflarla dolu kutuyu yerden aldı. Biriktirdiği fotoğraflara bakıp hayaller kuracak, uzun zamandır yaptığı gibi kendini fotoğrafla tedavi edecekti.Arka fonda çalan ‘’Nani’’ ve çay kokusu onu çoktan ayartmıştı bile. Aklına ‘’Mimari donmuş bir müziktir’’ cümlesi geldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5WlaRmJ08NU/TotR37CuJvI/AAAAAAAAAC0/paoCbx_WMmI/s1600/DSC_0340+copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; height: 294px; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; width: 206px;"&gt;&lt;img border="0" height="320" kca="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-5WlaRmJ08NU/TotR37CuJvI/AAAAAAAAAC0/paoCbx_WMmI/s320/DSC_0340+copy.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;Müziği oluşturan notalar gibi mimaride de parçalar yanyana geliyor, bir bütünü oluşturuyor ve müzik gibi sonsuzluğa akıyordu. Tabi bu sadece; ya kitaplardan gördüğü ve az da olsa dokunma şansı bulduğu ya da tarihten ve insanlardan dinlediği mimariyd i. Tatlı bir masaldı yani… Yaşadığı zamanda mimarlık ve ilgili birçok şey o kadar saygısızca gerçekleşiyordu ki; merkezinde ‘’insan’’ olması gereken mimari, insanı boğuyor, eziyor, öldürüyordu… &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Müziğin naifliğini kaybetmiş bir mimarinin içinde olmak istemiyordu. Ama kopamıyordu da ondan. Çünkü kaygılıydı. İnsanı yüceltmek, doğayı korumak, sanatı sevmek zorlaşıyordu. Bunları yapabilmek için önce insan sonra mimar olmalıydı. Kendi yetenekleriyle kendi ölçeğinde bir şeyler yapmalıydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;Kafası bu kadar karışmışken fotoğraflara bakmaya başladı. Hepsi çok büyülü, çok etkiliydi. Yanlarına çağırıyorlardı sanki. Kendini kaptırmamak imkansızdı. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yavaş yavaş içine girdi fotoğrafların. Sokağın, binanın, kaldırımın dokusunu hissetmeye başladı. Sonra gökyüzüne koşan ve güzel gözlü çocuğun yanından uzanıp giden perspektife takıldı gözü. Kadının ayak bastığı arnavut kaldırımının ritmini keşfetti.Siyah-beyaz da olsa tüm renkleri gördü, seçti, ayıkladı gözleri. Kendisiyle gurur duydu. Kendi ölçeğine inmişti işte… Artık merkezindeydi fotoğrafın, tam ortasında… Kendini kaybetmişti… Fotoğrafın dünyasından ancak insana ait duygularla geçebilirdi gerçek dünyaya.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;Boyundan büyük pencerenin altına girmiş gökyüzüne bakan çocuk oldu önce, sevindi. Sonra karanlık kaldırımlarda yürüyen kadın oldu, korktu. Kapıyı aralamaya çalıştı adam gibi tek ayağını kaldırarak, heyecanlandı. En sonunda binanın tepesine çıktı. Kuşlara uzanmaya çalışırken kendini boşluğa bıraktı. Çok sevindi. Çok korktu. Heyecandan ölüyordu, özgürdü artık. Çünkü anlamıştı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;Fotoğrafta ritm vardı, doku vardı, ışık vardı. Doğru mesajlar, güzel duygular ,akıp giden sonsuzluk vardı. Parçaları yan yana getirip bir bütün oluştururken saygısından da sanatından da ödün vermiyordu fotoğraf. Olması gerektiği gibi… &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tıpkı donmuş müzik gibi… &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tıpkı mimari gibi…&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Baş döndüren keşfine sıkıca sarıldı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;Fotoğraf da bir mimariydi aslında… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;fotoğraf ve yazı: Hatice Toramanlı&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-6282010489418083067?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/6282010489418083067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/fotograf-da-mimariydi-aslnda.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6282010489418083067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6282010489418083067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/10/fotograf-da-mimariydi-aslnda.html' title='Fotoğraf da Mimariydi Aslında'/><author><name>ufadyaşam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04711665655965001456</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Hf8dBjx7mW8/TVI0kDizS1I/AAAAAAAAAAs/aExbS8szE0g/s220/41592_74491927019_9287_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7Q-EbXfBoLo/TotTH5bG-aI/AAAAAAAAADE/OFrNyFKjdE8/s72-c/DSC_0106+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5456098078962400151</id><published>2011-09-27T04:22:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T01:24:12.815-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kına'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Talas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ufad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medcezir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Raks'/><title type='text'>Talas'ta MedCezir</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-g8Fn1FJJzoA/ToGyukjlzuI/AAAAAAAAAL4/CWK8nZM68Mg/s1600/DSC_5737.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-g8Fn1FJJzoA/ToGyukjlzuI/AAAAAAAAAL4/CWK8nZM68Mg/s320/DSC_5737.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;kınalı ellerde büyüdü &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;hanımeli kokulu hayatlar &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;hüzün kokarsa duvarlarda &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;nasır tutardı yürekler &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;duaları olurdu dillerinde &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;kederlerine&amp;nbsp;hafiflik &amp;nbsp;veren&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;sevinç doğarsa odalarına &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;günü taçlandırırdı geceler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NE8RI7S4Wug/ToGyvLskP9I/AAAAAAAAAL8/Oyv3zWZ5zLE/s1600/DSC_6521.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://4.bp.blogspot.com/-NE8RI7S4Wug/ToGyvLskP9I/AAAAAAAAAL8/Oyv3zWZ5zLE/s320/DSC_6521.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;rakslar yapılırdı &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;endamına naz &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;neyler üflenirdi &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;soluğuna&amp;nbsp;&amp;nbsp;kudret &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;med cezir ,zamanla &amp;nbsp;mekanlarda &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ömür ömüre iliklenir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;gün olur ,bir düğün de &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;gün olur ,bir doğum da &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;çözümlenmiş düğümler elenir &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;bir katre gamze&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3oUJIW6RCw4/ToGzAWohOgI/AAAAAAAAAMA/20UrR6q0E5E/s1600/DSC_7933.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-3oUJIW6RCw4/ToGzAWohOgI/AAAAAAAAAMA/20UrR6q0E5E/s320/DSC_7933.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;çiçeklenir&amp;nbsp;dudak kenarında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ve arkası yarın olur&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;anlar, &amp;nbsp;anılara küser &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;patikalar, yollara ..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;kavgalar ,entrikalar ,hırslar dökülür &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;duvarlardan&amp;nbsp;pul pul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;örselenmiş&amp;nbsp;,yılkılanmış şimdiye&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;daha sıklaştı&amp;nbsp;med cezirler &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;çocuklarsa saklambaç oynamakta &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;sobelenmeleri an meselesi ....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Fotoğraflar :Ümran Tunoğlu&amp;nbsp; &amp;amp; Hande Batmaz&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Yazı : Ümran Tunoğlu&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5456098078962400151?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5456098078962400151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/talasta-medcezir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5456098078962400151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5456098078962400151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/talasta-medcezir.html' title='Talas&apos;ta MedCezir'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-g8Fn1FJJzoA/ToGyukjlzuI/AAAAAAAAAL4/CWK8nZM68Mg/s72-c/DSC_5737.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1938842741024339234</id><published>2011-09-20T23:51:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T01:25:21.590-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Negatif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yarışma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Acı'/><title type='text'>Biyografilerimizin Güncel Sancısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-faZ1sNjHN38/TnmJr45OOCI/AAAAAAAAAKo/dU-i5TONj-I/s1600/225620_10150181788294904_640489903_6729292_5976362_n.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="466" src="http://1.bp.blogspot.com/-faZ1sNjHN38/TnmJr45OOCI/AAAAAAAAAKo/dU-i5TONj-I/s640/225620_10150181788294904_640489903_6729292_5976362_n.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Biri kulağını yemiş, diğeri intihar etmiş, bir diğeri aşk acısı çekmiş , öbürü yoksul bir aileden gelmiş.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ortaya gerçek manada sanat eseri koymuş ve kitleleri etkileyen kişilerin biyografilerinde aklımızda kalanlar genelde bu sözcükler oluyor. Sanatın acıyla beslenmesi gerektiği fikrinden olsa gerek yaşanılan biyografik bu acılara da içten içe bir hayranlığımız oluşuyor. Belki de gerçekten sanat eserinin olgunlaşması için gerekli malzeme acıdır.&amp;nbsp; Yaşamın tadını anlamak için ölümü, sağlığın kıymetini anlamak için hastalığı, aşkın değerini bilmek için de yalnızlığı tatmak gerekiyordur. Mutluluğun fotoğrafını çekmek için belki de mutsuzluğu bilmek gerekiyordur. En iyi doğruyu en çok acı çekenin söyleyeceğini düşünürüz. Bu yüzden severiz bu yaşamları ve aklımıza yer eder. Eğer intihar etmeseydi fotoğrafçı, biz çoktan unuturduk akbabanın önündeki siyah çocuğu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Peki hiç acı yaşamamış bir sanatçıya nasıl bakarız? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Şöyle bakarız;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Herşey mükemmel olmamalı. Kopmalı film bir yerde. Fırtına çıkmalı.&amp;nbsp; Biyografinin bir yerinde acı olmalı. Başında yoksa sonunda olmalı. Bari ölürken acı çekmeli. Dost kazığı yemeli. Bütün parasını kaybetmeli. Sevdikleri sırtını dönmeli ona. Doğruyu söyleyip dokuz köyden kovulmalı. Duvarlarımıza asacağımız sözler, darağacına giderken yazılmalı. Mutsuz ölmeli. Yoksa duymuyoruz yüce bir&amp;nbsp; hayranlık filan. Yarı şaka yarı ciddi ama durum böyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Peki fotoğrafta durum nasıldır?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bizimkiler biraz daha farklıdır. Acıyla bezenmesine gerek yoktur. Ama yine de tatsız gelmez. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Biz yorulmayız kendi biyografilerimizde.&amp;nbsp; Çünkü birileri bizden önce&amp;nbsp; sempatik kurgularla idealize etmiştir zaten. Biz sadece biyografinin öznesini değiştiririz. Çok abartılacak kahramanlık hikayeleri, ortaya çıkan fotoğraflar için tezatlık oluşturacağından, soft bir nostalji etkisinde geçer biyografilerimiz. Okuyan sadece kıskanmalı, imrenmeli o kadar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Muhtemelen babamızın ya da dedemizin doğum gününde hediye ettiği eski filmli bir makinayla başlarız. Burnumuzda buram buram fotoğraf banyosunun kokusu vardır. Bir fotoğrafı çekmek için 3 gün aynı yerde beklemişizdir. Yolu kapanan bir köye kızaklı atılalarla gitmişizdir. Sırf oraya gidebildğimiz için çektiğimiz fotoğraflarla ödül almışızdır. Yarışmalardan kazandığımız bir kaç ödülü yazmışızdır. Gönderdiğimiz ve ödül almadığımız 200 başvurudan hiç bahsetmemişizdir. Sabah erken kalkıp gece geç yatmışızdır.&amp;nbsp; Kısacası "Biraz yorulduk ama güzel de oldu" tadındadır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Peki bir şair ve bir yazarın biyografisindeki "yarı agresif yarı depresif"&amp;nbsp; öğelere neden günümüz fotoğrafçısının biyografisinde rastlamıyoruz? Çünkü böyle bir beklenti yoktur zaten. Çünkü fotoğrafı herkes çekebiliyor olmalı. Çünkü fotoğraf mutluluğu ve anıları ölümsüzleştirmeli.&amp;nbsp; Estetize edilmeli. Kolay olmalı, Arzulatılan olmalı (!). Makina satılmalı, endüstri canlı kalmalı. Ne acısı? Ne bedeli ? Aman ha !!!&amp;nbsp; Negatif enerji oluşturulmamalı !!! &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kendi biyografimiz kendimize ördüğümüz bir duvar gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Çok önemli bir silah bu şekilde oyuncak oldu bize. Güya fotoğraf hayatı değiştirmeliydi. Şimdiler de anasayfaya çıksak yeter..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Fotoğraf bizi uyutan bir masal değil ,&amp;nbsp; uyandıran bir gerçek olmalı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Maalesef,&amp;nbsp; şu an bir masal tadında ve&amp;nbsp; üstelik tablo gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Fotoğraf ve Yazı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Hüseyin Taşkın&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-faZ1sNjHN38/TnmJr45OOCI/AAAAAAAAAKo/dU-i5TONj-I/s1600/225620_10150181788294904_640489903_6729292_5976362_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1938842741024339234?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1938842741024339234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/biyografilerimizin-guncel-sancs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1938842741024339234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1938842741024339234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/biyografilerimizin-guncel-sancs.html' title='Biyografilerimizin Güncel Sancısı'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-faZ1sNjHN38/TnmJr45OOCI/AAAAAAAAAKo/dU-i5TONj-I/s72-c/225620_10150181788294904_640489903_6729292_5976362_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1305643511727789565</id><published>2011-09-17T02:35:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T03:31:36.809-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karagöl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ufad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Horon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kazım Koyuncu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pokut'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yayla'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rize'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Artvin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karadeniz'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;KARADENİZ GÜNLÜKLERİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TzylpxCQPc4/TnR4VhYil_I/AAAAAAAAASE/6XvjTWpkz-Y/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="428" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653275743390701554" src="http://3.bp.blogspot.com/-TzylpxCQPc4/TnR4VhYil_I/AAAAAAAAASE/6XvjTWpkz-Y/s640/1.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayder yaylası girişinde Karadenizli üslubu ile Doğu Karadeniz'e giriş dersleri;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;'Sevgili Turist;&lt;br /&gt;1-Tepmek, toynaklı hayvanlara mahsustur, horon tepilmez, vurulur..&lt;br /&gt;2- Yemesini bilen söylemesini de bilmeli, mıhlama değil, muhlama..v.s '&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nihat Genç (ki kendisi de Trabzon, Of'ludur) kendisine “Neden bu kadar asisiniz?” diye sorulduğunda; Karadeniz'den hep agresif, asi insanların çıkmasını bölgenin iklimine ve coğrafi koşullarına bağlamıştı.. Asice çağlayan şelaleler, sürekli kapalı, sisli ve kasvetli hava, her mevsim şiddetli sağanak, insana ve hatta katırlara bile geçit vermeyen dik yamaçlar, insanlarını da asi, şiddetli ve dik(başlı) yapıyordu..Katılmamak elde değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MYUrb6lFJi0/TnR4sPAdNLI/AAAAAAAAASU/8xot6t3eLO0/s1600/487747614857C49C.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="200" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653276133594838194" src="http://4.bp.blogspot.com/-MYUrb6lFJi0/TnR4sPAdNLI/AAAAAAAAASU/8xot6t3eLO0/s200/487747614857C49C.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;Ve işte o asilerin en naif, en ince, en çevreci, en temiz yüreklisi..Tüm gezi boyunca hep Artvin’e değil de sanki arkadaşım Kazım’ın oralara gidiyorum gibi düşünüyorum..Karadeniz müziğini onunla tanımak büyük şans..Kanımca Kazım’ın kemençe ile elektro gitarı, tulumla davulu, flüdü harmanlayarak yarattığı etnik rock sayesinde Karadeniz müziği mafyamsı, ağzıbozuk insanların kemençe eşliğindeki başağrısı zırıltısından kurtulmuş ve bu müziği gönlümüze en naif ve en duygulu haliyle kazımıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kazım’ın kendisine kanser teşhisi konduğunda “ha kanser ha konser” diyerek sahneye çıkması ve orkestrasının bütün üyelerinin de saçlarını kazıtması (Kazım'ın kemoterapi nedeniyle saçları dökülmüştür) tipik Karadenizli tavrı ve espritüel zekası olarak tarihe geçmelidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9NZ1jRpdNKk/TnRvGa67EaI/AAAAAAAAARc/iLyNIg07IaU/s1600/3.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653265588353175970" src="http://3.bp.blogspot.com/-9NZ1jRpdNKk/TnRvGa67EaI/AAAAAAAAARc/iLyNIg07IaU/s400/3.jpg" style="float: left; height: 270px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;(01.09.2011 Pokut Rize)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum; Yandaki fotoğraftan görüleceği üzere Doğu Karadenizde açık mavi bir gökyüzünü görmek nerdeyse imkansız.. Tüm gezi boyunca sis ve bulutlarla içiçeyiz, sürekli yamaç ve gökyüzünü bile görmeye imkan vermeyen ormanlar..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Açık hava yok gibi bir şey..Bu da çok iyi birşey çünkü sert ışık kaygısı olmadığından günün her saati fotoğraf çekmek mümkün..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver; font-family: times new roman;"&gt;(31.08.2011 Ayder/Rize..)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Horon bir rivayete göre denizden yeni çıkmış hamsinin son çırpınışlarını temsil ediyor..Diğer bir rivayete göre ise kızartılan hamsinin tavadaki hoplayışlarını..Bir rivayete göre ise Karadeniz'in dik yamaçlarından aşağı inerken kollar havada ve omuzlar hep titrediğinden horondaki figürler de buradan geliyormuş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gBQA1WTfn2g/TnR0Ui_UubI/AAAAAAAAARk/uLR7w3moNl4/s1600/4.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="431" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653271328595425714" src="http://1.bp.blogspot.com/-gBQA1WTfn2g/TnR0Ui_UubI/AAAAAAAAARk/uLR7w3moNl4/s640/4.JPG" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver; font-family: times new roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: silver; font-family: times new roman;"&gt;(01.09.2011 Pokut Yaylası Çamlıhemşin/ Rize..)&lt;/span&gt;Bir rivayete göre ise Karadeniz, sert kuzey rüzgârlarına açık olduğundan deniz hep hırçın ve dalgalı oluyormuş işte horondaki titremelerde bu dalgalanmayı temsil ediyormuş.. muş muş muş..Yok böyle bişey, bu sonuncuyu ben uydurdum... :)) Nihayetinde horon coşkun ve kıvrak bir bir dans...Sağlam bir Horon vuran bir insan 10 dakikada 400 kalori yakıyormuş.. Kalorisini bilmem ama horon bittiğinde herkes sırılsıklam oluyor, onu gördüm.. Horon oynandığı yerlere göre de farklılık gösteriyor.. Mesela Trabzon'da kemençe ile oynanıyor, Artvin ve Rize de tulumla.. Hal böyle olunca figürler de farklı oluyor.. Fotoğrafta görüldüğü üzere horon kapalı bi mekanda oynanacaksa mutlaka ahşap döşeme gerekiyor zira ayaklar yere vurulduğunda ses çıkarması lazım ki horon başı bu bu ayak sesi ile horonu yönetiyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZtYOANWQkBQ/TnR1Wpcu4PI/AAAAAAAAAR0/4smLZWpIkco/s1600/6.JPG" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="150" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653272464200753394" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZtYOANWQkBQ/TnR1Wpcu4PI/AAAAAAAAAR0/4smLZWpIkco/s200/6.JPG" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Menüde 'laz böreği' isimli bir tatlı görünce garsona ne tür tatlı olduğunu soruyoruz.. Garson süt tatlısı olduğunu söylüyor velakin gelen şey yukarda görüldüğü gibi yufka içine muhallebi yayılan bildiğin hamur tatlısı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt tatlısı demiştiniz? El cevap; İÇİNDEKİ MUHALLEBİYİ SÜTTEN YAPIYORUZ...!!! Bu cevapla Karadenizde olduğumuzu bir kez daha hatırlıyoruz; Karadenizliler tatlıları içindeki malzemeden tarif ediyorlar... :))&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fuyFmvIQ_Zk/TnR2LUdpq8I/AAAAAAAAAR8/7b4gcLhrO84/s1600/7.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="431" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653273369100528578" src="http://1.bp.blogspot.com/-fuyFmvIQ_Zk/TnR2LUdpq8I/AAAAAAAAAR8/7b4gcLhrO84/s640/7.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver; font-family: times new roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: silver; font-family: times new roman;"&gt;(02.09.2011 Karagöl/Artvin)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Artvin/Karagöl fotoğraf konusunda verimli bir yer ancak sis ve kapalı hava yüzünden tripotla gitmekte fayda var..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Mehmet Murat Özdemir &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1305643511727789565?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1305643511727789565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/karadeniz-gunlukleri-ayder-yaylas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1305643511727789565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1305643511727789565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/09/karadeniz-gunlukleri-ayder-yaylas.html' title=''/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-TzylpxCQPc4/TnR4VhYil_I/AAAAAAAAASE/6XvjTWpkz-Y/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2329348354877775960</id><published>2011-08-17T15:11:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T01:27:28.415-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemasalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Ziya Öztürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ufad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Casablanca'/><title type='text'>Casablanca (1942)</title><content type='html'>Adam tesadüfen tanıştığını düşündüğü kadınla güzel bir aşk yaşamaya başlar. Öyle kaptırır ki kendini gelecek planları yapmaya kadından bile önce başlar. Mükemmel bir şeyin sürmeyeceği gibi bu aşkta sürmez. Çünkü kadın nedendir bilinmez, tam o şehirden birlikte ayrılacakları sırada yarı yolda bırakır adamı. Üstelik beni bir daha arama diyerek… Film böyle başlıyor adama göre. Fakat bir de kadının senaryosu var.&lt;br /&gt;Önceki aşık olduğu adam yani kocasını öldü sanırken daha kırkı çıkmadan bir başkasına aşık olmuştur. Yeni adama açıklama yapmak yerine “soru sormak yok” klişesiyle öpücük kondururken dürüst olmanın dayanılmaz ağırlığından bu şekilde koruyordur kendini. Öyle ya aşkın da kederin de bir sindirme süreci olmalıdır. Herkes anlamayabilir zamanlayamamayı… Aldatmaktan bahsetmiyorum bile … Herkes kendi hayatına devam etmektedir. Sırf zayıfın yerinde yer almak için hem tehlikeli hem de zarar verebilecek işler yapar. Adam kendi idealleri uğruna “maddi hayatta” bir başkası yerinde olsaydı; yapmayacağı şeyleri yaparak kazandıklarını heba eder yada bir başkasının yapacağı şeyleri yapmayarak önem vermez “maddiyata”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hiçbir hesap yarım kalmaz yer yüzünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün dünyanın bir başka köşesinde karşılarşırlar, üstelik kocasıyla birlikte müşkül bir durumda. Adam arandığı için işgal kuvvetlerinden kaçmaktadırlar. Böyle bir karşılaşma tanımazlıktan gelemeyecek kadar medeni insanlar arasında olunca daha dikkatli ve yalın ifadelerle taciz ediyor insanlar birbirlerini.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-a5PpKFi-Pq0/Tkw-8St28MI/AAAAAAAAAQE/a5lM75yBidA/s1600/casablanca.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641953638725644482" src="http://2.bp.blogspot.com/-a5PpKFi-Pq0/Tkw-8St28MI/AAAAAAAAAQE/a5lM75yBidA/s400/casablanca.jpg" style="float: left; height: 400px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 283px;" /&gt;&lt;/a&gt;Tanıştırılmak üzereyken en son karşılaşmada devam eden cümle ile söze başlamak; hem ürkütüyor hem de tuhaf bir yakınlık hissi veriyor. Ya hiç tanımamazlıktan gelseydi, peki o yaşanmışlıkları kim inkar edebilirdi? Adamın gözlerinde soramadığı fakat cevabını bildiği soruların soğuk ifadesi vardır. Kimin ne diyeceğinden emin, hazır cevaplarını yapıştırmaktadır her konuşmada. Fakat için için yine de birşeyler vardır, ki bu aşktır … Kim özlemez kıymet bilmese de, eski de olsa sevdiğini. Kadın da duyduğu suçluluğu titrek bakışlarıyla ifade eder ancak. Çok masummuşcasına görünmesi güzel bir gülümseme gibi oturur yüzüne. Nerden başlamalı biri yokken diğeri tamam ama ikisi birlikteyken nasıl baş etmeli… fikirlerinin dolaştığı maskenin içinde inanılmaz bir beyin tahrikidir bu. Kabul edebilen ettiğiyle kalırken bilmeyen de aldandığıyla kalabilse ne iyi olurdu… İlk bakışta basit ve uyumlu bir denklem. Ama aşk biraz da hastalıklı bir duygudur içinde barındırdıkları bu utançla… Nihayetinde arzla talebin buluşması gerçekleşir. Fakat hiçbir rakam anlaşmaya yetmeyince araya “eski tanıdık” sokulur. Eski tanıdık öyle bir çıkagelir ki adamın karşısına, sanki hiç eskimemiş gibi. En son tren garında terketmemiş, onca zaman geçmemiş ve sanki başka bir adamla çıkıp gelmemiş gibi.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;&lt;b&gt;'O şarkıyı çal Sam'&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SIm4uprTg_Q/TkxAzj5LDII/AAAAAAAAAQk/ROnShP8BdLk/s1600/Play_it_Sam_Play_As_Time_Goes_By.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641955687740935298" src="http://4.bp.blogspot.com/-SIm4uprTg_Q/TkxAzj5LDII/AAAAAAAAAQk/ROnShP8BdLk/s400/Play_it_Sam_Play_As_Time_Goes_By.jpg" style="float: left; height: 300px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;Patronundan çok dostunu koruyan Sam'den istediği parça, giren kurşunla yaraya işkence etmek gibi… hep yalnız ve soğukken sızlayan yara bu sefer cerahat akıtırcasına deşilmektedir. İyileşeceği varsayımıyla adam kendine gelen teklifi değerlendirmeye başlar. Belki herşeyin eskisi gibi olabilme ihtimali vardır, belki de daha iyi… ama bir başkasına ait olan kadın ne kadar kendisinin olabilir?... Buna rağmen herşeyin aynı olması için tüm değişkenlerin ortadan kaldırılması ve eskiye gidilmesi gerekmektedir. Buna diğerleri izin verse de tek bir değişken izin vermeyecektir; zaman. Kaçış uçağı ayarlanmıştır. Uçakta sadece iki kişilik yer vardır bu aşk üçgeninde. Şimdiye kadar soğuk duruşuna rağmen aldığı duygusal kararlara bir büyüğünü daha ekler adam. Giderken kadın timsahtan aldığı gözyaşlarıyla anlamaya çalışırken adamın tek söylediği “ona aitsin” dir. &lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-cBHB1m9exdc/Tkw_phURaZI/AAAAAAAAAQU/SMBmeNzFOKk/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; Murat Ziya Öztürk&lt;br /&gt;Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HDrc2YE92Y4/Tkw_1weWXNI/AAAAAAAAAQc/z8hJe6fb8qM/s1600/p052_1_00_%25282%2529.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2329348354877775960?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2329348354877775960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/casablanca-1942.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2329348354877775960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2329348354877775960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/casablanca-1942.html' title='Casablanca (1942)'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-a5PpKFi-Pq0/Tkw-8St28MI/AAAAAAAAAQE/a5lM75yBidA/s72-c/casablanca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-7926582998049125729</id><published>2011-08-16T13:29:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T01:28:23.139-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dubrovnik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Old Cİty'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Budva'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mostar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karadağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kotor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yurtdışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ufad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hırvatistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bosna'/><title type='text'>Balkanlar'a Esen</title><content type='html'>UFAD &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine gün doğacak, yine ay hangi hali vaktindeyse göğe yükselecek, kuşlar yine şen kahkahalarla birbirini kovalayacak, gece kuşu bu kez belki de yorgunluktan yine uyuyamayacak, sevgili herdaim özlenecek, karınlar üç vakit acıkacak ve hava tatil kokacak, deniz sunacak mevsim... makinalar yine fora, yine heyecanla manzaralar ölümsüzlük hayaliyle kadrajlarda yerini alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7XoCsFAZ5Qw/TkrY0bRHlFI/AAAAAAAAAL0/g-Zqpj3Nlnw/s1600/as.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tHH_pStxUuM/TkrWs3_q1AI/AAAAAAAAALs/kQQdJ8XTxkM/s1600/fff.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="426" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641557549668553730" src="http://2.bp.blogspot.com/-tHH_pStxUuM/TkrWs3_q1AI/AAAAAAAAALs/kQQdJ8XTxkM/s640/fff.jpg" style="margin-top: 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ben denizi, dağı, ağaçları aynı fotoğrafta seviyorum' diyen yükseklere çıkacak, geniş açısını takacak. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kapıları, tokmakları, pencereleri seven dar sokaklarda eskileri arayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaşam ve insanı çekmeyi seven her yerde ölümsüzlüğü kolayca bulacak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ve 'belki de bir daha yolum düşmez' diyen, kapıya, duvara, mezar taşına yaslanıp makinasını emanet edecek arkadaşına. &lt;br /&gt;Bu kez çok uzaklar çekmişti bizi, kapısından girerken kafa kağıdımızın yetmediği uzaklar. Belki de tarihimiz yani bugünümüz çekmişti de niyet etmiştik Balkanlara gitmeye. Yadellerde bilmediğimiz bir kültür merakı, aşına olmadığımız lisanlar, belki de tadına henüz bakmadığımız başka denizlerin balıkları ama seslendiğimizde yanıbaşımızda bulacağımız tanıdık simalarla 'doğan güneş altında bana heryer bir' diye bakan maceraperest tavırlarımızla...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-q3oN-vsA2DQ/TkrjuDpOuFI/AAAAAAAAANk/rK-oituSWaQ/s1600/ht.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="200" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641571863626692690" src="http://3.bp.blogspot.com/-q3oN-vsA2DQ/TkrjuDpOuFI/AAAAAAAAANk/rK-oituSWaQ/s200/ht.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="132" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yola çıkacağımız günün sabahı o şehirlerin şehri İstanbul'un mütevazı bir köşesinde buluşup boğaza nazır kahvaltımızı yapaken hala nasıl oldu da gitmek istedik başka şehirlere kestiremiyorum, dedim ya biz ve maceraperest hallerimiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ha! size bir öneri; huyunu suyunu kestiremediğniz insanlarla kelime oyunu yapmayın, bu muhabbet, sırtların sıvazlanması, yanaklarınızın öpülmesiyle bitmeyebilir. Bu gibi durumlarda biten, başlamayan tatiliniz olabilir. Ama sorun yok, döneceğiniz yer (şehirler şehri) demiştik ya İstanbul olur ve önünüzde uzun tatil günleri. Olmadı siz yine kelime oyunları yapın, sürtüşmenin tadını çıkarın ve sırtınızı sıvazlayan, tanımasanız da yanaklarınızdan kırk yıllık dost gibi öpen insan hallerinin değerini bilin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2RMERZXWIv0/TkroxYm1SyI/AAAAAAAAANs/4KSxpMfktt4/s1600/225639_2075635043938_1036824169_2281617_383983_n.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="424" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641577418351528738" src="http://3.bp.blogspot.com/-2RMERZXWIv0/TkroxYm1SyI/AAAAAAAAANs/4KSxpMfktt4/s640/225639_2075635043938_1036824169_2281617_383983_n.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güle oynaya alkışlarla girilen bu kapılar yeni dünyaydı bizim için. Komikti okuyamadığımız menüler, karizmatikti 'abi ortaya salata yaptırayım mı!? ' deyip de gülsek imaen, aynı dili bile konuşsak bunu anlamayacak garsonlar. Ya da komiktik, öyle ki menülere bakıp gülen biz, garsonu sinema artistleriyle özdeşleştiren hallerimiz.. Bu böyle sürüp gidecek ve biz dönerken bile menülere yakından bakacak, sonra birbirimize göz süzerek, dört peynirli pizzalarımızı sipariş edecektik. Nitekim İtalyanlardan pizza yapmayı öğrenmişler.Biliyorduk ki kısa sürede oracıkta açtıkları pizza hamurlarıyla enfes pizzaları sereceklerdi önümüze. &lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Ve Dubrovnik... neydi, ne kaldı kadrajımızda.&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Q4TZ5fs2KVc/TkrpUkLTaTI/AAAAAAAAAN0/_V8hL011Fjk/s1600/281922_2075650124315_1036824169_2281624_3056165_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641578022752708914" src="http://2.bp.blogspot.com/-Q4TZ5fs2KVc/TkrpUkLTaTI/AAAAAAAAAN0/_V8hL011Fjk/s400/281922_2075650124315_1036824169_2281624_3056165_n.jpg" style="height: 266px; margin-top: 0px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dubrovnik demenin, Old cıty demekle aynı anlama geleceğini, akşam olup da sarı ışığın bakıra çevirdiği o muhteşem caddeyi ve iki yanında uzanmış muazzam binaları görünce anlamıştım. Savaşta hasar görmüş ama işte tekrar restore edilmişti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dCceLFoY1RY/Tkrp2x9zSMI/AAAAAAAAAN8/kvdFP8R7jbs/s1600/284345_10150250018648650_774383649_7574216_7481963_n.jpg"&gt;&lt;/a&gt; Taş duvarlarda hala yer yer savaşın izlerine rastlamak mümkündü. Ancak doğal olan galipti yine. Taş, yarışı kazanmıştı. Gecelerde büyülemiş, gündüzlerde hayrete düşürmüştü. Bu duvarları fon yapmak, diplerinde oturan insan hallerini çekmek istiyorduk ama gözlerimiz atlı süvarileri, o sokakları tamamlayan şık giyimli insanları, zamane sokak eğlencelerini arıyordu. Parmak arası terlikli, gözlüklü, fotoğraf makinalı, plastik su şişeli turistlerin model olduğu manzaraları çekmek mi? Sanmam.. çeken oldu mu? Oldu tabi. Malzeme buydu.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arada yakaladığımız, arzu ettiğimiz o insan halleriyle karşılaştığımızda, amacı unutup yanına sokulup gülümsemiştik, daha da sokulup arkadaşımıza poz vermiştik. Ama çalan Balkan ezgilerini duymamazlıktan gelememiştik. Sokakta çalınıyordu, müzik tizden Old City'nin tüm ara sokaklarında dolaşıyor, herkese ayrı ayrı fısıldıyordu. İşte unutulmaz olan yine müzik olacaktı. Bu ezgi neydi, ilk kim ne tür bir zaferle mırıdanmıştı. Ama zaferdi, belki de sadece müziğin zaferi. Çünkü makyajlı duvarlar ağlar gibiydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TT3UUyCNnGk/TkrrXyMIqgI/AAAAAAAAAOM/rhvZxPAJUdc/s1600/251611_10150248812053650_774383649_7562965_3518643_n.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="428" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641580277077158402" src="http://4.bp.blogspot.com/-TT3UUyCNnGk/TkrrXyMIqgI/AAAAAAAAAOM/rhvZxPAJUdc/s640/251611_10150248812053650_774383649_7562965_3518643_n.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;Bir başkası, bu kez makyajsız, yaşlı, görüp geçirmişliği yüzünden akan o duvarlar, 'çocuklar biz neler gördük, asıyormuyuz yüzümüzü' der gibiydi. İşte bu müzik, incecik çaldı. Bugünü anlattı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-swmYPhDW-J4/TkrrkKrKXuI/AAAAAAAAAOU/s-ATgrCNZLY/s1600/%25C3%25B6%25C3%25B6%25C3%25B6.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;Gece bakırı sunduğunda, coşkuyla, zaferle yürüyorduk Adriyatik Denizi'ne doğru. Karanlıktı şimdi gece ve aynı ay bu kez başka bir denizi aydınlatıyordu. Tatil buydu. Çoktan keşfedilmiş, yaşanmış , uğruna savaşılmışta 'Yeni keşifler' dostlar ile... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-gJiYeWWY-bQ/Tkrr0CJaqbI/AAAAAAAAAOc/0u4yrkMnVp4/s1600/%25C3%25B6%25C3%25B6.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="449" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641580762397059506" src="http://3.bp.blogspot.com/-gJiYeWWY-bQ/Tkrr0CJaqbI/AAAAAAAAAOc/0u4yrkMnVp4/s640/%25C3%25B6%25C3%25B6.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdilerde kalabalık gidilen fotoğraf gezilerinden şikayetlenmiyorum. Varsın girmiş olsun kadrajıma. Diyelim ki bu kötü birşey. Ama Kadrajıma girmese sonra sonra fotoğrafıma baktığımda bilir miydim fotoğrafa gönül koymuşların taşıdıkları ağır yükleri... Aynı fotoğrafları çekmişsiniz diyenlere, gösterebilir miydim diğeriyle aramdaki bakıştaki o ufacık nüsans farklılıklarını.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p.s.Evet, belki hem de aynı fotoğrafı çektim. Ama karşılaştığm diğerinin fotoğrafıyla, onun o geziye renk katan halini hatırlar da gülümserim belki de yıllar sonra.. iyi olur be... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Safiye Ersoy&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-7926582998049125729?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/7926582998049125729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/balkanlara-esen.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7926582998049125729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7926582998049125729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/balkanlara-esen.html' title='Balkanlar&apos;a Esen'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-tHH_pStxUuM/TkrWs3_q1AI/AAAAAAAAALs/kQQdJ8XTxkM/s72-c/fff.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-4269482354057490391</id><published>2011-08-15T01:14:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T01:29:09.706-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kayseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çadır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dağcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Parkur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Katır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yarış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aladağlar'/><title type='text'>Aladağlar'ın Anlattıkları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kf1p7RlJLUo/TkjTF1F3F7I/AAAAAAAAAKU/DlNN-5sRzew/s1600/251746_10150273846549904_640489903_7437040_295797_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://2.bp.blogspot.com/-kf1p7RlJLUo/TkjTF1F3F7I/AAAAAAAAAKU/DlNN-5sRzew/s640/251746_10150273846549904_640489903_7437040_295797_n.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dağlar bir başkadır" diyorlardı. &amp;nbsp;&amp;nbsp; "Dağlar yücedir, dağlar     aşktır""&amp;nbsp; diyorlardı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayetinde taş ve kaya değil miydi? Bu kadar     sert şeylerden&amp;nbsp; nasıl da naif cümleler, şiirler çıkıyordu.     Kayalıklar arasında tırmanarak en yükseğe çıkıyor olmak da neydi?     Zirve denilen noktaya ulaşınca ne olacaktı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümleler eşliğinde gittim Aladağlar'a. İki yarış bir aradaydı.     Hem zirveye çıkılacaktı hem de fotoğraf çekilecekti. Tabi ki zirveye     en önce çıkmak gibi bir yarış değil bu. Her yorgunlukta geriye ve     tepeye&amp;nbsp; bakıp, pes etmeden kulvarı tamamlama yarışıydı. Bir bakıma     insanın kendi sınırlarının yoklamasıydı. Daha önce dağcılık     tecrübesi olanlar ve benim gibi ilk defa gidenler de vardı. Bazen     tecrubelilerle, bazen de yenilerle sohbet ediyordum. Tecrübeliler     ruhtan, hisden bahsederken yeniler yorgunluk ve susuzluktan     bahsediyordu. Yeniler susuz kalma korkusuyla sırt çantasını suyla     dolduruken , eskiler kendinden emin birkaç şişe su alarak yol     alıyordu. "Yudum yudum içeceksiniz, sakın kana kana su içmeyin"     diyorlardı. Fakat korkular galip geliyordu, daha fazla yük taşımak     pahasına olsa da.. &lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Katırlar vardı, dik bir dağın yamacından sırtında yüklerle     çıkıyorlardı. Her taraf sarp kayalıklarla dolu ve tek bir ağac     gölgesi yoktu,&amp;nbsp; yüksekteydik, ayağımız kaydığında öleceğimiz     yerlerden geçiyorduk"&lt;/i&gt;.. Bir rüyadan uyandığımda kullabileceğim     kelimeler konuşmaya&amp;nbsp; başladığımı farkettim. Dağlar yavaş yavaş ne     olduğunu göstermeye başlamıştı. Ufak bir rüzgarla, kendini     anlatıyordu artık. Yolda durdurup, kendi heybetini izlettiriyordu.     Kardan sularıyla emziriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüdükçe sarmalıyordu dağ bizi.. Bir adım ötesinde yine kendi vardı.&amp;nbsp;  Geriye dönemeyecek kadar yol kattetmiştik çoktan.. Sözcükler dışarı  çıkmıyor, acemi dağcıların beyninde şiir olmaya çalışıyordu. Yukarı  çıktıkça, enginleşiyordu insan. Yol aldıkça, kendine geliyordu. Her bir  adımda, bir yükünü bırakıyordu geride.&amp;nbsp; Anlamını yitiriyordu, çoğu anlam  verdiklerimiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzle beni diyordu, doğa. Bunu kendin için yap. Bırak acemi filozofluğu,  gel benden öğren diyordu. Ben hep burdaydım, sen daha bir kaç on yıldır  burdasın diyordu. Bilgeler ve evliyaların kendini dağlara atması  geliyordu aklıma. O öğretiler, o özetler bu sert kayalıklardan çıkmıştı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tebessümle aklıma geldi, çocuklarını o kurstan bu kursa gönderen  bizim şehir bilgeleri. Rüzgarda üşümeden, yağmurda ıslanmadan, adım adım  uzaklaşmışlardı doğadan. Bir kafe masasına hapsedilen ve sadece el  değiştiren cümlelerle başbaşa kalmışlardı.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve geri dönme vakti gelmişti. Bizi bekleyen "biz"lere dönüyorduk. Tatsız  bir eve dönüş yolculuğuydu. Neyi özlediğimiz konusunda kafalar  karışmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf mı? Evet çektik bir şeyler işte.. &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-4269482354057490391?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/4269482354057490391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/aladaglarn-anlattklar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4269482354057490391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4269482354057490391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/aladaglarn-anlattklar.html' title='Aladağlar&apos;ın Anlattıkları'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kf1p7RlJLUo/TkjTF1F3F7I/AAAAAAAAAKU/DlNN-5sRzew/s72-c/251746_10150273846549904_640489903_7437040_295797_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2397181817331105891</id><published>2011-08-07T06:19:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T14:17:11.940-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zirve'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kapuzbaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ateş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Parkur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yayhalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yedigöller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aladağlar'/><title type='text'>Kendimize Yolculuk (Zirveye)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-M0t7f8nxBGA/Tj6RawYhiwI/AAAAAAAAAIA/61bt3CBJxYI/s1600/1hh567_n.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638103672364829442" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-M0t7f8nxBGA/Tj6RawYhiwI/AAAAAAAAAIA/61bt3CBJxYI/s640/1hh567_n.jpg" width="640" height="426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıllar yıllar öncesi insanların ağaç kavuklarını ev yaptıkları, kayalardan silah yonttukları , su bulabilmek için mutfağa kadar değil de 3 tepe kadar yürümeleri gerektikleri zamanları diyorum yani epey yıllar öncesinden bahsediyorum. Onlar da insandı ve çok suları, fazlaca ağaçları, geniş geniş arazileri vardı. Ama akşama kadar treking yapıp da sonra sıcak duş keyifleri yoktu. Onlar malesef akşam olunca karanlık bir ormanda böcek seslerini dinleyerek dünyadan bihaber, yanan ateşin karşısında gökyüzündeki yıldızları seyredebiliyorlardı ancak, Allah'ın onlara sunduğu koca bir çanak dolusu yıldızı...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-im68rTxVVqc/Tj6eBeNeVuI/AAAAAAAAAKI/iYeR4I8tdxQ/s1600/283314_2228163311188_1460992441_2507029_3025974_n.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638117531641075426" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-im68rTxVVqc/Tj6eBeNeVuI/AAAAAAAAAKI/iYeR4I8tdxQ/s320/283314_2228163311188_1460992441_2507029_3025974_n.jpg" width="320" height="212" /&gt;&lt;/a&gt;Bu bir organizasyon değildi. Tüm gün hayatta kalmak için yürüyorlardı, aç kalmamak için avlanıyorlardı ve bu uzun günün sonunda konaklama yerinde kimse ellerine konserveleri tutuşturmuyordu. Avlanmak, avlarının tüylerinden kurtulmak, ateş yakmak ya da yakamamak, akşamına da bu eti dinlendirmeden yemek, üstüne de dağ çayı içmek tabi mevsimiyse... Değilse de fabikalarda bir içimlik hazırlanmış poşet çayları yoktu zulalarında.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam olunca, ne suyu tükenme tehlikesi yaşayan ne de açlıktan ölen diğer coğrafyalardaki insanlardan haber alabilecekleri tv kanalları, internet bağlantıları, bu bağlantlara ulaştıkları telefonları yoktu. Bu yüzden akşam uykuları kaçmıyor değildi. Arada uyuyamadıkları oluyordu, kapıları yoktu evlerinin, gece uyurken aniden davetsiz bir misafir içeri girebilir ve zarar verebilirdi, şimdi öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geceler artık soğuksa tek giyebildikleri, zamanında avladıkları hayvanların işlenmemiş kürkleri idi. Eksi 30a dayanklı uyku tulumu, altı dağ koşullarına uygun, su geçirmeyen ergonomik botları yoktu. Sadece İyi kurutmadılarsa kaşındıran doğal kürkler ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakirdi gördükleri, her renkten çiçek, kendiliğinden bitmiş ormanlar, önüne set çekilmemiş, musluk tutturulmamış berrak su kaynakları, paralar ödenip de keyif için avlanmamış gürbüz hayvanlar... bunları gördüler ve geniş açılı mağara içlerine, renkli çiçeklerin öz boyalarıyla, fluda bırakmayarak arkada kalanları resmettiler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazen rastlarız bu resimlere, öyle ki renklerini bile seçebildiklerimiz var hala. Nasıl da bugünlere kaldığına hayret etmeden 'bak, av mevsimiymiş' diyerek yanımızdakini dürteriz ve o çoğu zaman geri bile dürtmez bizi, çünkü saat bir yönünde telefonuyla kendini çektiği fotoğrafını internet sitesi profil fotoğrafı yapmaktadır, kadrajı bir o kadar eğik, renkleri daha şimdiden seçilemeyen. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator" align="justify"&gt;&lt;a style="MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://1.bp.blogspot.com/-RSMbwzOUjXk/Tj6UVLIA7RI/AAAAAAAAAIg/U1GWlXEgJbk/s1600/5.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638106874999008530" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-RSMbwzOUjXk/Tj6UVLIA7RI/AAAAAAAAAIg/U1GWlXEgJbk/s640/5.jpg" width="640" height="405" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator" align="justify"&gt;Geçen hafta sıcaktı hava, birkaç günlüğüne dağlardaydık. Çadırlarımız, ayakkabılarımız, iaşelerimiz, fotoğraf makinalarımız, boyu araziye ve kişiye göre ayarlanabilir sopalarımız. Amacımız herkesin kolaylıkla ulaşamayacağı geçitleri, ormanları, gölleri ve gözden kaçan endemik dağ çiçeklerini, böceklerini fotoğraflamaktı. Bu arada biraz da şehirden kaçmak, temiz hava almak, spor yapmak ve bunlardan hoşlanan diğerleri ile tanışmaktı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zorlandık, alışık değildik elbet. Susadık ama susuz kalmadık. Sularımız bitmeden yeni bir kaynağa daha ulaşıyoruk. Yeni kaynağın uzak olduğu nadir zamanlarda da bize eşlik eden alan klavuzlarının çantalarından sürpriz sular çıkıyordu ve bazen de 5 dakikalık molalarda deneyimli bir abimiz çantasından ispirto ocağını, tekene çaydanlığını, dağ çayını çıkarıyor ve hemen oracakta 5-6 kişiye çay imkanı sunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yorulduk, hazır değilidk elbet. Ham bedenlerimizle 4 günde 3500 rakım 45 km yol yaptık. Soluksuz kaldığımız bir zamanda gördüğümüz mavi bir çiçekle tekrar nefes aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oZS-g-ETNJA/Tj6a2xZj9oI/AAAAAAAAAJo/ZZO3rZUdVic/s1600/5h3735_n.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 267px" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638114049278604930" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-oZS-g-ETNJA/Tj6a2xZj9oI/AAAAAAAAAJo/ZZO3rZUdVic/s400/5h3735_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Söylenmeye başladığımız saatte ardımıza baktığımızda gözlerimize inanamadık. Biz mi yürümüştük bu vadiyi. Nasıl da başarmıştık. Her tepeyi bir umutla geçtik ama sonunda öncünün ' bir tepe dahaaaa' diye bağıran sesiyle molaları uzattık. Her günün sonunda kamp yerimizi o ilk gördüğümüz anın hazzı anlatılamaz. Biz 100 kişi o anları yaşadık. 'Yine olsa gelir misin?' diye soran üstadlara kimse hayır demedi. Görgü ve deneyimimizi arttrmış, dağların tadını almıştık, gelmezmiydik hiç.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Akşam olup da iştahla bizim için hazırlanmış yemekleri yedikten sonra bardaklarıyla çaya susamış bir halde çay bekleyen 100 cengaver dağcıydık artık. Şimdi evimde içtiğim bir bardak çayın benim için kıymetini bilemezsiniz. Ateş başında fotoğrafa dair hoş bir sohbetle içilen çayların ardından çok geç olmadan kampı bir sessizlik sarardı ki tüm bu şehirdeki gece kuşları gece erkenden uykuya düşerdi. Bu hallerimizi komik bulmuştum. Demek ki çekmeyen telefonlarımız, olmayan tv ve internetimiz ve tabiki yorgun bedenlerimiz bize ne de huzurlu bir uyku sunuyormuş. Sabah 6lar geç kalkanların saatiydi . Ben hiç 6'da kendiliğimden uyanıp da yatağımdan mutlu kalkmamışım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Günler geçip de parkur tamamlandığında buz gibi bir dere kenarında bize hazırlanan enfes yemek için hazırlandık. Yani ayaklarımızı ve kafalarımızı soğuk suya soktuk. Çok soğuktu bu su, ancak bir kaçımız, ki ben onlara deli diyorum, tamamen girdiler bu suya. 1 dk içinde ben ayağımı hissetmiyordum ki onların nefessiz kaldığını görebiliyordum suyun içinde. Ancak bu kişiler 3500 rakımda göle girenlerle aynı kişilerdi. Onları bu buz deresi korkutmazdı. &lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1L29bwQAwgE/Tj6dvHJ10mI/AAAAAAAAAKA/06GttysoB38/s1600/sonnnn_n.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Bu son noktadan sonra medeniyete doğru indikçe ilk kavuşuğumuz elektronik sesler oldu ve yüzlerini görmeden iyi olduğumuzu söylediğimiz yakınlarımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;i&gt;p.s.'Meraklanmayın, iyiyim, sadece kolumda küçük bir çizik ve aklımda da yeşil bir çekirge var. Çok mutluyum'.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:x-small;"&gt;&lt;i&gt;Yazan: Safiye Ersoy&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2397181817331105891?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2397181817331105891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/kendimize-yolculuk-zirveye.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2397181817331105891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2397181817331105891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/08/kendimize-yolculuk-zirveye.html' title='Kendimize Yolculuk (Zirveye)'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-M0t7f8nxBGA/Tj6RawYhiwI/AAAAAAAAAIA/61bt3CBJxYI/s72-c/1hh567_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5095695442979299130</id><published>2011-07-29T10:10:00.000-07:00</published><updated>2011-07-29T10:19:48.696-07:00</updated><title type='text'>The Wrestler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fIUD8_JPF8k/TjLqxm69jfI/AAAAAAAAAH4/oL4MKBs8ucI/s1600/0CAPOM28NCALH7U86CAUAQUAKCARHVLPECAPPT97HCADBN3M4CAF422B5CA4HAGYMCA5PMC0ICA47KH3MCAQOO2VACAZE9Z9GCAWUOM9YCA2JMM9ACAM6Z4L5CAPWOXGTCAKWHUNLCA5Y4DZYCAR42RPBCA34KJPN.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 186px; FLOAT: left; HEIGHT: 270px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5634824221776252402" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-fIUD8_JPF8k/TjLqxm69jfI/AAAAAAAAAH4/oL4MKBs8ucI/s400/0CAPOM28NCALH7U86CAUAQUAKCARHVLPECAPPT97HCADBN3M4CAF422B5CA4HAGYMCA5PMC0ICA47KH3MCAQOO2VACAZE9Z9GCAWUOM9YCA2JMM9ACAM6Z4L5CAPWOXGTCAKWHUNLCA5Y4DZYCAR42RPBCA34KJPN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Herkesle bazıları arasında birtakım farklar vardır ki; bunu sadece bazıları farkeder… herkesin zamanı yaklaşık olarak aynı olmasına karşın, herkes bu zamanı farklı yerlerde ve farklı şekillerde değerlendirir. İlahi adalet zamanı eşit dağıtıp iradenin yönlendirmesiyle de kaderimiz yazılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta yaşlara kadar hep zamanımız vardır herşeye ve hatta ortaladığımızda bile hala daha vakit varmış gibidir.Orta yaşlara alışmak zordur. Çocukken, koca adam olan dönemde olmanıza rağmen hala arada ufak tefek zararsız haşarılıklar yapasınız vardır. Bir de bakarsınız ki herkesin yaptığını yapmazken aldığınız farklılık duygusunu an gelmiş yalnız hissi sarmış. Hayat akarken bir de bakarsınız ki kendinizi güvende hissettiğiniz kale kumdandır ve yaptığınız iyilikler suya yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mickey Rourke sinema dünyasının en sıra dışı oyuncularındandır. İnişli çıkışlı yaşamıyla ilgili hakkında bir çok şey yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 lu yaşlarından sonra boksta mahvettiği güzel yüzü artık kalmasa da son döneminde sinemaya tekrar dönüşü ile kendisini gerçekten de zümrütü anka kuşu gibi küllerinden yaratmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanların en iyi güreşçisi hep böyle kalacağını düşünerek akranlarının yaptığı gibi ev-araba yatırımı yapmayıp parlak dönemini yaş itibariyle yitirmeye başlamıştır. Artık “siyam balığı”ndaki motorsikletli çocuk kadar olgun serseri değildi. Kaybolan parıltı gerçek bir sıcaklığı aratmaya başlamış ve doğal olarak sahip olabileceği bir aile arayışına yönelmiştir. Artık Kendisine yabancı kalmış kızına yaklaşmaya çalışarak kalan boşlukları doldurmaya başlamak ister. “Vahşi Orkide” gibi bir aşk yoktur artık ama yakınlarda mahallenin barında çalışan hatunla münasip görmektedir kendini. Ne “Harley Davidson ve Marlboro Man” den kalma bir mirası ne de emekli maaşı yoktur ki kız artık nesine aldansın gelsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sin City” deki kadar güçlü değildir de artık kalbi teklemeye başlamış ve ilk krizini geçirmiştir. Saçlarına balyaj, kaslarına steroid kullanmaktadır. Bu boşluklar arasında tutunduğu pamuk iplikleri teker teker kopmaktadır. Son döneminde son gayretle son maçlarından son paralarını kazanırken kendi sonuna da karar vermiştir artık. Bir zamanlar herkesin kenara çekilip izlediği bir adam artık tüm köşelerin tutulduğunu fark edince herkesi bir kenara itip çekip gitmiştir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Murat Ziya Öztürk&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5095695442979299130?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5095695442979299130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/wrestler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5095695442979299130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5095695442979299130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/wrestler.html' title='The Wrestler'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fIUD8_JPF8k/TjLqxm69jfI/AAAAAAAAAH4/oL4MKBs8ucI/s72-c/0CAPOM28NCALH7U86CAUAQUAKCARHVLPECAPPT97HCADBN3M4CAF422B5CA4HAGYMCA5PMC0ICA47KH3MCAQOO2VACAZE9Z9GCAWUOM9YCA2JMM9ACAM6Z4L5CAPWOXGTCAKWHUNLCA5Y4DZYCAR42RPBCA34KJPN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-6740924995357066512</id><published>2011-07-29T09:39:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T03:32:30.237-07:00</updated><title type='text'>baSIN CITY</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumuzdan beri iyilerle kötülerin mücadelesini izleriz hep. Bu yüzden de eski bir çizgi roman olan “Sin City” büyüyünce de o tanıdık hazzı tadabilmemiz için filmi yıldızlar kadrosuyla ve çizgi roman kıvamında yapmıştır Frank Miller. Zaten seçilen oyuncularla işi şansa bırakmamış aynı zamanda konsept gereği kostüm ve efektlerle de tansiyon yüksek tutulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem çizgi roman geleneği gereği hem de iyilerle kötülerin mücadelesini temsilen siyah-beyaz olan filmimiz teknik açıdan “film noir” tarzına iyi bir örnektir. Böylece geçişler ve etkiler olabildiğince siyahın ürkütücülüğüyle birlikte özenle tasarlanmış beyaz lekelerle de sertleştirilmiştir.&lt;br /&gt;İşi teknik açıdan inceledikten sonra hikayelerin Rodrigez ve misafir de olsa Tarantino’nun ayrı ayrı anlatılan hikayelerin finalde muhteşem buluşması ile çarpıcı bitişi verirken biz koltuğumuzda sanki daha fazlası varmış gibi izleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmden sonra ise aklımızda kalanlar görsel doyumun dışında kısa ve keskin cümlelerin zihnimizde doğurduğu açılımlarıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı bir tebessümün her zaman da zannettiğimiz kadar masum olmadığını fark eden Marv, yinede pişman değildir kendisinin beğenildiği için değil de sığınıldığı için seçildiğinden… ama kim neyi bilirse tepkisini de o yönde kullanacağı ve anlam yükleyeceği için intikam duygusuyla iyiler arasında yerini alır. Aslında çirkin ve koca görünümünün ardında modern bir Notre Dame kamburudur Marv. Güzel hep güzel olarak bilinir ve bakmaktan hoşlanmadıklarımızın ruhuna dokunmak pek aklımıza gelmez. Zaman değişse de kambur aynıdır. Hayatı pahasına intikam alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen iyilerle kötüler birbirine o kadar benzerler ki hangisi kimdir yanılırız. Dwight özel dedektif olmasına rağmen kanunlarla arası pek iyi değildir. Bu yüzden hep biraz daha dikkatli olması gerekir. Fakat olaylar izin vermez. Yeni tanıştığı sevgilisinin eski erkek arkadaşı tam bir psikopattır. Kadını ondan uzak tutmak için elinden geleni yapar fakat bu sırada adam ölmüş ve Dwight polis katili olmuştur. Artık gerçekleri açığa çıkartmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lAoIvcsNakI/TjLjhcDRTcI/AAAAAAAAAHw/bsmtv9z9EnQ/s1600/sin-city-dress.png" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="180" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5634816247399009730" src="http://3.bp.blogspot.com/-lAoIvcsNakI/TjLjhcDRTcI/AAAAAAAAAHw/bsmtv9z9EnQ/s320/sin-city-dress.png" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adamın aşık olduğu kadına sahip olamaması gibi bir engeli, kadınınsa adamın kadını olamayışı gibi bir özgürsüzlüğü vardır. İkisi de aşklarını bunu bilerek ve kabul ederek yaşarken “seni seviyorum, şimdi ve asla…” sevgi cümlesi imkansız bir aşkı bu kadar anlatılabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi polisler de vardır bu şehirde. Hartigan emekliliğine çok az kala Senatörün sapkın oğlundan 11 yaşındaki bir kız çocuğunu kurtarmak için son dosyasıyla uğraşırken ortağının ihanetine uğrar. Ama ölmek için erkendir. Hartigan için “ihtiyar adam ölür, küçük kız yaşamaya devam eder” finali için kalp krizinin bile üstesinden gelmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin mekanı olan “BASIN” hayali bir suç şehridir ve “olaylar tamamen hayal ürünüdür”. İzlediğimiz filmdeki şehrin ismi ve yaşanan olaylar enteresan bir ironiyi tetikliyor beynimde… ismin bir kısmı ingilizcede günah anlamına gelirken bütünü; içinde günahı da barındırarak türkçede biraz daha anlamlı sanki… Bu anlatılanların çok da gerçek ve temiz olmadığı mı?, yoksa olabilir mi?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Murat Ziya Öztürk&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-6740924995357066512?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/6740924995357066512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/basin-city.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6740924995357066512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6740924995357066512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/basin-city.html' title='baSIN CITY'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-lAoIvcsNakI/TjLjhcDRTcI/AAAAAAAAAHw/bsmtv9z9EnQ/s72-c/sin-city-dress.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-547502892195211798</id><published>2011-07-07T08:00:00.000-07:00</published><updated>2011-07-07T08:23:33.070-07:00</updated><title type='text'>Külahımın Anlattıkları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Hmui_Ljx668/ThXMwipgE-I/AAAAAAAAAFs/3lP3TEXsq5w/s1600/untitled%2Bcopy.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626628443775964130" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-Hmui_Ljx668/ThXMwipgE-I/AAAAAAAAAFs/3lP3TEXsq5w/s400/untitled%2Bcopy.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey ilk hali gibi durmuyor, devamlı bir farklılaşma, hadi iyimser olalım; gelişme var. Değişmeyen tek şey değişimdir gibi sözleri tüketmek yerine kendimizle ilgili durumu bir gözden geçirelim istedim…&lt;br /&gt;Hayat dediğimiz kısıtlı zaman dilimi içerisinde ne çok aşama vardır… çocuksunuzdur evvela, toyluğu atana kadar epey fırın ekmek yemek gerek. Sonra büyümek de bir dert, irileşen bedeni tanımak… Hele kontrol altına alana kadar ki yaşanan sakarlıklar?... bu kabus sonsuza dek sürecekmiş gibi gelir. Ne çok öğrenecek şey, ne çok sorulacak soru vardır. Bitmeyen sınavlar bunların ne kadar da çok olduğunu hatırlatır durur fakat hiç de merakımızın olmadığı mecralarda…&lt;br /&gt;Mesela fizik dersinde sakız çiğnemek ya da matematikte önündeki kızın saçları daha çok ilgi çekerken, tarih dersinde pencerenin dışında bir ağaç dalında öten kuşu çizmek. Ama inan bana sayın okur bu dersi anlatan hocalar da aynı şeyleri yaşamıştı zamanında. Onlara da birileri bir şeyler öğretirken aslolan yaşamı unutturarak gencecik ölüler yarattılar ve kendi intikamlarını yine kendilerine benzeyenlerden almaya başladırlar. Zaman değiştikçe sadece roller değişiyor yoksa “batı cephesinde yeni bir şey yok”…&lt;br /&gt;Yine de biz kendi içimizdeki değişime tanık oluruz ister istemez. Delikanlılık da yaşanan fevri davranışlar, olgunlukta es geçilerek halledilmeye başlar. Önceleri bunu değişim gibi kendimizi kabul edilmez şekilde ödün verir gibi düşünsek de aslolan değişim değil, gelişim olsa gerek. Yoksa 180 derecelik kişilik bozulmaları ne trajiktir… Zaten değişim yerine gelişimse yaşanan; emek vermişinizdir kendinize, acılara göğüs gerip sabrınızı, yanılgılarınızdan tecrübelerinizi geliştirmişiniz… az mı?&lt;br /&gt;Belki sık sık yalnız kalmışızdır yaptığımız seçimler yüzünden. Mesele, sunulan hayatla istenen hayatın çelişmesiyle başlar ise; sahi yine seçer miydiniz o seçenekleri? “Vermediğim ödünler yüzünden kaldığım yalnızlığıma yazık değil mi bundan sonra boyun eğmek…” diyebilecek kadar da kişilik varsa eğer zaten mahpus sonu önceden yaşadık demektir. O anlık yapmadıklarımız hep ulaşılmaz olur daha sonra ve hep keşke demez miyiz? Tecrübe her ne kadar risklerden uzakta durmayı öğretse de bir yandan risklerdir hayatı gerçekten yaşamak. Zaten kısıtlı ve sürekli zamanın, sevdiklerinin, gücün kaybının yaşandığı süreçte “herkes ölür, ama sadece bazıları gerçekten yaşar”diyerek meydan okuma değilmidir gidenlere… Tekrar tekrar yeni başlangıçlara yelken açabilmek bir ömürde birden fazla hayatı sığdırabilmek ise, tekrar başlatabilecek umut ne değerlidir…&lt;br /&gt;Belki de bu yazı gibi, dönüp dönüp düzelterek asla bitmeyecek bir makale olmaktan çıkıp kendimizi ifade ettiğimiz noktada budur diyebilmektir. Yine de mutedil olmakta fayda var… Fakat tam da alışmışken yaşamaya “an” gelir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Ziya Öztürk&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-547502892195211798?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/547502892195211798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/kulahmn-anlattklar.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/547502892195211798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/547502892195211798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/kulahmn-anlattklar.html' title='Külahımın Anlattıkları'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Hmui_Ljx668/ThXMwipgE-I/AAAAAAAAAFs/3lP3TEXsq5w/s72-c/untitled%2Bcopy.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5831363694452222655</id><published>2011-07-05T00:37:00.001-07:00</published><updated>2011-07-05T00:39:53.427-07:00</updated><title type='text'>İmgesel Simgeseller</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bp-wnPxpylM/ThK_OsAmUbI/AAAAAAAAAGg/-4lbaoRUNFQ/s1600/253797_10150208047044904_640489903_6946122_4218819_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-bp-wnPxpylM/ThK_OsAmUbI/AAAAAAAAAGg/-4lbaoRUNFQ/s320/253797_10150208047044904_640489903_6946122_4218819_n.jpg" width="219" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- " İmgesel Simgeseller" sergisi için bir dergiden röportaj teklifi aldım. &lt;br /&gt;- Ne güzel işte. iyi olur senin için.. &lt;br /&gt;- İyi de ben daha önce röportaj filan yapmadım ki ne soracaklar?&lt;br /&gt;- Ya öyle değil zaten mail olarak sana soruları gönderiyorlar sen de ordan yazarsın bişeyler işte sanat filan.. Rahat ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gelmiş sorular. Burda bir sürü soru var ne diyecez?&lt;br /&gt;- Ne diyor soruda?&lt;br /&gt;- "Serginizin isminden başlayalım. Serginizin ismi ne anlam ifade ediyor?"&lt;br /&gt;- Ne diyeceksin?&lt;br /&gt;- Ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;- Ne diyelim?&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şöyle yazayım " Günümüz dünyasında sanatın ve fotoğrafın...."&lt;br /&gt;- Ya olum bu çok klişe olur. Biraz farklı ol.&lt;br /&gt;-  Dogru haklısın şöyle diyelim o zaman " Öncelikle imge'nin ne olduğunu  bilmeliyiz TDK ya göre imge..." yok bu da saçma oldu lan :)&lt;br /&gt;- Bak kitap yazmıyorsun. Röportaj gibi olmalı yani konusuyormuşun gibi filan..&lt;br /&gt;- O zaman konuşuyormuş gibi yapmak yerine sen sor bana direk, ben de o rahatlıkla birşeyler söylemeye çalışayım. Sor.&lt;br /&gt;- Peki.. Serginizin isminden başlayalım öncelikle.. Ne demektir, ya da ne anlatmak istediniz "İmgesel Simgeseller" le..&lt;br /&gt;-  Öncelikle teşekkür eder.. Yok yok.. Teşekkür etmeyim.. Tamam baştan..  İmgesel Simgeseller adından da belli olduğu gibi... gibi..&lt;br /&gt;- gibi eee ?&lt;br /&gt;- Ya hakkaten adından belli dedik de.. Biz niye koyduk bu ismi?&lt;br /&gt;- Ya olum&amp;nbsp; "doğa sevgisi" mi diyecektik.. İsim güzel de.. Birşeyler demek lazım işte.. Dur ben de düşüneyim biraz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi mesele ne biliyor musun? Biraz asi cevaplar vermelisin, bir  sanatçı edasıyla yani.. Ne dediğinden çok nasıl dediğin önemli.&lt;br /&gt;- Nasıl? Nasıl dediğim önemli?&lt;br /&gt;- Serginin ismi gibi konuşmalısın. Yani imge,simge araya rönesans, çizgi, estetik karıştır işte bişeyler.. &lt;br /&gt;- Hımm.. Şöyle nasıl? "Rönesans döneminde ağırlıklı olarak hissedilmeye  başlayan estetik çizgilerle imgeleri simgeleştirme olayları beni hep  etkilemiştir"&lt;br /&gt;- Olayları ne olum? Bak güzel oldu sadece "olayları"&amp;nbsp; yerine başka kelime bulmalıyız. &lt;br /&gt;- Olguları ?&lt;br /&gt;- Yok bulguları.. Saçmalama!&amp;nbsp; Biraz naif birşey olmalı..Mesela&amp;nbsp; "akım"  diyelim. ".. simgeleştirme akımları beni hep etkilemiştir." bak güzel  oldu bu.&lt;br /&gt;- Ya iyi de rönesans dedik akım dedik. Öyle mi gerçekten?&lt;br /&gt;- Ya sana bir soru? Bir sürü röportaj okumuşundur. Hangi birinde adam rönesans dedi diye tutup ansiklopediye baktın.&lt;br /&gt;- Doğru bakmadım gerçektende. &lt;br /&gt;- E o zaman? &lt;br /&gt;- O zaman sorun yok :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz her cümle için bu kadar uğraşacak mıyız? 10 dakikada bir cümle.&lt;br /&gt;- Bu işler böyle. Ama biraz süreyi kısaltabiliriz. Yani az önceki  mantıkla, önce kullanacağımız kelimeleri bulmalıyız. Sonra bir şekilde  cümle içine yerleştiririz zaten.&lt;br /&gt;- Mesela ne olabilir?&lt;br /&gt;- Mesela.. "Düş, hayal, rüya".. Bu kelimeler iyidir. Ondan sonra..  "Postmodern" diyebiliriz bir yerde. "Detay" diyebiliriz. "Sorunsal"  diyebilirsin.&lt;br /&gt;- "Paradoks" da güzel. Bir de ben hep "amiyane tabirle" demek istemişimdir. &lt;br /&gt;- Olabilir. Biraz daha bulalım kelime. "Çağımızın hastalığı" da iyidir  mesela. "Tarz" diyebilirsin. Bir de konuşmanın sonunda "kurumların  ilgisizliğinden" yakınırsın olur biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&amp;nbsp;Biraz ara verelim?&lt;br /&gt;- Evet verelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5831363694452222655?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5831363694452222655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/imgesel-simgeseller.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5831363694452222655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5831363694452222655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/imgesel-simgeseller.html' title='İmgesel Simgeseller'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-bp-wnPxpylM/ThK_OsAmUbI/AAAAAAAAAGg/-4lbaoRUNFQ/s72-c/253797_10150208047044904_640489903_6946122_4218819_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3094638742746988860</id><published>2011-07-03T07:59:00.000-07:00</published><updated>2011-07-03T08:12:53.948-07:00</updated><title type='text'>Boş Laf</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_WWJI58kU34/ThCGLN8SS1I/AAAAAAAAAFU/5v2plzKYl0w/s1600/205623_10150150342938650_774383649_6688872_6974094_n%2Bcopy%2Bcopy.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625143461864950610" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-_WWJI58kU34/ThCGLN8SS1I/AAAAAAAAAFU/5v2plzKYl0w/s400/205623_10150150342938650_774383649_6688872_6974094_n%2Bcopy%2Bcopy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9psMAsmj8hQ/ThCEh-VHqdI/AAAAAAAAAFM/Lr0RTzJA20U/s1600/205623_10150150342938650_774383649_6688872_6974094_n.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçinde sözlerin kullanılmadığı boş laflar duymak istemiyorum.&lt;br /&gt;Konuş benimle...&lt;br /&gt;Gerçek sözler kullan cümlelerinde.&lt;br /&gt;Kumsallarında ayaklarım yansın varsın,&lt;br /&gt;varsın canım çıksın çalışmaktan sabahlara kadar güneş ardı mekanlarda.&lt;br /&gt;60 yaşında karşılıklı eskilerden bahsedeceksek varsın ağlayalım durmadan geçen zamana,&lt;br /&gt;geçmiş zaman içinde geçmeyenlere,&lt;br /&gt;geçmesi engellenmişlere.&lt;br /&gt;Varsın ateş aksın içimize,&lt;br /&gt;doğrularda karşılaşmamış olmamızın acı talihine.&lt;br /&gt;Hala küçük bir çocuksan, büyümeye var gücüyle direnen,&lt;br /&gt;evcilik oyunları üret,&lt;br /&gt;gece gelsin bitsin oyun,&lt;br /&gt;ama oynayalım kararana dek perde, tadına varalım,&lt;br /&gt;varsın hayal olsun oyunlar,oynanamamış olsun güzel başlanan…&lt;br /&gt;varsın yara hiç kapanmayacak olsun, kanayacak hep.&lt;br /&gt;ama hayaller kanatılmasın.&lt;br /&gt;Kurup hayal hayatları, silmek olmasın 'Yaşanan'.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye Ersoy &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3094638742746988860?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3094638742746988860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/bos-laf.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3094638742746988860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3094638742746988860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/bos-laf.html' title='Boş Laf'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_WWJI58kU34/ThCGLN8SS1I/AAAAAAAAAFU/5v2plzKYl0w/s72-c/205623_10150150342938650_774383649_6688872_6974094_n%2Bcopy%2Bcopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-7610895751361111298</id><published>2011-07-03T05:18:00.000-07:00</published><updated>2011-10-05T03:33:55.634-07:00</updated><title type='text'>Yaşam Tutulması</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bmkBQ3uf93w/ThCJZALKNmI/AAAAAAAAAFk/kqdmc36ygM4/s1600/untitled%2Bcopy%2Bcopy.BMP" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="640" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625146997222291042" src="http://1.bp.blogspot.com/-bmkBQ3uf93w/ThCJZALKNmI/AAAAAAAAAFk/kqdmc36ygM4/s640/untitled%2Bcopy%2Bcopy.BMP" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" width="395" /&gt;&lt;/a&gt; Gün gelecek yüzü olmayacak duvarların..&lt;br /&gt;İnsanlar sırtını dönecek birbirine,&lt;br /&gt;Belki pervasızlıktan,&lt;br /&gt;Belki dayanmak ihtiyacından.&lt;br /&gt;Gün gelecek bireylerin tekelliği ses getirecek,&lt;br /&gt;Yanında vahşileşen terk edilişler,&lt;br /&gt;Sesler duyulmayacak..&lt;br /&gt;Uzun, bitmeyen koridorlar olacak&lt;br /&gt;yalnızlık seanslarında.&lt;br /&gt;Gün gelecek sönecek ateş böcekleri bir bir..&lt;br /&gt;Gece cenin halinde,&lt;br /&gt;Yıldızlar yorgun,&lt;br /&gt;Ağaçlarda asılı tualler,&lt;br /&gt;Figürler saklanmış&lt;br /&gt;Nasırlaşmış renklerine..&lt;br /&gt;Her yer toz duman,&lt;br /&gt;Göz gözü görmeyen bir tufan..&lt;br /&gt;Gün gelecek kayboluşlar çığlık çığlığa,&lt;br /&gt;Kaçışan çocuklar, analar&lt;br /&gt;Kucaklar bomboş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra,&lt;br /&gt;Bir filiz yeşerecek..&lt;br /&gt;Önce karakalem parmak uçlarında&lt;br /&gt;Sonra zerreciklerde bir kuvvet&lt;br /&gt;Geri gelen başak rengi saçlar&lt;br /&gt;rüzgarda..&lt;br /&gt;Hasat zamanı çoktan bitti,&lt;br /&gt;Şimdi renklerin harman zamanı&lt;br /&gt;diye haykıracaklar.&lt;br /&gt;Hüzmeler dağılacak bulutlardan,&lt;br /&gt;Gün gelecek&lt;br /&gt;ışıklar süzülecek saçlarından tel tel,&lt;br /&gt;Yeniden,&lt;br /&gt;Yaşam kokacaklar çocuklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Ümran Tunoğlu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-7610895751361111298?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/7610895751361111298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/yasam-tutulmas.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7610895751361111298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7610895751361111298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/07/yasam-tutulmas.html' title='Yaşam Tutulması'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bmkBQ3uf93w/ThCJZALKNmI/AAAAAAAAAFk/kqdmc36ygM4/s72-c/untitled%2Bcopy%2Bcopy.BMP' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5391571688933307942</id><published>2011-06-28T05:35:00.000-07:00</published><updated>2011-06-28T07:04:50.813-07:00</updated><title type='text'>Sanat Kaygısı (!)</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-BOTTOM: 1em; FLOAT: left; CLEAR: left; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/-UNR0G-gm1i4/TgnKFLLgZOI/AAAAAAAAAGQ/XaId60sKe_o/s1600/225231_16723419903_640489903_513243_3544_n.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-UNR0G-gm1i4/TgnKFLLgZOI/AAAAAAAAAGQ/XaId60sKe_o/s640/225231_16723419903_640489903_513243_3544_n.jpg" width="640" height="414" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Aslında fotoğraf çekmekten çok anlamam ama hani bazen tablo gibi çekilmiş resimleri izlemeyi çok seviyorum. " &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir cümleyle başladı yolculuk. Etrafındakilerinin "&lt;i&gt;resim değil fotoğraf&lt;/i&gt;" diyerek uyarmasıyla edindi ilk bilgiyi. Bu küçücük bilgi bile, ona inanılmaz bir haz vermişti. Siyaset, futbol ve benzeri konularda olabildiğince söz söyleyip, yorum yapabilirken sanatla ilgili konuşacak hiçbir şeyinin olmayışına hayıflandı biraz. Eski film posterlerinin asılı olduğu bir cafede, arkadaşlarıyla sanat üzerine konuştuğunu hayal etti. " &lt;i&gt;Önemli olan insan olmak&lt;/i&gt; " ve "&lt;i&gt;arkasında kesin dış güçler vardır&lt;/i&gt;" gibi cümleler son kullanma tarihine yaklaşıyordu. Bunları kendisi konuşmasa da onun yerine başkaları konuşurdu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Sanat dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün hayatını değiştirmeye karar verdi. Televizyonun karşısına geçip, kültür-sanat kanalından bahtına çıkanları izledi. Televizyonda yine " &lt;i&gt;Teknolojinin hızla ilerlediği...."&lt;/i&gt; , &lt;i&gt;"Toplumu oluşturan birey...&lt;/i&gt;"gibi sözcüklerin çokça yer aldığı konuşmalar vardı. Diyetteki bir insan sabrıyla dinledi bütün cümleleri.. O gün karışık ve aç uyudu. Uyandı. Ve açtı kültür-sanat eklerini. Okudu her cümleyi keşfe çıkmış bir yabancı gibi. Tanıdık gelen cümlelerde nefes alarak tamamladı okumayı. "&lt;i&gt;Resim değil fotoğraf&lt;/i&gt;" gibi net bir bilgi edinememişti. Üzüldü biraz. Geç kalmışlık ve nerden başlayacağını bilememezlik rahatsız etmişti. İzleyen değil yaşatan biri olmak istedi. Çıktı yollara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitar öğrenmenin kolay olduğunu söyleyen arkadaşınının bu sözünü tekrarlayarak gitti, "&lt;i&gt;kurslarımız başlaycaktır"&lt;/i&gt; ilanlarının peşinden. Akademi, sanat, okul, ev kelimlerinin yer değiştirilmesinden oluşmuş o kadar yer vardı ki... Sanatevi, Akademi Sanat, Sanat Akademisi, Sanat Okulu.. Seçti birini , girdi içeri. Baktı etrafa, verdi ücretini, seçti günlerini.. Gitti geldi, gitti geldi. Öğrendi Akdeniz Akşamları'nın giriş notalarını. Bu süre zarfında uzattı saçlarını , bıraktı sakalını.. Sonu gelmedi Akdeniz Akşamları'nın. Beceremedi. Parmakları iyi basmıyordu notalara. Nota neydi, çok da akıl erdiremiyordu. Vazgeçti, uzaklaştı sessizce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir arkadaşının &lt;i&gt;"Yazmayı çok seviyorum, ben yazmadan duramam"&lt;/i&gt; sözü aklına geldi. Kendinin yazmadan da durabildiğine üzüldü . Yapmadığında kendisini rahatsız edecek birşeyi yoktu henüz. Sadece uyuyamadan ve yemek yemeden duramıyordu. Yazmak istedi. Şirin bir defter aldı kendine. İlanlarda "yazar okulu" ya da "yazar evi" diye birşey bulamadı. Nasıl öğrenecekti? &lt;i&gt;"Demekki bu işin okulu yok"&lt;/i&gt; dedi. &lt;i&gt;"Kalemime kuvvet&lt;/i&gt;" diyerek kapandı defterinin üzerine. 15 dakika öylece kaldı, tek bir harf bile yazamadı. Düşündü. En son ne yazmıştı? Mail ve msn iletileri yazmıştı. Tükenmez kalem ile de adres tariflerini yazıyordu. Bir yazar adayının sadece "adres tarif notlarından" oluşan bir biyografisi olamaz diye düşündü. Üzüldü. Aradan yarım saat geçti ve yazmadan öylece duruyordu. Arkadaşı gibi olamadı. Yazmadan da duruyordu. Gitar kursuna gittiğinde bu kadar kısa sürmemişti. Orda arkadaşları vardı , son esprilerini tüketene kadar devam etmişti. Burda başbaşaydı kendisiyle. Bu yalnızlık tatsız geldi. Hem yazamıyordu da zaten.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;"Piano ve keman çalmak için çok küçük yaşlarda başlamak gerekiyormuş.&lt;/i&gt;" Ortada dolaşan bu anomim cümle kabus gibi çöktü üzerine. Küçükken yaptığı ve üzerine ekleyeceği bir şey aradı. Top oynamıştı, ders çalışmıştı... &lt;i&gt;"Top oynamak sanattır"&lt;/i&gt; dedi ama kendi de güldü bu dediğine. Ne yapmak sanattır? diye düşündü.. Coğrafya dersi çalışmak sanattır, sınava girmek sanattır, televizyon izlemek sanatttır.. Bir şey bulmalıydı ve buldu. Resim dersleri geldi aklına. Cümle içinde kullandı hemen. Resim yapmak sanattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim derslerindeki tek başarısı öğretmeninden aldığı &lt;i&gt;"aferin"&lt;/i&gt; di. Karnede zaten herkesin notu 5'ti. &lt;i&gt;"Çocukluğumdan beri resmi severim"&lt;/i&gt; diyebilmenin güveniyle gitti benzer arkadaşlarının yanına. Bir resim galerisinin önünden geçtiğini farketti. Durdu. Baktı. Girdi içeri. Sessizce gezdi. Elini çenesine koyup, gözlerini kısarak ve etrafa yan bakışlar atarak izledi. Kendisine doğru yaklaşan sergi sahibini farkettiğinde derin bir nefes çekerek aldı gardını. &lt;i&gt;Nasıl buldunuz sergimizi&lt;/i&gt;? diye sordu sergi sahibi. &lt;i&gt;"Çok hoş gerçekten"&lt;/i&gt; diyebildi sadece, yutkunarak. Uzaklaştı, en uzağa gitmek gibi garip bir psikolojiyle. Zihninde sürekli aynı sözcük tekrar ediyordu. &lt;i&gt;"Çok hoş gerçekten"..&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğundan beri ilgi duydugu bir şey hakkında konuşacak hiçbir şeyinin olmayışı üzdü. Ressamlık serüveni erken bitti. Yine beceremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemeya merak sardı bir süre. Ezberlediği 20 yönetmen ismi ve hatırladığı bir kaç siyah-beyaz film'de yetmedi. Zaten ordaki kullandığı en iddialı cümle de " &lt;i&gt;konusu gerçekten güzeldi&lt;/i&gt;" olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde olmuyordu. Hepsi çok zordu. Resim, müzik, yazı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;i&gt;Bir yerden başlamak gerek"&lt;/i&gt; diyordu en yakın arkadaşı. &lt;i&gt;"Evet Haklısın"&lt;/i&gt; diyordu inançsız bir ifadeyle. Zor geliyordu uzun zamana serpiştirilmiş öğrenim süreçleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"&lt;i&gt;Bir şeye başladığında hemen yapabilmelisin. Ne bu? Senelerce öğren dur"&lt;/i&gt;.. Yapmamakla, yapamamak arasından birini tercih edeceği ince noktadaydı. Birinin ucunda kabul etmişlik, diğerinde ise beceriksizlik vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çareyi fotoğrafta buldu. Aldı makinasını, getirdi otomatiğe, çekti karşı dağları. Yükledi sitelere. Aldı övgüleri, beğenileri. &lt;i&gt;"Çok hoş gerçekten"&lt;/i&gt; diyorlardı çektiklerine. Meğerse bu kadar kolay ve zahmetsizmiş sanat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu defa fotoğrafın kendisi üzüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5391571688933307942?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5391571688933307942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/sanat-kaygs.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5391571688933307942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5391571688933307942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/sanat-kaygs.html' title='Sanat Kaygısı (!)'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UNR0G-gm1i4/TgnKFLLgZOI/AAAAAAAAAGQ/XaId60sKe_o/s72-c/225231_16723419903_640489903_513243_3544_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-6210172433182516038</id><published>2011-06-27T13:16:00.000-07:00</published><updated>2011-07-03T08:17:53.667-07:00</updated><title type='text'>Falımdaki Portre</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XHT75MWITu0/ThCIBoEfN5I/AAAAAAAAAFc/DL9hk7y_VWo/s1600/monalisaportre%2Bcopy%2Bcopy.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 384px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625145496103237522" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-XHT75MWITu0/ThCIBoEfN5I/AAAAAAAAAFc/DL9hk7y_VWo/s400/monalisaportre%2Bcopy%2Bcopy.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-z1NJDrEvMoY/Tgjnk9HqVMI/AAAAAAAAAEM/-IwjcfHnG_Q/s1600/monalisaportre.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İstanbul'da insanların yoğunlukla ilerlediği, yaşamın akış hızını ciğerlerimize kadar soluduğumuz İstiklal Caddesi'nde arkadaşımla ilerliyoruz. İçimizde kendimizi gündelik telaştan uzaklaştırmış olmanın rehaveti, öylesine savrulmaya çalıştığımız, nadide zamanlarda yakalanabilecek günün hoş bir tadı var. Ancak caddede her kafadan çıkan sesin, adeta an be an artan karmaşıklığın ve hızlılığın başımızı döndürmesi fazla zaman almıyor ve biz biraz durağan kalmak için bir yerlerde oturmak istiyoruz. Bu nedenle güzel kahve yapan bir yer arıyoruz.Gözümüz eski bir binaya takılıyor, neon ışıkları ile üzerine yakışmasa da adını gösteriyor ''Mona Lisa Cafe ''.... Bazı mekanlar için '' tarih kokuyor'' derler ya öyle bir yer, eski, loş, kirleri yoğunlaşmış seneleri basamak yapmış merdivenlerden tırmanıyoruz. Yüksek tavanlı, işlemeleri el oyması olan mistik bir mekana giriyoruz. Her tarafta Yeşilçam filmlerinden enstanteneleri yansıtan hayranlık posterleri asılı olmasından kendimizi sinemasala girmiş gibi hissediyoruz. Girişte kocaman Mona Lisa portresini sergileyen kopya resim patroniçe misali yazar kasanın bulunduğu bölüme yerleştirilmiş. Bu masal diyarında film setinden yeni fırlamış gibi heyecanlı, samimi bir o kadar güleryüzlü arkadaşa az şekerli kahvemizi söyledikten sonra yaşamın nabzına daha yakın olmak için cam kenarına oturuyoruz ve seyre dalıyoruz günümüzün renkleriyle beraber biraz da hayalle donanarak...&lt;br /&gt;Arkadaşımı bilmem ama benim hayalim ''Mona Lisa ''oluyor..Neden bu yüz, yüzyıllar geçtiği halde yani 1507 yılından beri bu kadar ilgiyi üzerinde topluyor.Neden hala sırları olduğu düşünülüyor, çözülmesi için akademik kariyerler yapılıyor ve Paris'te izlenime sunulduğu Louvre Müzesi'nde ziyaretçilerin %95'i diğer resimler olduğu halde ilk kez bu resmi görmek için akın ediyor? Leonardo Da Vinci acaba bu portreyi resmederken bu sonuçları hayal etmişmiydi, her boya katmanına bir yüz yıl yaşam ilave ettiğinin farkında mıydı? Aklıma bu soru zincirleri takılarak büyük bir halka oluşturuyor, oradan portre fotoğrafını düşünmeye geçiyorum. Fotoğrafta portre anlatılırken yüzün ruh hali, fiziksel özellikleri belirlenmesi, mekan ve en önemlisi ışığı, hepsi ayrı ayrı düşünülmesi gereken konulardı. Güçlü portre fotografları nasıl çekilirdi, yüzyıllar boyu yaşayan var mıydı, içimde uyanan meraklarım yine sarmaşıklaşarak dolanmaya başlamıştı...Kahve kokusu ile sarmalanmış hayalimden sıyrıldım. Çifte kavrulmuş lokumla aldığım kesif kahve tadından sonra telvelerde saklanan Mona Lisa'nın falına bakmak daha kolay olacaktı zira sorularımın cevaplarını bulmam için yaşam yolculuğumda hızla ilerlemem gerekiyordu. Ömrüm yeterse belki bulurdum belki bulamazdım ama falcının kalbin çok ferahlamış demesiyle falıma döndüm. Laf aramızda telvesini içmeyi sevdiğimden kalbim ferahtı. Dibinde fazla bırakmamıştım :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümran Tunoğlu &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-6210172433182516038?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/6210172433182516038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/falmdaki-portre.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6210172433182516038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/6210172433182516038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/falmdaki-portre.html' title='Falımdaki Portre'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-XHT75MWITu0/ThCIBoEfN5I/AAAAAAAAAFc/DL9hk7y_VWo/s72-c/monalisaportre%2Bcopy%2Bcopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1163062618072434237</id><published>2011-06-27T11:14:00.000-07:00</published><updated>2011-06-27T11:22:48.854-07:00</updated><title type='text'>Kahramanların Ortak Korkusu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hY-_Bb02tS4/TgjJM0yNk8I/AAAAAAAAAEE/55xWF3rwCe4/s1600/ad.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 283px; FLOAT: left; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5622965356936926146" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-hY-_Bb02tS4/TgjJM0yNk8I/AAAAAAAAAEE/55xWF3rwCe4/s400/ad.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;Kahramanlık hikayelerini, çocukken onların yerinde, gençken onlardan iyi, zaman ilerledikçe de biraz daha ağırlaşarak izleriz. Gerçekte çokta eğlenceli olmayan bir seçenektir bu iş. Ne kadar iyi savaşçı olunsa da Sun Tzu’nun da Savaş Sanatı eserinde bahsettiği gibi “kavganın galibi yoktur”. Filmin başında bilge samuray “hiç savaş kazanmadım” dedikten sonra filmin sonunda bu sözünü “yine biz kazanamadık” diyerek bitirir.&lt;br /&gt;Yedi samurayı izlerken cesaret gerektiren tercihlerine karşın, duruşları sabit olan samurayların sınıf farklarından dolayı aynı ortamda olmayı tercih etmeyecekleri çiftçilerin içinde bulunduğu tehlikenin karşısında duruşlarını belirleyen şey ne olabilirdi? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cesaret, bir zorluk karşısında gösterilen fedakarlıktır. Bu da ardında barındırılan asıl korku yüzünden gösterilir; vicdani ızdırap…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı kaçınılmaz olsa bile ızdırap seçenek işidir… Konuyu farklı iki alıntıyla düşünelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;“Yine geç olmuştu. Hep aynı yolda yürürken neredeyse aynı insanlarla o anlamsız ve sözsüz rastlaşmalardan ibaretti tüm yolculuğu. Caddenin kaldırımlarında günün kalan telaşıyla yürürken sağa dönülen karanlık sokaktan gelen bir ses duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültüyü nasıl yırttığını anlamadan kulak kabarttı. İnlemekten çok yalvaran bir ses hayatının bağışlanmasını istiyordu. Epeyce hırpalanmış bir kız. Belli ki bataklıktan kurtulmak için kaçmaya çalışmış ve yakalanmış, sonuç; hem ceza hem de ibret olsun diye cezalandırılacaktı. Bu tür durumlarda af, söz konusu olmayan, zavallı bir kavramdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbi hızla atarken neyle karşılaşacağını başına ne geleceğini bilmese de sayısız olasılıklarla kendini bir avuç kalabalığın önünde buldu. Artık ne kaldıysa yapılacak kurtarmak için o yapılacaktı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanlık ya da fedakarlığı bu kadar keskin bir şekilde kadınlar yapamaz mı dersiniz? Daha fazlasıyla yaparlar hem de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anne uçurumun kenarında sırf kıskançlıktan yuvarladığı çocukla aynı kaderi paylaşan oğlunun ellerinden tutuyordu. Ne çekecek, ne de daha fazla dayanacak dermanı kalmıştı. Gelecekte hep bir suçlu olmasından korktuğu çocuğunun gözyaşları masum olmadığını bilse de annenin içini parçalıyordu. Diğer elindeki henüz üç ay önce ailesini kaybeden yeğeni hiçbir şey demeden sadece hıçkırıyordu. Oğlu kadar sıkı tutmuyordu ellerini. Ne olduysa bu üç aydır kıskanıldığından dolayı olmuştu. Öz annesi babası olamayan bir yeğeni kim neden kıskanırdı ki? Şimdi şu hale bak evlat sevgisiyle rekabet edemezdi ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin ellerinin ikisinden de göz yaşı ve terden ıslanan ellerinden iki çocukta bir kerte daha kaymıştı. Hemen bir karar vermezse ikisinin vicdan azabının altından da kurtulamayacaktı. O halde birini tercih edecekti… sevimli, fakat en ufak bir çıkarı için her şeyi yapabilen, tamamen bir baş belası kendi öz evladı mı? Öksüz ve yetim kalmış melek timsali yeğeni mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgun ve ıslak ellerindeki son kerteye gelen çocuklardan biri elini artık sıkmıyor sanki seçimini kolaylaştırmaya çalışıyordu. Son hamlesi kalmıştı; annenin son anda kendisi için artık bir şey istemeyen gevşemiş olan eli tutmak için açtı diğer elini…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçenekler hayatı şekillendirir ve ne seçerseniz seçin doğru olanı seçmeyi dilersiniz. Bu doğru bir gözle görülebilir de, hissedilebilir de. Maneviyatı görmezden gelmek sonra olabilecek çıkmazların içine girmek demek olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanınıza karşı mahcup olmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Ziya Öztürk&lt;br /&gt;Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1163062618072434237?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1163062618072434237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/kahramanlarn-ortak-korkusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1163062618072434237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1163062618072434237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/kahramanlarn-ortak-korkusu.html' title='Kahramanların Ortak Korkusu'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-hY-_Bb02tS4/TgjJM0yNk8I/AAAAAAAAAEE/55xWF3rwCe4/s72-c/ad.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5030651341713196944</id><published>2011-06-23T12:46:00.000-07:00</published><updated>2011-06-23T12:50:37.072-07:00</updated><title type='text'>Fight Club</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DZMeWtiZtbw/TgOYSXvnOmI/AAAAAAAAAD8/7F-oS53jPWM/s1600/fight_club_001.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 648px; FLOAT: left; HEIGHT: 405px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621504201267296866" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-DZMeWtiZtbw/TgOYSXvnOmI/AAAAAAAAAD8/7F-oS53jPWM/s400/fight_club_001.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmdeki kahramanımız rutin hayatının içerisindeyken toplumun düşünen ve katılan bir ferdi olma ihtiyacı duyar. Kendince varlığını göstermek isterken bilinçaltında biriktirdiği potansiyel gücünün de etkisiyle kontrol dışına çıkan eylemlerde bulunur. İzleyiciyi etkisi altına almasının başlıca nedenlerinden birisi de önermelerindeki gücü bu tür taşkınlıklarla betimlemesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema tarihine geçen bu film, her izleyenine bir takım önermeler doğurmasını teşvik ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı azınlıklar seslerini duyurmak yada dayanışmak için bir araya gelirler… Peki neden dövüş kulübü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık gerçek şiddetle tepki vermiyorsunuz ve artık barış içinde yaşamıyorsunuz da. Birbirinizi paranızla dövüp mevkiinizle eziyorsunuz. Buna izin verenler sistemin büyümeyi bekleyen küçük bir çarkı oluyor, vermeyenler ise aykırı ve dışlanmış sayılıyor. İsteyerek yada istemeyerek doğası gereği dışarıda kalanlar arasında arıza vermeyi tercih edenler de oluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık lider yok, kimse bir kişinin ardından uzun süre koşmuyor… Eskiden düşünemeyen toplumları liderler yönetirdi. Artık düşünmeye üşeniyor ya da toplum mühendislerinin ürettikleri sanal fikirlerle oyalanıyoruz. Tıpkı bulmaca çözmek gibi havanda su dövdürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Peki daha zeki olmak seni ne yapıyor?’... Şimdi lider düşünüyor, toplum bakıyor… Kendi tercihleri sanki seçilmiş gibi davranarak sunuluyor ve onlardan beklenen katılım sadece alışmak ve seyirci kalmak oluyor. Moda adına rahat edemediğimiz pantolonları giymek bekli de en ilginç göstergesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşrefi mahlûkatın mevcut kudreti gereği, çağdaş ve ileri bir toplum olarak; Çok fikir üretmeli, en iyi fikir seçilmeli… Bunu için artık burada tek bir kural olmalı; bir şeylerin hakkında, yeni, alışılmışın dışında ama ileri katkılarda bulunmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son Kızılderililerden bilge Mavi Tüy’ün bir zamanlar söylediği gibi; “dağınık ilerlesen de nereye gideceğini bil…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Ziya Öztürk&lt;br /&gt;Kültür&amp;amp;Sanat&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5030651341713196944?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5030651341713196944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/fight-club.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5030651341713196944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5030651341713196944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/fight-club.html' title='Fight Club'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-DZMeWtiZtbw/TgOYSXvnOmI/AAAAAAAAAD8/7F-oS53jPWM/s72-c/fight_club_001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-7861022803920049918</id><published>2011-06-13T04:05:00.000-07:00</published><updated>2011-06-13T06:08:17.312-07:00</updated><title type='text'>Başlamış Olanlar İçin Fotoğraf</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DnGEBDuSQoA/TfXuoM8mYII/AAAAAAAAAGE/cuIWKb3SY1Q/s1600/220323_10150186126709904_640489903_6765833_1815409_o.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://4.bp.blogspot.com/-DnGEBDuSQoA/TfXuoM8mYII/AAAAAAAAAGE/cuIWKb3SY1Q/s640/220323_10150186126709904_640489903_6765833_1815409_o.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafa  yeni başlayanları, kısa bir eğitim sürecini tamamlamalarının üzerinden  belli bir zaman geçtikten sonra kaygılı bir telaş alır.&amp;nbsp; Çektiklerinden  ötürü  mutsuz olmaya başlarlar. Oysa eğitimleri sırasında  öğrendikleri yeni herşey fotoğraflarında vardır.&amp;nbsp;  Kadrajını daha tutarlı  hale getirmiş, modelinin eli- ayagı kesilmemiş,  beyazda da, siyahda da  detay alınmış ve ufuk çizgisi eğri geçmemiştir. Buna rağmen  fotoğrafçı  keyifsizdir.&amp;nbsp; Fotoğraflarıyla bir şeyler söyleyememiş olmanın sancısını   yaşamaktadır. Fotoğraf makinasını kullanan bir operatör olmanın, çok da   iddialı bir konum olmadığını anlamıştır artık.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;"Bu  fotoğrafta ne anlatmak istediniz?" sorusuyla karşılaştığında&amp;nbsp;  vereceği  cevap elbetteki "Ufuk çizgisinin düz olması gerektiğini  anlattım"  olmayacaktır. Zaten bir çok fotoğrafın düşünsel boyutu ve  amacı  fotoğraf çekilmeden önce oluşturulmadığı için fotoğrafa verilen&amp;nbsp;   isimler ve yapılan özel açıklamalarda belli bir zorlama etkisi göze  çarpmaktadır. Sırf o yoldan geçtiği için  önüne çıkan bir ağaç  topluluğunu çektikten sonra "aslında ben  ülkemizdeki erozyon  tehlikesine dikkat çekmek istedim, Türkiye çöl  olmasın!" gibi bir  açıklama çok ucuz gözükecektir. Tesadüfen çekilen  fotoğraflara sonradan  bilinç kıyafeti giydirmek,&amp;nbsp; bir sanatçının  izleyecegi tutarlı bir yol  değildir. Dikkat edin göreceksiniz ki&amp;nbsp; pekçok farklı kişiye ait&amp;nbsp;  fotoğraf isimleri  de bir süre sonra&amp;nbsp; bu gidiş yolundan dolayı ya çok  benzeşmekte yahır birebir örtüşmektedir. Bir çocuk&amp;nbsp; kadraja girmişse   "Çocuk Olmak" veya ""Masumiyet" , yaşlı bir insan girmişse "Çizgiler"   veya "Yalnızlık" ...&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Fotoğrafın  sanat dışı tutulabilecek boyutunu bir kenara bırakır isek; bir yandan  hiç gerekli olmadığı halde fotoğrafın altına ayrıca açıklamalarda  bulunup, bu neviden metin ve şiirlerden medet ummak, yanılgıyı biraz  daha perçinler. Çünkü sanat eseri kendi içinde sanat insanının teknik  kabiliyeti ve birikimleri ölçüsünde bazı şifreler barındırır. O şifreleri  çözmek de izleyiciye bırakılır. Fotoğraf çekildikten sonra değil ,   öncesinde düşünülmelidir her şey. Fotoğraf oluştuktan sonra düşünmesi  gereken,  fotoğrafın izleyicisi olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Benzer  bir yönelim ise asla hissetmediğimiz bazı dertleri anlatma kaygısıdır.&amp;nbsp;   Yoksulluk karşısında aslında çok da duyarlı olmayan bir fotoğrafçının   yoksulluk fotoğrafı çekip onu sunması etkileyici olabilir mi? Yahut ne  kadar etkili olabilir ?&amp;nbsp; Her  insanın her konuya eşit derecede duyarlı  olması beklenemez. Kimi insan  güncel yaşamında çevreyi sorun ederken,  kimi insan da modern insanın  yalnızlığını sorun edebilmektedir.&amp;nbsp;  Hayattaki öncelikli sorunu çevre  kirliliği&amp;nbsp; olan birinin aslında çok da  gündeminde tutmadığı, belki de o  an için hiç önemsemediği bir konu  üzerinde fotoğraf çalışması yapması,  fotoğrafdaki duygu öğesini yok  saymak anlamına gelecektir. "Sanatçının toplum ve  çevre karşısında bir  sorumluluğu vardır" sözü de bu önceliklere bakarak   değerlendirilmelidir. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&amp;nbsp;Fotoğrafın  bir derdi olması için, fotoğrafçının bir derdi olmalıdır.&amp;nbsp;  Sürekli  söylediğimiz "fotoğraf makinası sadece bir araçtır" ifadesi  ancak o  zaman anlam bulacaktır. Fotoğrafın temel bilgilerini öğrenmenin   ertesinde,&amp;nbsp; bir şeyi dert edinme kaygısı ise yine eğreti duracaktır.&amp;nbsp;   "Madem fotoğrafçı oldum , o halde duyarlı olmalıyım"&amp;nbsp; gibi&amp;nbsp; bir cümlenin   öznesi olmayı kimse istemez. Bireyin bir derdi vardır zaten. Fotoğraf  da bu derdi dillendiren "şey" dir, o kadar. Çekilen her fotoğraf insanın  kendi  birikimlerinin , duyarlılığının, hasasiyetlerinin bir sonucudur,  sonucu  olacaktır. Fotoğraf, yani eser , fotoğrafçının geçmişinden,  birikimlerinden ve donanımından beslenir.&amp;nbsp; Fotoğrafın  üstüne sonradan  bişey koymaya çalışmak yerine , fotoğrafı üste koymak  gerekir. Kendi  doğrularımızla ve kaygılarımızla çektiğimiz fotoğrafın  bir şeyler  anlatıyor olduğunu,&amp;nbsp; ancak o zaman görebilir ve  gösterebiliriz belki.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-7861022803920049918?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/7861022803920049918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/baslams-olanlar-icin-fotograf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7861022803920049918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7861022803920049918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/06/baslams-olanlar-icin-fotograf.html' title='Başlamış Olanlar İçin Fotoğraf'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-DnGEBDuSQoA/TfXuoM8mYII/AAAAAAAAAGE/cuIWKb3SY1Q/s72-c/220323_10150186126709904_640489903_6765833_1815409_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5121366939949482278</id><published>2011-05-25T05:49:00.000-07:00</published><updated>2011-05-25T05:49:22.830-07:00</updated><title type='text'>Nasıl Fotoğrafçı Olunur (!)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jRDX63GxO2Y/Tdz6u3TgLBI/AAAAAAAAAGA/tOLnIyif-gc/s1600/4763a84a17db7ed63bf1d2ac4519056f.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://4.bp.blogspot.com/-jRDX63GxO2Y/Tdz6u3TgLBI/AAAAAAAAAGA/tOLnIyif-gc/s640/4763a84a17db7ed63bf1d2ac4519056f.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Güneş batar cami silüet olur,&lt;br /&gt;Adam yolda yürür, etrafında ağaç olur ,&lt;br /&gt;Tek bir ağaç çekilir, fotoğrafın kenarında durur,&lt;br /&gt;Sahne fotografı çekilir, pozlaması uzun olur ,&lt;br /&gt;Kirli çocuk çekilir, siyah beyaz olur ,&lt;br /&gt;Nü çekilir, yarısı gölge olur ,&lt;br /&gt;Sosyal sorumlu olunur, geniş açı çekilir ,&lt;br /&gt;İşçi çekilir,&amp;nbsp; elleri uzun pozlamalı kendisi siyah beyaz olur,&lt;br /&gt;Köye gidilir, arkasından sürü çekilir,&lt;br /&gt;Boğazdan vapur gider, arkasından çekilir ,&lt;br /&gt;İstanbul'a gidilir, Ortaköy çekilir ,&lt;br /&gt;Yaşlı adam bulunur, başlığı çizgiler olur ,&lt;br /&gt;Akşama doğru olur , tren rayı çekilir ,&lt;br /&gt;Hiçbirşey bulunmaz, kedi çekilir ,&lt;br /&gt;Daha da birşey bulunmaz , aynada otoportre çekilir ,&lt;br /&gt;Plaja gidilir, ayak izleri çekilir ,&lt;br /&gt;Balat'a gidilir, tepesinden yukarı bakan çocuk çekilir ,&lt;br /&gt;Pencerenin kenarına arkadaş oturtulur, derin derin dışarı     baktırılır, ismi bekleyiş olur,&lt;br /&gt;Her pazar kız kulesi çekilir,&lt;br /&gt;Evde daima&amp;nbsp; çay bardagı cekilir,&lt;br /&gt;İlginç gelir, klavye çekilir,&lt;br /&gt;Model bulunmaz, yiğen çekilir, çoluk çocuk çekilir,&lt;br /&gt;Renkli gözlü kız bulunur, sadece gözler çekilir,&lt;br /&gt;Demirci bulunur, sadece elleri çekilir ,&lt;br /&gt;Gölyazı'ya gidlir, kayık çekilir, ismi yalnızlık olur ,&lt;br /&gt;Avanos'a gidilir, çanak çömlek çekilir ,&lt;br /&gt;Safranbolu'ya gildiir, ev çekilir ,&lt;br /&gt;Trabzon'a gidilir, uzungöl çekilir,&lt;br /&gt;Yolboyu yapılır, boyacı çekilir, dilenci cekilir,&lt;br /&gt;Kar yağar beyaz olur, kırmızı renkli bir obje kenarda durur ,&lt;br /&gt;Sonbahar olur, yerde bir yaprak çekilir ,&lt;br /&gt;Uçağa binilir, bulutlar çekilir, uçagın kanadı hep dahil olur ,&lt;br /&gt;Eski bir kapı bulunur, kapıya bir kız yaslandırılır ,&lt;br /&gt;Yaşlı bir ağaç bulunur. aynı kız ağaca yaslandırılır ,&lt;br /&gt;İlginç konu aranır, arkadaşa takla attırılır, zıplattırılır,&lt;br /&gt;Proje düşünülür, adı kaybolan el sanatlarımız olur,&lt;br /&gt;Tarz aranır, sephiada karar kılınır,&lt;br /&gt;Pencerenin arkasından çocuk bakar, affedilmez çekilir,&lt;br /&gt;Edirne'ye gidilir, caminin duvarı çekilir ,&lt;br /&gt;Tuz Gölü'ne gidilir , silüet çekilir,&lt;br /&gt;Arabaya binilir, dikiz aynasından yaratcılık zorlanır,&lt;br /&gt;Suya taş atılır, damlacıkları havada yakalanır,&lt;br /&gt;Fantastik arayışa girilir , kadınlara kanat takılır,&lt;br /&gt;Doğal olsun denilir, model başka yere baktırılır,&lt;br /&gt;Yine eski bir kapı bulunur, arasından çocuk  yarım yamalak baktırılır,&lt;br /&gt;Kurgusal sancı yaşanır, model derin derin yere baktırılır,&lt;br /&gt;Aynı sancı modelin eline kırmızı şemsiye verir, tarlalara gönderir,&lt;br /&gt;Tarlaya gidildiğinde , beyaz uzun bir elbise giydirilir, bir     yalnızlık fotoğrafı da orda çekilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5121366939949482278?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5121366939949482278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/nasl-fotografc-olunur.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5121366939949482278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5121366939949482278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/nasl-fotografc-olunur.html' title='Nasıl Fotoğrafçı Olunur (!)'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jRDX63GxO2Y/Tdz6u3TgLBI/AAAAAAAAAGA/tOLnIyif-gc/s72-c/4763a84a17db7ed63bf1d2ac4519056f.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-7283887426154854980</id><published>2011-05-11T11:13:00.001-07:00</published><updated>2011-05-11T11:32:48.409-07:00</updated><title type='text'>Annemin Dizleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-c-pMYwd_SPE/TcrVcJCZuwI/AAAAAAAAAC8/5f78hJ__-N4/s1600/DSC01368.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 268px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-c-pMYwd_SPE/TcrVcJCZuwI/AAAAAAAAAC8/5f78hJ__-N4/s400/DSC01368.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605527365655051010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Annemin dizleri dünyanın en huzurlu yastığı..&lt;br /&gt;Başımı koyunca hayat sanki geri sarıyor ve ne beni acıtarak geçen zaman kalıyor aklımda ne de geçen zamanda beni üzen onca insan.. şimdi uzaktayım anneme ve çok özlüyorum. Git yanına o halde diyeceksiniz, haklısınız. Gidip bir bilet almama bakar sıkıntılarımdan uzaklaşmak. Ama ben annemin dizlerini hep en sona sakladım. Annemin sesi yetti beni gündelik sıkıntılardan uzak tutmaya. Ona sorsanız hergün benim yükümü taşımaya razı ve her gün taşan öfkemle yüzleşmeye .. canım annem&lt;br /&gt;Şimdi annen mi seni daha derinden seviyordur sen mi onu diye sorsanız, onun bana olan sevgisinin yanında benimkinin lafı bile olmadığını söylerim.&lt;br /&gt;İnsan aşık olduğu kişinin karnını öpebilir ve bu çok hoşuna gidebilir ama hiç içinde yaşamayı düşünmüş müdür? Bir anne bu duyguyu hem de hayatının en duygusal olduğu dönemde yaşamıştır. Bu hislerle içinde büyüttüğü bebeğine olan sevgisinin yanında lafı mı olur anneye duyulan sevginin . kimse ona bu kadar bağımlı olmuş mudur? Her an onun kollarında uykuyu bulmuş mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ‘anne seni çok seviyorum’ der çocuk , anne de şöyle der, ‘peki bu sevginin içinde filizlendiği anı hatırlıyor musun??’, tabi ki ‘hayır’ diyecektir çocuk. düşünse, hayal meyal ilk adımını atarken düşmeye az kala kollarında bulduğu koku hatırlatacaktır annesine duyduğu ilk aşkı..&lt;br /&gt;Anneye duyulan sevgi anlatılamaz, peki ya bir annenin çocuğuna olan sevgisi? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye Ersoy&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-7283887426154854980?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/7283887426154854980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/annemin-dizleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7283887426154854980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/7283887426154854980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/annemin-dizleri.html' title='Annemin Dizleri'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-c-pMYwd_SPE/TcrVcJCZuwI/AAAAAAAAAC8/5f78hJ__-N4/s72-c/DSC01368.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-4156443132431095406</id><published>2011-05-04T00:24:00.000-07:00</published><updated>2011-05-04T00:38:34.731-07:00</updated><title type='text'>Fotoğraf Durumu: Karışık</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zFaW7eJbLs0/TcD-4TBjbuI/AAAAAAAAAF0/1W-daez2Z4M/s1600/204451_10150181789659904_6+copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://3.bp.blogspot.com/-zFaW7eJbLs0/TcD-4TBjbuI/AAAAAAAAAF0/1W-daez2Z4M/s640/204451_10150181789659904_6+copy.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade bir hayat yaşamıyoruz ve&amp;nbsp; fotoğraflarımız daha karmaşık artık.     Kafamızın karmaşıklığı fotoğraflarımıza yansıyor. Sade düşünmemizi     engelleyen görsel bir çöplüğe dönüşüyor beyinlerimiz.&amp;nbsp; Nerden     geldiği belli olmayan görsel uyarıcıları filtreleyemeden atıyoruz     içeriye. Yüzlerce tv kanalı içerisinde neyi aradığımızı bilmeden zap     yapıyoruz. Neyi aradığımızı bilmediğimiz için sonuç olarak     bulamıyoruzda. Ama o sürede atıyoruz içeri&amp;nbsp; alkışları, reklamları ve     tanıtımları.. Hepsi kopuk kopuk, kesik kesik, kısa kısa...&amp;nbsp; Açıyoruz     sabah interneti en canlı ve en çok yanıp sönenin üzerine tıklıyoruz.     Okumak istediğimiz köşe yazılarına köşelerden kırmızı&amp;nbsp; flash     saldırısı yapılıyor.&amp;nbsp; Bir düğün evine dönüşüyor haber alma&amp;nbsp;     yerimiz.&amp;nbsp; "Search" yapar gibi okuyoruz kitapları. Bir çok yazar ,     yazılarını okutmak için "çok kısa" uyarılarıyla yönlendiriyor     yazılarını. Biliyorki okunmuyor uzun yazılar artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyalarımız da karışık artık, ilişki durumlarımız da.. Kafalar da     karışık , fotoğraflar da.. "Bilmiyorum" ve "anlamıyorum" favori     kelimemiz olup çıkıveriyor.&amp;nbsp; "Biraz ara vermeliyim sanırım" diyerek     teşhis edilmemiş bir soruna tedavi getirmeye çalışıyoruz.     Çocukluğumuzdaki ya da büyüklerimizdeki siyah-beyaz kelimelerin     yerini gri cümeler alıyor.&amp;nbsp; Cümleler daha devrik , daha çok "ama"lı     ve daha iddiasız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yazılar okunmuyor, uzun filmler izlenmiyor ve uzun uzadıya     dinlenmiyor artık.&amp;nbsp; Hiçbirşeyi kaçırmama adına bir elimizde kumanda     , diğerinde telefon, önümüzde bilgisayar , karşımızda televizyon,     yanımızda arkadaşımız ve kafamızda başka şeyler var. Çok     karıştırıyoruz ve bulanıyor hayat. &amp;nbsp; Halbuki fotoğraf uzun     cümlelerin, uzun düşüncelerin bir özetidir. Her ne kadar anı durdursa da , fotoğraf kısık ateşte pişer..&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-4156443132431095406?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/4156443132431095406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/fotograf-durumu-karsk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4156443132431095406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/4156443132431095406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/05/fotograf-durumu-karsk.html' title='Fotoğraf Durumu: Karışık'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-zFaW7eJbLs0/TcD-4TBjbuI/AAAAAAAAAF0/1W-daez2Z4M/s72-c/204451_10150181789659904_6+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5048437970748335171</id><published>2011-04-21T01:21:00.000-07:00</published><updated>2011-04-21T01:36:53.667-07:00</updated><title type='text'>Gönlümdeki Dağ</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: #444444; color: white; font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;style&gt;@font-face {  font-family: "Tahoma";}p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }p.ecxecxmsonormal, li.ecxecxmsonormal, div.ecxecxmsonormal { margin: 0cm 0cm 16.2pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }&lt;/style&gt;     &lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(68, 68, 68); color: white; font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; line-height: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-h7nc0hUoGHc/Ta_o7mzcDZI/AAAAAAAAAFw/gutXr5NGYBU/s1600/DSC_0018-1.JPG" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="428" src="http://1.bp.blogspot.com/-h7nc0hUoGHc/Ta_o7mzcDZI/AAAAAAAAAFw/gutXr5NGYBU/s640/DSC_0018-1.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: x-small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(68, 68, 68); color: white; font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; line-height: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-h7nc0hUoGHc/Ta_o7mzcDZI/AAAAAAAAAFw/gutXr5NGYBU/s1600/DSC_0018-1.JPG" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;style&gt;@font-face {  font-family: "Arial";}@font-face {  font-family: "Tahoma";}p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 0.0001pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }p.ecxecxmsonormal, li.ecxecxmsonormal, div.ecxecxmsonormal { margin: 0cm 0cm 16.2pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }&lt;/style&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Çocukken köyümüzde Kartalkayalıkları dediğimiz mevkiye çıkardık kan ter içinde.. Çıktıktan sonra ise Doğu ile Güney arasındaki bölgeye bakar o heybetli beyazlığı görürdük. Benden yaşı biraz büyük olanlar "Erciyes dünyanın en büyük dağı onun için buradan böyle görünüyor" derlerdi.. (Baktığımız yer Erciyes’e kuş uçumu yaklaşık 160 km) Ve ben o zaman dünyanın en büyük dağına bakmanın heyecanını Neşet Usta’nın türküsünü mırıldanarak yaşardım…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyesten kar istersin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dost bağından nar istersin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gönül bilen yar istersin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Divane gönlüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Neşet Usta bile Erciyes’ten söz ediyorsa bu daha da önemli ve gizemli demekti benim için.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İlkokul öğretmenimiz herkes en çok sevdiği biri veya bir şey için bir dörtlük yazsın dediğinde evlatlık büyümenin de etkisiyle olacak ki en çok sevdiğimin Erciyes olduğunu anlamıştım.. Gönlümdeki Erciyes sevgisi kelime olup akmaya başlamıştı ve ben bir dörtlük değil iki dörtlükten oluşan bir şiir yazmıştım…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bağırsam sana duyulur mu sesim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes Dağı, Erciyes Dağı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Çıksam zirvene yeter mi nefesim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes Dağı, Erciyes Dağı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gönlümün köşesindedir senin yerin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Eser yellerin buz gibi serin serin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Penceremden bakmakla gitmez hasretin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes Dağı, Erciyes Dağı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Henüz 8 yaşında iken yazdığım bu şiir köyümde uzaktan gördüğüm Erciyes’in bir gün karşısında yaşayacağımı aklıma bile getirmezdi.. Ama şunu biliyordum; Erciyesi seviyordum…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Liseyi bitirdikten sonra Üniversite için Kayseri’ye geldiğimde Erciyes’e en yakın mahalleden tutmuştuk bekar evimizi. Okulda sınıfımızın en arkasında Erciyes’i gören bir yerde oturuyordum ve o gün bugündür Erciyes mi benim içimde ben mi Erciyes’te kayboldum bilmiyorum…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sönmüş bir yanardağ Erciyes ama ben onun eteğinde yaşadığım her gün sönmediğini, için için yandığını hissettim, gördüm, yaşadım. Bir şeye hasretti Erciyes.. Bir bilinmeze hasretti.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes’i gördükten sonra şu duyguyu hep yaşarsınız… Erciyesten uzaklaştıkça onu ensenizde hissedersiniz. Siz uzaklaştıkça o size yaklaşır yakınlaşır. Adeta gölge olur varlığı ve size güven verir. Siz ona yaklaştıkça ise o sürekli nazlı bir sevgili gibi sizden uzaklaşır. Yaklaştıkça yakınlaştığınızı zannedersiniz ama kafanızı kaldırıp baktığınızda daha yolunuzun çok olduğunu Erciyes’e çıkmanın ona ulaşmanın o kadar da kolay olmadığını anlarsınız.. Makam makam, mertebe mertebe sizi kendine çeker. Yorulduğunuz, nefes aldığınız her yer ona ulaşmada bir makamdır. Bir an yorulduğunuzu anlayıp dönmeyi düşündüğünüzü hissetse, güzelliğini öyle gösterir ki asla vazgeçemezsiniz.. Onun kar sularından iki avuç içer, sonra buz gibi esen rüzgarından derin bir nefes alır sonra yeniden ona doğru yürümeye onu fethetmeye, belki de ona fethedilmeye gidersiniz…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyesi tırmanıp zirve yapanlarla sohbetinizde iki tip insan görürsünüz: Birincisi Erciyes’i fethettiğini, zirve yaptığını düşünüp kendine bir pay çıkaranlardır. İkincisi ise o zirvede Erciyes’te kaybolanlar, Erciyes’e teslim olanlardır. Erciyes’e teslim olarak ona yaklaşabilir, onun zirvesinde oturabilirsiniz. Yani siz de gönül ve ruh olarak Erciyes olmadan asla Erciyes’i tırmanamaz, onu anlayamazsınız… Aksi durumda sadece bir kayalıkta oturduğunuzu hissedersiniz… Nitekim Erciyes’e bir kez tırmanan, onun yüceliğini bir kez hisseden, kaybolma ve hiçlik duygusunu bir kez yaşayan her sene yeniden ona gitmek ister. Çünkü Erciyes çağırır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gönlündeki dağı bilmeyen, gönlündeki dağı tırmanamayan Erciyes’i hem bilemez hem de anlayamaz. O dağın anlamını bilen için Gönül Dağı’dır zaten O… Ne zaman uzak kalsanız heybetiyle çağırır sizi. Sizin sevdiğinizi hissettiğinde, sizden uzak kaldığında onun gönlü kar ağlar… Gönlüne kar yağar çünkü.. Ona tırmanırken Ferhat boyutunda değilseniz ne siz Erciyes’i anlarsınız ne de Erciyes sizi bilir. Eğer Ferhatsanız attığınız her adım sevgiliye ulaşmak için atılan bir kazmadır. Erciyes’in yüreğine kazma atmazsanız Şirin’in ne olduğunu da anlayamazsınız… Erciyes’in sevgisi gücünde ve heybetinde saklı… Heybetinde bir muamma var insanı çeken.. Onlarca Ferhat olmak gerek eli kazmalı ve yüzlerce Mecnun olmak gerek eteğinde dolaşan… Kaç aşk yaşanmalı ki ovalarında vadilerinde, karının örtüsünü kaldırabilsin birazcık… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kimbilir belki de bunun içindir ki ne tarafından bakarsanız ayrı bir yüzünü gösterir size.. Demirkazık ve Hasan Dağı tarafından baktığınızda bir kartalı andırır. Turasan türbesinden baktığınızda göğe kalkmış bir şehadet parmağı gibidir… Erkilet bağlarından baktığınızda ise omuz omuza vermiş birbirine yaslanmış iki sevgiliyi görürsünüz.. Ve Erciyes’i biliyorsanız ona yakılmış türküleri, bozlakları da bilir söylemeye başlarsınız…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Nice göreydim seni Everek dağı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yüreğimde de bir incecik sızı var&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ah ile geçirdim ömrümün çağı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Şu alnımda ne bitmedik yazı var&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Çoğu gitti şu ömrümün azı var&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dağlara türküler boşa söylenmez.. Çünkü yalnız insanın sığınağıdır barınağıdır dağlar. Yarinden sevgi bulamayan sinesini soğutmak için ona gider… Ona ağlar, ona dert yanar. Çünkü dağlar da sevdalı adam gibi karanlıkta ve yalnız ağlar… Erciyes bilir sevdayı… Bundan dolayıdır ki sevdalı bulutlar hiç ayrılmaz başından… Türküler hiç eksik olmaz zirvelerinden… Onun fotoğrafını çekerken eğer bu yüzünü göremezseniz size asla gerçek yüzünü göstermez… Ondan neyi isteyeceğinizi bilerek ona bakarsanız istediğinizi alırsınız…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes’i anlamak gerek.. Onu anlamak için de çiçeklerini koklamak, suyundan içmek, rüzgarına saçlarını ve yanaklarını vermek, kelebekleriyle kanat çırpmak gerek.. Eteğinde alınteri döken köylünün halini bilmeden, onun duygularını güden bir çoban olmadan anlamak mümkün değil Erciyes’i.. Çünkü başaklar eteğine tutunur, çiçekler eteklerinde anlam bulur.. Ondan gelmese bir nefha ne başak başak olur ne çiçek çiçek!.. Rüzgar onun kokusunu getirir. Bulutlar ona sevdalanır.. O özlenir zamanı ve mekanı bilinmez gece ve gündüzlerde.. Şiirler ona yazılır, kelimeler onun patikalarında cümleleşir. Vadilerindeki pınarlarla yarışır türküler.. Erciyes kaf dağıdır destanlara, yanık hikayelere.. O Gönüldeki dağdır gönül gözü olana ve gönlüyle bakabilene…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="color: #cccccc; line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Not: Everek dağı Erciyes’in eski ve yöresel adıdır..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxecxmsonormal" style="line-height: 130%;"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: #cccccc;"&gt;Hayrettin Oğuz &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5048437970748335171?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5048437970748335171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/04/gonlumdeki-dag.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5048437970748335171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5048437970748335171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/04/gonlumdeki-dag.html' title='Gönlümdeki Dağ'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-h7nc0hUoGHc/Ta_o7mzcDZI/AAAAAAAAAFw/gutXr5NGYBU/s72-c/DSC_0018-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-9160764628695780872</id><published>2011-04-05T10:22:00.000-07:00</published><updated>2011-04-06T02:53:56.851-07:00</updated><title type='text'>Eleştiri-Yorum</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NABNSVnb4rg/TZw4I0A0pBI/AAAAAAAAACA/z5Lfy0LSq_w/s1600/Cyrano-de-Bergerac-1950.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 278px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-NABNSVnb4rg/TZw4I0A0pBI/AAAAAAAAACA/z5Lfy0LSq_w/s400/Cyrano-de-Bergerac-1950.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5592406561339515922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sahnede gösterime girdiği yıl (1950) yani 60 yıl önce yapılmış bir eser.&lt;br /&gt;         Zamanın şartlarına göre alabildiğince ihtişamlı ve fedakarca çalışmalar yapıldığı belli zira filmin ilk gösterime girmesinden bu yana başarısını ortaya açıkça koyan gerçek, aradan geçen onlarca yıla rağmen, defalarca gösterime girmesi ve neredeyse 3. neslin izliyor olması öyle her yapıta kısmet olacak bir başarı olmasa gerek.&lt;br /&gt;         Filmin siyahbeyaz bir yapıt olması birazda İzlerken geçmişe götürdü, senaryo ve başarılı oyun da  aldı götürdü Siyah Beyazlı Televizyon günlerimize. O dönemler belki ekranlar siyah beyazdı, ama ruhlarımız ve hayatımız alabildiğine renkliydi. Şimdilerde ise ekranlar ve sahneler renkli, hayatımız alabildiğine siyah beyaz oldu.&lt;br /&gt;         Film, o günün şartlarına yani;  60 yıl öncesine ait dönemin izlerini izlediğimizde yansıtıyor, öyle kısıtlı imkanlar ve düşük bütçeyle yapılmış ki bu eser, başarısının yarım asrı geçmesine rağmen dünya edebiyat klasikleri arasında haklı olarak edindiği yeri göstermiştir. Defalarca kitapları basılmış, sahnelenmiş, tiyatro eseri olarak oynanmış bir şaheserdir. Hani,  bütçesi geniş olsaydı, bilmem bu filmde ne gibi değişik enstantaneler görecektik. Senaryo gereği de olsa bütçeden 1.500 USD gibi o dönemin devasa parasının harcanması, ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor.&lt;br /&gt;        Değişik dönemlerde(1945, 1950, 1960, 1975, 1985, 2005) sahnelenen film ana hatlarla şöyle: Jose Ferre (zamanın sivri dilli ve büyük burunlu yazarı, baş karakter CYRANO DE BERGERAC), başrol oyuncumuz aynı zamanda, inanılmaz bir özgüven ve hiciv sanatına hakimiyetiyle göz doldurmuştur. Düşmanını yere sermekte kılıç ustalığı kadar ,söz ustalığını da ortaya Koyan,  Bergerac, aşk ve aşık olduğu kuzeni için fedakarlıklar yapmış, onun mutlu olması için göz göre göre kendini feda etmiştir. Aşkı ve aşık olduğu kadına bu denli fedakarlık yapan bir partner bulmak bilmem ne derece kolay olur, yada aşk fedakarlığı bunu gerektirir mi?&lt;br /&gt;        Mala Powers  (şiir sever, gerçek aşktan anlamaz ROXENA), şiire aşıktır aslında ve şiir kimden gelirse gelsin, aşkı ve duygusu ona aittir, yüreğinde savaşırken kaybettiği kocası Chiristian’ın acısını taşırken 14 yıl matemini tuttuğu sözüm ona aşk ve kapandığı manastır onu 14 yıl ve eveliyatında sürekli takip eden, ziyaret eden, koruyan ve gözeten gerçek aşığı ve onu şiirlerin gerçek sahibini görmesine yetmemiştir, ne acıdır ki Bergerac’ın Son ziyaretinde Mektubunu okurken hissettirdiği mistik hava filmin en acınası sahnelerinden ve bekli de aşk ve insan arasındaki geçişi sergileme açısından bir dikkat noktasıdır.&lt;br /&gt;        William Prince( şiirden ve incelikten anlamaz, aşk adamı CHIRISTIAN)’in başrollerini paylaştığı, Michael Gordon’un yönettiği siyah beyaz çekimdir. 1990 versiyonu, baş oyuncular ve karakterleri ise şöyledir: Gerard Depardieu (hiciv ustası, biricik kuzeni Roxena aşık ama aşkını ölene kadar da doğrudan dile getiremeyen BERGERAC),  Anne Brochet (kuzeni Cyrano’nun kendisine olan aşkından habersiz, bir Şair Chiristian yalanına kanan ROXENA) ve Vincent Perez’in (Cyrano’nun sihirli sözleri ile Roxenı kendine karşı büyüleyen,büyük yalancı CHIRISTIAN) başrollerini paylaştığı, filmdir.&lt;br /&gt;        Filmi hissetme açısından başrol oyuncumuz Bergerac edebiyat tarihinin en romantik, en delikanlısı fakat  bir o kadar da talihsiz kahramanıdır.&lt;br /&gt;        Filmi izlerken kardinalin yeğeni olan LORD’un Onu insanlar içinde aşağılarcasına sarfettiği cümlelere karşı tutunduğu tavır ve sunduğu söz dizisi burun TİRADI, tek kelime ile, edebiyatın gücüyle kendini ispat etmiş ustalığın yansımasıydı. Olabildiğince ince, zarif nüktelerle LORD’u  al aşağı etmesini başardı ya bravo sana koca burunlu. &lt;br /&gt;        Filmde aşk var, özgüven ve cesaret var, yalan ve ihtiras var, aşkın tarifini yeniden yazdıracak durumlar var, yalan var, aşık için sarfedilen  fedakarlık var, Savaş Düşmanlık ve Hüzün var. Bu filmde başlı başına her biri konu olabilecek birçok İçerik var.&lt;br /&gt;        İnanıyorum 20-30 sene sonra, bu Yazılan yorumlar eleştiriler , farklı bir nesil tarafından farklı bir eleştiriyle tekrar değerlendirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Seyit Abdulkadir TümTürk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-9160764628695780872?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/9160764628695780872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/04/elestiri-yorum_05.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/9160764628695780872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/9160764628695780872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/04/elestiri-yorum_05.html' title='Eleştiri-Yorum'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-NABNSVnb4rg/TZw4I0A0pBI/AAAAAAAAACA/z5Lfy0LSq_w/s72-c/Cyrano-de-Bergerac-1950.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8556718294444273909</id><published>2011-03-09T02:56:00.000-08:00</published><updated>2011-03-09T02:56:56.663-08:00</updated><title type='text'>Kardelen</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-uWSNxgZTPr4/TXdczJ53A7I/AAAAAAAAAFs/K7y9mIxTyjE/s1600/-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="https://lh3.googleusercontent.com/-uWSNxgZTPr4/TXdczJ53A7I/AAAAAAAAAFs/K7y9mIxTyjE/s640/-2.jpg" width="376" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;strong&gt;''Kardeşinin ismini ne? '' dedim.''Kardelen'' dedi. ''Onun  yüzünü hep böyle ışığa tut ki o da kardelenler gibi büyüsün, karanlık  toprağı delerek ışığı bulsun, bu evin aydınlığı o olsun.'' dedim.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Buz gibi soğuğa rağmen açar kardelen karın üzerinde. Ufacık bir ışık yeter yaşamını sürdürmeye...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Onları hiç bir zaman unutmayalım. BİR TUTAM IŞIK da biz olalım!!!!!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;strong&gt;Gokçen Kılıç &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8556718294444273909?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8556718294444273909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/kardelen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8556718294444273909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8556718294444273909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/kardelen.html' title='Kardelen'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh3.googleusercontent.com/-uWSNxgZTPr4/TXdczJ53A7I/AAAAAAAAAFs/K7y9mIxTyjE/s72-c/-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-352979672827820611</id><published>2011-03-03T04:10:00.000-08:00</published><updated>2011-03-03T04:10:38.106-08:00</updated><title type='text'>Bir Sen Eksiktin Ayışığı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-iEfAS-Q_48g/TW-FLAml7ZI/AAAAAAAAAFo/PtuO7abVVbc/s1600/-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="424" src="https://lh5.googleusercontent.com/-iEfAS-Q_48g/TW-FLAml7ZI/AAAAAAAAAFo/PtuO7abVVbc/s640/-1.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: left;"&gt; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; 3 yıl önce çiçeği burnunda bir fotoğrafçı olarak gittiğim ilk şehir dışı fotoğraf gezisini Bolu-Abant’ a gerçekleştirmiştim. Daha sonraki 2 yılda da çok sevdiğim bu sevimli yere uğrar olmuştum. Yaptığım üst üste seyahatler sebebiyle derneğimiz yeni yönetiminin ilk olarak düzenleyeceği Bolu Fotoğraf gezisine de bu sebeple katılma konusunda kararsızdım. Gelin görün ki “İYİ Kİ” diyeceğim o özel anlarıma son an katılım kararıyla bir yenisini daha ekleme ve neşeli hatıralarla dolu bir cildi kitaplığıma yerleştirmiş olmanın sevinciyle döndüm “UFAD Bolu Çıkarmasından”…25 kişilik heyecanlı ekibimizle uzun ancak keyifli bir gece yolculuğu ile varıyoruz Bolu’ya. Zümrüt, Kehribar gibi şifalı taş isimleri ile adlandırılmış bungalov evlerimize girmeden leziz taş fırın ekmekleri ile kahvaltımızı yapıyoruz. Sonrasında odalarımıza valizlerimizi atıp en hızlı şekilde düşüyoruz yollara… Yeşilin, tatlı tatlı yağan kar ve hüzünlü bir sis bulutuna ev sahipliği yaptığı dağlarda bol oksijenli fotoğraf çekimlerimizi gerçekleştiriyoruz.Yola devam diyerek Gölcük ve ardından Abant Gölü’ ne gidiyoruz.Karlar Kraliçesinden hafızama kazınmış karelerin içinde olduğumuz hissini veren öyle çok ayrıntı var ki orada…. Üşümüş, uykusuz kalmış, yorgun olmuş olsak da rengârenk süslenmiş at arabaları ve çam ağaçları eşliğinde yürüyoruz; sonu gelmeyecekmiş gibi uzayıp giden sisli ve karlı yollarda… İçimizi ısıtan enerjimiz ve bizi var eden sinerjimizle keyifli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz.Ekibimizin çocuk ruhu kar oyunlarından geri kalır mı…? Çocuk &amp;nbsp;çığlıkları atıyor, erişkin olmanın verdiği utangaçlık ile saklanamayan endişeli ifadelerle renkli kar simitlerinin üzerinde kaymanın karşı konulamaz hafifliğini yaşıyoruz.Sağ ayrım sol ayrım? Sakin yol kalabalık yol? kargaşasını son derece iyi idare ederek&amp;nbsp; bir sonraki durağımız Mudurnu’ ya varıyoruz.Rezervasyonumuzu yaptırdığımız Yarışkaşı’nda Mudurnu’ya has yöresel yemeklerin tadına bakıyoruz.Sizleri bilemeyeceğiz ancak ekibimizin ağırlıklı seçimi Uğmaç çorbası, keşli cevizli kaşık sapı ( yöreye has bir mantı çeşidi)&amp;nbsp; ve Kaş kebabı oluyor.Restoranttaki yemek molamızdan sonra yüzyıllık tarihi evleri ile bize gülümseyen Mudurnu’ yu ve sokaklarını gezmeye başlıyoruz.Tipik bir Anadolu kasabası olan Mudurnu’ da yıllar öncesine kadar Adliye olarak faaliyet gören Mudurnu Kültür Evi’ni ziyaret ediyoruz.Kadın, erkek, yaşlı ve gencin iç içe oturup çaylarını, kahvelerini içtiği bu sevimli Kültür Evi’ndeki medeniyete hayran kalıyoruz.Evin en üst katında Kurtuluş Savaşında Mudurnu Halkının kahramanca mücadelesini belgeleyen ve Atatürk’ümüzün yayınlanmamış fotoğraflarından oluşan alanı ziyaret ediyoruz.İçimde çoğalan Atatürk ve vatan sevgisini Kültür Evi’nin Anı defterine kalemimle aktarıyorum, derneğimiz ve kendi adıma…Mudurnu’yu fotoğraflarken tanıştığımız Mudurnu Haberin yetkilisi İlhami Bey’den de detaylı bilgiler alıyor ve şöhretimize şöhret katarak Mudurnu Haberde de yer almayı&amp;nbsp; başarıyoruz. :)&amp;nbsp;&amp;nbsp;Tatlı bir yorgunluk ile döndüğümüz otelimizde, akşam yemek saatine kadar dinlenmeye odalarımıza çekiliyoruz…Çakırkeyif ekibimizin akşam yemeğinde keyfini diyecek yok…Otelimizin fasıl ekibi ve sonrasında sevgili Deniz’in sazının muhteşem ezgileriyle günün hakkını layıkıyla veriyor..Ekibimizin çektiği  fotoğrafları ekranımızda tek tek değerlendirip, gezinin ilk üç fotoğrafını seçiyoruz.Ailecek ikinciliği ve üçüncülüğü ele geçiren  sevgili Gökçen-Erem &amp;nbsp;Kılıç çiftini, kit lensi ile inanılmaz bir başarı sağlayan ve gezinin en beğenilen fotoğrafının  sahibi olan&amp;nbsp; Özgür Guzay’ı kutlamadan da geçemeyeceğim.. :)&amp;nbsp;Oteldeki son  günümüzde ve sabahın en erken saatlerinde bir köpeğin korkusuyla yan odaya çılgınca dalıp sevgili arkadaşlarımın uyanmasına sebep oluyor ve  kahvaltıyı kaçırmamalarını sağlıyorum..:)&amp;nbsp;Şimdi ise istikamet keyifli yansımalar,  yel değirmenleri ve Başkanımız Hüseyin Taşkın’ ın video kamerası eşliğinde Sünnet ve Çubuk Gölü…Deklanşöre  basma ve en iyi kareleri alma isteğimizden bir an olsun vazgeçmeyerek Göl  hatıralarını makinelerimize kaydederek Göynük’ e doğru devam ediyoruz.Göynükte  yaptığımız kısa tur ve yemek molasının ardından Beypazarı’nı ziyarete karar  veriyoruz.Taptaze Kuruları, leziz yaprak sarmaları, közde kahvesi ve tarihi dokusuyla sit  alanı Beypazarı’na çılgın 25 fotoğrafçının yaşam sevincini ortak edip; sazlı,şarkılı/türkülü, sessiz filmli, bol kahkahalı kısacası hayatın  kendisi gibi renkli yolculuğumuzun şimdilik son durağı Kayseri’mize doğru yol  alıyoruz…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Yol boyu düşünürken üstad Can Yücel’in bir şiiri ile geziyi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 19px;"&gt;özetleyiveriyorum&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;zihnimde&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;“ Bir sen eksiktin Ayışığı gümüş bir tüy dikmek için manzaraya “&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;"&gt;…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;Sevgiyle&lt;span style="line-height: 150%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;F. Hande Batmaz &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-352979672827820611?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/352979672827820611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/bir-sen-eksiktin-aysg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/352979672827820611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/352979672827820611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/bir-sen-eksiktin-aysg.html' title='Bir Sen Eksiktin Ayışığı'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-iEfAS-Q_48g/TW-FLAml7ZI/AAAAAAAAAFo/PtuO7abVVbc/s72-c/-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5931020028134422826</id><published>2011-03-03T02:40:00.000-08:00</published><updated>2011-03-03T02:55:29.607-08:00</updated><title type='text'>Birkaç iyi adam tam ‘12 Kızgın Adamı’ izledik…</title><content type='html'>&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-H37vxp_cTSw/TW9yvr4jUuI/AAAAAAAAACs/eT-3b7-oCbk/s1600/Untitled_63%255B1%255D.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="354" l6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-H37vxp_cTSw/TW9yvr4jUuI/AAAAAAAAACs/eT-3b7-oCbk/s640/Untitled_63%255B1%255D.bmp" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;12 Kızgın Adam (1957)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Film boyunca tek göz odada olduğu unutuluyor. Olayın akışı o kadar ahenkli ki; ne oyuncu sayısı az geliyor ne de mekansızlık. Diyalogların derinliği mekanı ferahlatıyor, sorgulamalar ve empati oyuncuları zenginleştiriyordu.&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 12 adamın en baştan itibaren önemli bir şeyler yapıyor oldukları hissediliyor. Hatta bir üye adi bir davanın çok sıkıcı olacağı ve cinayet davasına çağırıldığı için kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor. Öyle ya, kararlarıyla bir kişinin idamı gerçekleşebilecek. Hayati bir karar almanın keyfini çıkartırken en ufak bir endişeleri yok. Hemen hepsi sonuçtan emin ve bir an önce bitirip hayatlarına devam etmeyi düşünüyorlar. Bir kişinin hayatının noktalandığı odadan çıkarak kendi hayatlarının akışına devam edecekler. Hergün geçtiğiniz yolda hergün gördüklerinizin dışında bir şey görmeyeceğiniz gibi, hiç bir şey olmamış gibi devam edecek, hem de herşey… &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bilinen bir gerçek vardı ve suçlu, suçluydu… Üzerinde düşünmek saçmalık değil miydi? Akıl şartlandırılmış doğru üzerine düşünmeyi reddediyor ve hemen hepsini aynı anda aynı noktaya getiriyordu.&lt;br /&gt;Fakat şüphe tek gerçektir… Ancak şüphe ederseniz gerçek sandığınız ilüzyonu çözersiniz. Bir şüphe ile tüm üyelere bulaşıyor bu salgın. Bir kere sormaya başlayınca baloncuklar zincirleme patlamaya başlar beynimizde. Önce için için yanar, sonra tüm ahşap yalıyı sarar durdurulamaz bu yangın. Sonunda sığındığımız yalandan eser yoktur. Küflenmiş tahta kokusuna benzer kokusunu aldığınızda aklınıza başka bir şey getirdiğiniz yalanların yerini artık günah çıkartır gibi göğe yükselen keskin bir duman almıştır… Gerçek artık tüm soğukluğuyla yanı başımızdadır. Önceleri biraz üşürsünüz belki ama yanılmaya değişir misiniz?...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir başka saptama ya da aynı filmin yorumları arasında elde ediyorum. Film dört ayrı versiyonda çekildi. Fakat diğerlerinden ayrılan son versiyon 2007 yılında yapıldı. 64. Venedik film festivalinde özel ödül aldı. Yorum farkı elbette vardı. Devirle birlikte bir çok şey de değişmiş olmalıydı. Öyle de oldu. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Artık filmde insanlar düşünceli olduklarını sigara içerek değil, tepkilerini küfür ederek gösteriyorlardı. Zaman içerisindeki duygusal yansımalarımızın değişimi çok dikkat çekici… Bu da bana toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şeyin “utanmak” olduğunu düşündürüyor… İçsel tepkiler artık bir saldırı olarak dışarı vurulmaya başlamış. Artık anlamayı anlaşılmayı beklemiyor, ne anlatmak istediğimizi en kuvvetli şekilde iletiyoruz. Bunu yaparken hissettiklerimize daha çok inanıyor ve insanlara inandırıyoruz. Yoksa küfrediyor, tahammül edemediğimiz her şey için söyleniyoruz. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; O adamların kızgınlığının yanında artık bizimki daha depresif duruyor. Buna da prozac toplumu demeye başlıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Murat Ziya Öztürk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-5931020028134422826?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/5931020028134422826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/birkac-iyi-adam-tam-oniki-kzgn-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5931020028134422826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/5931020028134422826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/birkac-iyi-adam-tam-oniki-kzgn-adam.html' title='Birkaç iyi adam tam ‘12 Kızgın Adamı’ izledik…'/><author><name>Safiye ERSOY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15970450045791886632</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-qwM2IFqD21Y/TgyOVkFx5dI/AAAAAAAAAEk/6AloL-muLnk/s220/248028_10150194058478650_774383649_7066545_8319554_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-H37vxp_cTSw/TW9yvr4jUuI/AAAAAAAAACs/eT-3b7-oCbk/s72-c/Untitled_63%255B1%255D.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-8616615782026430024</id><published>2011-03-01T15:01:00.000-08:00</published><updated>2011-03-01T15:04:06.662-08:00</updated><title type='text'>Erciyesin Etekleri 1  DOKUZPINAR</title><content type='html'>&lt;style&gt;@font-face {  font-family: "Calibri";}p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }&lt;/style&gt;     &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-MvGazLB5_gs/TW16ZR-raxI/AAAAAAAAACo/g5G6Shsas4c/s1600/DSC_0302.JPG" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="428" src="https://lh6.googleusercontent.com/-MvGazLB5_gs/TW16ZR-raxI/AAAAAAAAACo/g5G6Shsas4c/s640/DSC_0302.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Fotoğraf : Hayrettin Oğuz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes; etrafında yaşayanlar için sadece bir dağ değildir… Kimisine sevgiliyi çağrıştıran yücelik ve ulaşılmazlıktır. Kimisi onda gurbetteki parçasını görürken, kimi de kendi geçmişini seyreder… Erciyes, şair için ilham kaynağı, ozan için türkülerin ve bozlakların havalandığı yerdir. Yarinden sıcaklık bulamayıp yüreği ve ruhu donan aşık, Erciyesin karını, boranını, ayazını daha sıcak görür ve ona sığınır. Tarlasında çalışan Ahmet emmi için buz gibi suyunun ve pınarının kaynağıdır Erciyes… Yüzünü yalayan, terini kurutan ve daralan sinesine nefes olan bir rüzgardır.. Dağlardan gelen çiçek kokuları daha bir başkadır. Kekik kokan yollar, insana yorgunluğunu unutturan rüzgara karışınca, adeta zaman mekana karışır ve mesafeler kısalır. Yaklaşık 180-200 km civarında bir yol güzergahına sahip olan Erciyesin etrafını gezerken kimi zaman şair olursunuz, kimi zaman ozanlaşırsınız. Gördüğünüz bir kerpiç ev sizi alır köyünüze götürür, yol boyu tarlalarda çalışan insanlar kendi çocukluğunuzda kenarında oynadığınız tarlaları hatırlatır.. Baktığınız her yer şehrin kasvetine ve gayr-ı insaniliğine derin derin iç çektirir.. Kuş seslerinin rüzgarlara karıştığını ancak buralarda hissedersiniz..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Her dağın eteği bereketi temsil eder… Tıpkı Erciyes gibi… Erciyesin etekleri diyerek başladığımız bu yazımızda ve gezimizde, dağın insana benzeyen ve insanı andıran sembolik yanını hissetmeye ve yorumlamaya çalışacağız.. Sarıgölün ve Dokuzpınarın yılkı atlarından, Sultan sazlığının türlü türlü kuşlarına katılarak, tabiatın ne kadar “biz” olduğunu idrak etmeye ve anlatmaya çalışacağız… Kimi zaman bir ermiş türbesinde dualar ederken, kimi zaman garip mezarlarında okunan fatihaları hissedeceğiz… Erciyesin vadilerinin pınarlarını, kuş seslerini, rüzgarlarını, kır çiçeklerini yarıştıracağız…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erciyes dağının eteğinde iki büyük sazlık vardır. Bunlardan birincisi ve büyük olanı Develi- Yahyalı-Yeşilhisar bölgesinde olan Sultan Sazlığıdır. Sultan sazlığından sonra pek fazla bilinmeyen ama en az Sultan sazlığı kadar büyük ve bereketli olan diğer sazlık ise Hörmetçi-Dokuzpınar sazlığı olarak bilinir. Erciyesin batı ve kuzeybatı bölgelerine düşen bozulmamış ender mekanlardan birisidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kayseri’den yola çıktığınızda Organize sanayi bölgesini geçtikten hemen sonra karşınıza çıkar. İncesu ilçesinden gelirken dağa giden yolu takip ederseniz yine sazlığa ulaşırsınız. Ankara ve Adana yolundan Kayseri’ye gelirken de Kayseri girişinde sağa doğru yani Erciyes’e baktığınızda dağa doğru gördüğünüz o büyük sazlık Hörmetci-Dokuzpınar sazlığıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Genellikle hayvancılıkla uğraşan birkaç köy serpilmiştir sazlığın etrafına. Bu köylere girdiğinizde, evlerin damlarında görünen çanak antenlere rağmen, bozulmamış bir fıtrilik hissedersiniz; hem köylerin çamur sıvalı evlerinde, hem de insanların gözlerinde… Buralarda insan kendini tabiatın bir parçası olarak hissediyor ve aidiyet duygusu sorunu yaşamıyor. Oysa kentlerde yaşanan yabancılaşmanın insana yaşattığı en büyük problem aidiyet meselesi değil midir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Karpuzsekisi köyüne giderken sazlıkta gördüğümüz Yılkı Atları bizi heyecanlandırıyor. Çünkü kentli insanın asla göremeyeceği, hatta tahayyül edemeyeceği bir manzaradır bu.. At ki insanlık tarihini insanla birlikte yazmış, belki de ona en yakın hayvandır. At gelenekte eve ait bir unsurdur. Yazın sıcaklığı arttığında, yukarı yaylalarda ve göllerde yiyecek sıkıntısı yaşamaya başlayan yılkı atları, yiyecek bulmak için zorunlu olarak aşağıdaki sazlıklara inerler. Köylüler ise içinde bulundukları eknomik yokluğa rağmen, kendi hayvanları için sakladıkları ot ve yemlerden sazlık bölgesine inen yılkı atları için de ayırırlar ve onların aç kalmalarını önlerler. Zengin gönüllü anadolu köylüsü, asıl zenginliğin fakirlikte ve yoklukta olduğunu bir kez daha belirtmiş olur… Bir anlamda onları bir Tanrı misafiri ve komşusu olarak görür ve “komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen peygamberinin sözlerini hatırlayarak, kendi hayvanlarının rızkını Yılkı Atları ile paylaşır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dokuzpınara girdiğinizi, ilerledikçe artan su yoğunluğundan ve içinde ördeklerin yüzdüğü küçük göletlerden anlarsınız. Ama tabi ki köye adını veren ve köyün girişinde tam dokuz ayrı pınar olarak yanyana akan pınarlardan anlarsınız Dokuzpınara geldiğinizi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yazın sıcağında bile karpuz çatlatan ve elinizi birkaç saniyeden fazla tutamayacağınız bu pınar, Erciyesin eteğindeki canlılara aktığı ve can verdiği en önemli kaynaktır. Su hayat demektir… Suyun olduğu bir yerde hayatın ve canlının her çeşidine rastlarsınız. Elimizi yüzmüzü yıkayıp arkamızı döndüğümüzde ağaçların oluşturduğu doğal çerçevenin arasından gördüğümüz manzara bizi daha da ferahlatıyor. Bir duvara asılmış tablonun ne kadar sığ kaldığını burada daha iyi anlıyorsunuz. Pınarların önünde oluşan gölette yüzen rengarenk ördeklerin sevinci, izlediğimiz manzaraya ve yaşadığımız ferahlığa-mutluluğa karışıyor…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Şehirde tek canlı insanken, Erciyesin eteklerinde belki de en “cansız” varlık insan oluyor… Çünkü tabiatta bir bütün halinde yaşayan atları, ördekleri, gökyüzünde uçan turnaları, meleme sesleri eksik olmayan koyun ve keçileri, hissettiği her yaban duruma havlayan köpekleri gördüğümüzde, insanın yabancılaşmasını ve ruhsuzlaşmasını daha iyi anlıyorsunuz. Gerçekten insan tabiatı fethettiğini düşünmeye başladığından beridir tabiata yabancılaşan ve tabiatta yalnızlaşan yegane varlıktır…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Hörmetçi ve Dokuzpınarın insanları köylerinin adının hakkını verircesine gerçekten hörmetli insanlar… Bir yaşlı amca ile sohbet ederken tek yakındığı husus şehirden piknik için gelen insanların göletleri ve çevreyi kirletmesi. Bölgeye mangal kültüründen öte bir muhayyilesi olmayan ve çevreyi kirletmekten başka bir işi de olmayan yüzlerce insan geliyor ve adeta misafir geldiği evi pisletip gidiyor. Köylüler de haklı olarak bundan şikayet edip yakınıyorlar.. Evinin önündeki tezek yığınlarının, bahçesindeki hayvan gübresinin doğallığını bilen bir muhayyile için, köyündeki göletlerin ve pınarların etrafındaki poşetler, bira şişeleri nasıl bir yıkıcı tahribata yol açar bunu kentli insanın algılayabilmesi çok zordur. Tezek ve gübre yığınının kokusundan burnunu kapatan bu insanlar, çevreye bıraktıklarının pislik olduğunu, tezek ve gübrenin ise pislik olmadığını bilemezler..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Arabamızdan inip otlaklara doğru ilerledikçe, tabiatta çobansız kendi başına dolaşan hayvanların o güzellikleri insanı gerçekten çarpıyor. Bazı ufak tefek sataşmaların ve cilveleşmelerin dışında, paylaşarak, bir arada nasıl yaşanır bunun misalini gösteriyorlar seyredenlere.. Ve bu huzur ortamında her birinin sevinci ve keyfi ile çıkan sesleri karşılarında bulunan Erciyesin yüceliğine karışıp gidiyor… Biz de arabamıza atlayıp Sultan Sazlığına doğru yol almaya devam ediyoruz…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-MvGazLB5_gs/TW16ZR-raxI/AAAAAAAAACo/g5G6Shsas4c/s1600/DSC_0302.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&amp;nbsp;Hayrettin Oğuz&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-8616615782026430024?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/8616615782026430024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/erciyesin-etekleri-i-dokuzpinar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8616615782026430024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/8616615782026430024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/03/erciyesin-etekleri-i-dokuzpinar.html' title='Erciyesin Etekleri 1  DOKUZPINAR'/><author><name>ufadyaşam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04711665655965001456</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Hf8dBjx7mW8/TVI0kDizS1I/AAAAAAAAAAs/aExbS8szE0g/s220/41592_74491927019_9287_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-MvGazLB5_gs/TW16ZR-raxI/AAAAAAAAACo/g5G6Shsas4c/s72-c/DSC_0302.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-1012897808897415667</id><published>2011-02-25T02:31:00.000-08:00</published><updated>2011-02-25T04:05:41.829-08:00</updated><title type='text'>Fotoğraf ve Yolsuzluk</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VrlYLuMvjdw/TWeCYNrRK9I/AAAAAAAAAFk/OfW-x96fzjw/s1600/_MG_2666.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="378" src="http://1.bp.blogspot.com/-VrlYLuMvjdw/TWeCYNrRK9I/AAAAAAAAAFk/OfW-x96fzjw/s640/_MG_2666.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Fotoğraf: Hüseyin Taşkın&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke şurda yürüyen bir model mi olsaydı? Çoğumuzun kullandığı ya da  duyduğu bir sözcük bu. Bir yol fotoğrafında model yürütme sorunsalı  bunun adı .. Öyle ki herşey fotoğraf çekmeye uygundur. Kenarda yükselen  ağaçlar, tam istediğimiz gibi bir gökyüzü ve ortada ufuk çizgisine kadar uzanan  bir yol. Ama model yoktur işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara yüklediğimiz anlamlar o kadar çoktur ki..&amp;nbsp; Bazen "&lt;i&gt;yollarda  bulurum seni&lt;/i&gt;" ile&amp;nbsp; arayışlarımızın yeryüzündeki simgesi olur yollar. " &lt;i&gt;Uzun ince bir yoldayım&lt;/i&gt;" diyerek&amp;nbsp; gidişlerimiz olur yollar.. "&lt;i&gt;Aramızdaki&amp;nbsp;  yollar&lt;/i&gt;" ile&amp;nbsp; hasret olur. Bir ölüm olur, bir yaşam olur yollar... Biz  fotoğrafçılar o yüzden çok severiz yolları. Kıvrımlarını, yükselip  alçalmalarını, ufukta incelerek kaybolmalarını çekmek isteriz. Ve  benzetmek isteriz hayatımıza ya da başkalarının hayatına.. Akşam bir  başka, sabah bir başkadır yollar.&amp;nbsp; Yolculuk yalnızlığında almışızdır  belki de en önemli kararlarımızı.. Yollarda düşünmüşüzdür sevgilimizi en  çok..&amp;nbsp; Yine o yollarda aralamışızdır çoktandır okumadığımız kitapları..  Yol sanki kendi içimize kıvrılır, ve özletir olmak istediklerimizi..  Hep yolculuk ediyor gibi yaşamak isteriz.. Zarifleştirir tüm benliğimizi .. Boş bir defter gibidir aslında yollar. Biz ne yazarsak o  olur.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz en çok ortasından model yürüyenini yazarız. O kadar yazılacak şey  varken hep onu isteriz.. Şiir kitaplarının arka sayfa güzelidir, bizim  çektiklerimiz. Alt alta sıralanır "gitmek"&amp;nbsp; mısraları fotoğrafın bakış  yönü boşluğunda.. Şair fotoğraflardan etkilenip yazıyor , biz şairlerden  etkilenip çekiyoruz..&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar da kıvrılmıyor artık yollar.&amp;nbsp; O bize , biz ona, başkası da bize benzedi.&amp;nbsp; Dümdüz  olduk.&amp;nbsp; Ufka bakmak yerine,&amp;nbsp; hız göstergesine bakıyor artık esas  oğlan.. ve yürüyor modeller kendi yolsuzluğumuzda.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Taşkın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-1012897808897415667?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/1012897808897415667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/fotograf-ve-yolsuzluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1012897808897415667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/1012897808897415667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/fotograf-ve-yolsuzluk.html' title='Fotoğraf ve Yolsuzluk'/><author><name>Hüseyin TAŞKIN</name><uri>https://profiles.google.com/111545416988559258525</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh3.googleusercontent.com/-fTSGAnES2q0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAAAH8/sP67eIRWtfM/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-VrlYLuMvjdw/TWeCYNrRK9I/AAAAAAAAAFk/OfW-x96fzjw/s72-c/_MG_2666.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-2396291751559640774</id><published>2011-02-24T06:08:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T06:21:54.359-08:00</updated><title type='text'>Aslolan Hayattır..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-txM-nZpjI5U/TWZluyDoKxI/AAAAAAAAAA8/moqZSK7gR5Q/s1600/4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="424" src="http://4.bp.blogspot.com/-txM-nZpjI5U/TWZluyDoKxI/AAAAAAAAAA8/moqZSK7gR5Q/s640/4.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #222222; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #222222; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Demiş ki şair :&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;bir akvaryumu yazmak,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;akvaryumda yaşamaktan kolaydır&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;bu yüzden her dize biraz eksik&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;her şiir biraz yalandır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;(yalancı şiirler, yalancı şairler, yalancı insanlar…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yalancı bir sanat yapmaya çalıştığım. Her sanat kadar, her insan kadar… Alıp elime fotograf makinemi yola koyulduğumda bir öyküye denk gelmeyi hayal ediyorum. Bir hayat istiyorum benden uzak, tanımadığım bir hayat. Yaşadıklarımdan kaçmaya çalışmıyor muyum her anımda; yaşamadıklarımı, bilmediklerimi arıyorum görmek için göstermek için. Buluyorumda…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yalancı bir hayat sunuyorum birçok fotografımda. Onun yaşadığı benim gösterdiğim sizin gördüğünüz… Yollar boyu yüzlere bakıyorum. Ve hüznü arıyorum yüzlerde en çokta gözlerde. Nedensizce hüznü arıyorum. Bazı zamanlar soruyorum kendime “Ne kadarını görebiliyorum ne kadarını gösterebiliyorum? Ya da asıl önemlisi o hüzün ne kadar gerçek” diye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hikayeler yazıyorum gözlere bakıp. Mutsuz hikayeler..&amp;nbsp; Ve inanıyorum bir çift göze biçtiğim hayata. Hiçbirşey bilmeden benim yeniden var ettiğim o hayata inanıyorum. Sonra üzülüyorum onun için. &amp;nbsp;Ben ne kadar çok üzülürsem o kadar çok paylaşmak istiyorum o hayatı. O kadar çok kişi inansın istiyorum hikayeme. O zaman yalanım başarılı olacak sanıyorum. Oysa biliyorum herkes benim kadar hikaye yazmayı biliyor ama o bir çift gözü ben gördüm ya sanıyorum ki en güzel hikaye benimki. Reddediyorum başka hikayeleri duymayı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Reddediyorum gerçek hikayeyi dinlemeyi.. O yüzden belkide sormuyorum hiçbir gözün sahibine “neden öyle baktın” diye. Soramıyorum “hikayen ne senin” diye... Korkuyorum belkide.. Öylece bakmış olma ihtimalinden.. hikayesizlikten.. Belkide!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="color: #cccccc; font-family: Arial,Tahoma,Helvetica,FreeSans,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;O sadece bana bakmış oluyor, ben denklanşöre basmış oluyorum ve bir yalan “hepimiz için” başlamış oluyor..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-2396291751559640774?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/2396291751559640774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/demis-ki-sair-bir-akvaryumu-yazmak.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2396291751559640774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/2396291751559640774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/demis-ki-sair-bir-akvaryumu-yazmak.html' title='Aslolan Hayattır..'/><author><name>nurdan cingöz</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/-DQGYEGhSXtk/TWZToprCipI/AAAAAAAAAAM/EnyyZO56drk/s220/P1060910.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-txM-nZpjI5U/TWZluyDoKxI/AAAAAAAAAA8/moqZSK7gR5Q/s72-c/4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-3319331774014969268</id><published>2011-02-23T07:35:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:36:21.670-08:00</updated><title type='text'>Başımda Şimal Rüzgarı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-x7DlwMLy2Ng/TWUhOrJSx3I/AAAAAAAAABc/aE8TZn2-87E/s1600/f%25C4%25B1nd%25C4%25B1k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/-x7DlwMLy2Ng/TWUhOrJSx3I/AAAAAAAAABc/aE8TZn2-87E/s640/f%25C4%25B1nd%25C4%25B1k.jpg" width="438" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-x7DlwMLy2Ng/TWUhOrJSx3I/AAAAAAAAABc/aE8TZn2-87E/s1600/f%25C4%25B1nd%25C4%25B1k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Fotoğraf : Leyla ESEN ( yıl 1991)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Giresun zengin olsun &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Cebimiz fındık dolsun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kırılır çıtır çıtır,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Hem&amp;nbsp; besler hem ısıtır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Üzerime kocaman fındık resmini takmış ve bu dörtlükleri okutmuşlardı... O hafta geldiğinde derslerimiz kaynar evden&amp;nbsp; getirdiğimiz meyveleri keyifle yerdik.. Adını yerli malı haftası koymuşlardı..Yerli malı yurdun&amp;nbsp; malı..Neden diğerlerinden farklıydı hem yurdun malı idi hem de sadece şiirlerle ,şarkılarla kutlanmazdı o hafta,yerli malı ürünlerimizin kıymeti fark edilir, o hafta bol bol tüketilirdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Öğretmenimiz o hafta hepimize bir meyve adını vermişti..Renkli küllahlar kafamıza yapmış üzerlerine meyve isimleri yazılmıştı.Elma yazanın önünde Amasya elması , kiraz yazanın önünde aralık gününde&amp;nbsp; kiraz bulamadığından meyve suyunun vişnesi ,karpuz yazanın önünde de ya kola ya da Cappy karışık aroma..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Bana&amp;nbsp; düşen &amp;nbsp;fındıktı..Bir&amp;nbsp; kase içinde -bir sürü -bilyelere benzeyen bir tabak dolusu fındık vardı…Yerli malı haftasının bitiminde bilye olarak kullandığımız fındık…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; İlk o zaman Karadeniz ‘i tanıdım...Görevimiz adını aldığımız meyvenin iklimini , kültürel yapısını öğrenmek ve onunla ilgili şiirler bulup yazmaktı.Evimizde bulunan ansiklopedileri karıştırırken hem önemli gördüğüm yerlerin altını kırmızı kurşun kalemimle çiziyor hem de &amp;nbsp;fotoğraflarına gözümü iliştiriyordum.O fotoğraflarla Karadeniz merakım tutkunluğum başladı..Bu yüzden üniversite de &amp;nbsp;seçmem gereken şehirler arasında ilk Karadeniz’den başlamıştım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Bütün yol hikayelerim orada oldu..Her yol hikayem benim hikayem oldu ..Kavuşturdu ayırdı,ağlattı,güldürdü…Yol&amp;nbsp; İndi ,çıktı gözden kaybetti ,ansızın belirdim…Sevdalanmayı&amp;nbsp; da ilk oralarda öğrendim…Orada sevdalanınca şehrin her noktasını her yerini ona benzetirsiniz yada ondan bir şeyler bulursun...Ondandır sevdiceğini&amp;nbsp; memleketlerine benzetmiş Karadenizli şarkıcılar..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oralardan uzakta kalmak bende hassasiyeti çoğalttı, ban&lt;span class="apple-style-span"&gt;a memleket, bana yaşama sevinci, bana su, bana hava gibi gelen Karadenizsiz &amp;nbsp;edemedim.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #7b7b7b;"&gt; &lt;/span&gt;Bazen &amp;nbsp;fotoğraflara baktıkça etrafıma baktım ve hepsini tek elden kucaklayıp, saygıyla hepsinin önünde eğilip değerli varlıklar &amp;nbsp;olduklarını haykırmak istedim. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #7b7b7b;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Başımda "Şimal rüzgarları" esmesinin sebebisin.. &lt;/span&gt;Bütün sebebim,suçlum,&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #7b7b7b;"&gt; &lt;/span&gt;son hayalim, son hasretim , son sözüm ışığım benim, açmaya duran gülüm,ballim, beni işitiyor musun ben seni hala sevmekle meşgulüm.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şairin deyimiyle ;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;"Şu kainat &amp;nbsp;denen &amp;nbsp;nesnenin içinde,en çok sevdiğim yürek , üzerine en çok titrediğim insan kalbi, senin(şimalin) göğsünün içine takılı olandır."&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şimal Rüzgarıma….&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tuba ESEN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9203812598106011085-3319331774014969268?l=ufadyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ufadyasam.blogspot.com/feeds/3319331774014969268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/basmda-simal-ruzgar.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3319331774014969268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9203812598106011085/posts/default/3319331774014969268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ufadyasam.blogspot.com/2011/02/basmda-simal-ruzgar.html' title='Başımda Şimal Rüzgarı'/><author><name>tiyubiey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13774444023779331470</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-jkMxWYhRfao/TVVA072B9YI/AAAAAAAAAAw/zera-e2XigE/s220/10952_194975423960_710178960_2947553_2556353_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-x7DlwMLy2Ng/TWUhOrJSx3I/AAAAAAAAABc/aE8TZn2-87E/s72-c/f%25C4%25B1nd%25C4%25B1k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9203812598106011085.post-5948164208243678484</id><published>2011-02-23T07:32:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:32:33.991-08:00</updated><title type='text'>Zaman Yolculuğu</title><content type='html'>&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yFmrsDcdCkc/TWUnp6tPSwI/AAAAAAAAACk/xvcGrkejBwE/s1600/sa23.JPG" imageanchor
